Zekât Temizler, Zekât Bereketlendirir
İslam’ın temellerinden biri olan zekât, temizleme ve artma anlamına gelir. Zekât vereni, alanı, malı ve toplumu temizleyen bir ibadettir. Aynı şekilde zekât malı bereketlendirir, zekât verenin Allah katındaki değerini artırır. Şöyle ki:
Zekât, vereni temizler: Variyet sahibi zengin kişi, zekât vermekle bencillikten, dünyevileşmekten kendisini temizler. Zekât vermekle kalbi yumuşar, diğerkâmlık duyguları harekete geçer, gönlü huzurla dolar.
Zekât, alanı temizler: Zekât almak durumunda kalan fakir, zenginleri kıskanmaktan ve onlara düşman olmaktan kendisini temizler. Ayrıca kanaatsizlikten, şükürsüzlükten arınmış olur.
Zengin ve fakir kişiler bilirler ki zenginlik ve fakirlik, şu dünya hayatının sınav sorularından biridir. Tıpkı sağlık ve hastalık gibi. Zengin variyetiyle sınanmaktadır, fakir yoksulluğuyla. Dolayısıyla zengin, zekâtını vermekle bu sınavı başarma çabası içerisine girmektedir. Fakir de aldığı zekâtla bu ilahî yasayı koyduğu için Yüce Allah’a şükrederek, bu ilahî yasaya uyduğu için de zengin kardeşine teşekkür ederek bu sınavı kazanma gayreti içerisinde olmaktadır.
Zekât, malı temizler: Müslüman, İslamî ölçüler doğrultusunda malını kazanıp harcamaya dikkat eder. Ne var ki çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz sözünde de ifade edildiği gibi kazandığı mala, farkında olmadan şüpheli, şaibeli şeyler karışmış olabilir. İşte zekât vermekle, mal bu şaibelerden temizlenmiş olur. Yoksa göz göre göre haram yollardan elde edilen mal, zekâtı verilmekle temizlenmez. Hatta haram malın zekâtı olmaz. O, gerçek hak sahibine iade edilmeli yahut sevap beklemeden fakir fukaraya verilmelidir. Öte yandan zekâtı ödenmemiş mal, fakirin hakkını içerisinde barındırmakla kirlidir. Zekâtı ödenmiş mal ise bu anlamda temizdir.
Zekât, toplumu temizler: Yüce Allah, insanları farklı variyet sahibi kılarak birbirlerine muhtaç hale getirmiştir. Her toplumda zenginler ve fakirler hep olagelmiştir. Allah rızıkta kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur. (Nahl 16/71) İslam, adalet ve hakkaniyet temelleri üzerine inşâ ettiği mutedil/denge toplumunda variyete göre sınıfların oluşmasını istemez. O, zengin fakir insanları birbirine yakınlaştırmak, kaynaştırmak ister. Zira İslam toplumunun fertleri tarağın dişleri gibi eşit olan, üstünlüğü ancak takvada gören, birbirini kardeş bilen ve sağlam bir binanın tuğlaları gibi birbirine kenetlenmiş olan, bir bedenin organları gibi tek vücut olan bir toplumdur. İşte infakın bir şubesi olan zekât ibadeti sayesinde toplumun fertleri birbirinin derdiyle dertlenmenin, birbirinin yardımına koşmanın sonucu birbirine yaklaşır, birbirine sevgi ve saygı nazarıyla bakar. Fakir bilir ki, zengin kardeşi sayesinde dünyevî ihtiyaçları karşılanmaktadır. Zengin de bilir ki fakir kardeşine infak etmesi sebebiyle sevaba ve Rabbinin rızasına nail olmaktadır. Zekât çarkının sürekli döndüğü bir toplumda kıskançlıklar ve bunun sonucunda olabilecek düşmanlıklar son bulur, bunun yerini sevgi ve kardeşlik alır.
Müminler, zekât için çalışırlar: Firdevs cennetinin sakinleri olacak Müminlerin en temel özelliklerini sayan Müminûn suresinin ayetlerinden biri de şu ayettir: Onlar zekât emrini yerine getirirler, zekât vermek için çalışırlar. (Müminûn 23/4) Mekke’de inen bu ayette müminlerin temel özelliği olarak zekât vermeleri ve zekât vermek için çalışmaları sayılmıştır. Herhangi bir zenginlik sınırı ve verilecek zekât miktarı belirlenmeden bu özelliğe yer verilmiştir. Zira zekât ibadetinin zamanı, miktarı, kimlere verileceği ve veriliş şekli daha sonra gelecek olan ayetlerde ve hadislerde belirlenecektir. Bu ayetle müminler zekât ibadetine teşvik edilmekte, zekât veren konumunda olmak, bu konuma gelebilmek ve zekâtı layıkıyla verebilmek için çalışıp çaba göstermekle emrolunmuşlardır. Ayetteki zekât ifadesi, genel olarak sâlih amel olarak da anlaşılmıştır. Buna göre anlam şöyle olur: O müminler nefislerini temizleyecek sâlih amelleri işlemek için çalışırlar.(Bağavî, Tefsîr; İbn Kesîr, Tefsîr)
Mekkî Ayetlerde Zekât: Zekât, ibadeti Medine’de hicretin ikinci yılında farz kılınmışsa da Mekke’de inen ayetlerde zekâttan bahsedilmiştir. Şöyle ki, ayetlerin bir kısmı Önceki peygamberlerin şeriatlarında da zekât ibadetinin olduğunu bildirmektedir.(A’râf 7/156; Meryem 19/13, 31, 55; Enbiyâ 21/73), Bir kısım ayetlerde müminlerin temel özelliği olarak zekât verenler olmaları vurgulanmıştır. (Müminûn 23/4, Neml 27/3, Lokman 31/4) Yine iki ayette Zekâtın malı bereketlendireceği (Rûm 30/39) ve Müşriklerin zekât vermeyen kimseler olduğu (Fussılet 41/7) belirtilmiştir. Bu ayetlerle müminler, zekât ibadetine hazırlanmış ve infaka yönlendirilmiştir.
Medenî Ayetlerde Zekât: Yukarıda belirtildiği gibi zekât Medine’de Hicretin II. yılında farz kılınmıştır. Medine’de inen ayetlere genel olarak baktığımızda şu sonuçları elde ederiz:
Pek çok ayette zekât, namaz ibadetiyle birlikte emredilmiştir: Namazı kılın, zekatı verin… O müminler namazı ikame ederler, zekâtı edâ ederler… (Bakara 2/43, 83, 177, 277; Nisâ 4/77, 162; Mâide 5/12, 55; Tevbe 9/5,11, 18, 71; Hac 22/41, 78; Nûr 24/37, 56; Ahzâb 33/33; Mücadile 58/13; Müzzemmil 73/20; Beyyine 98/5)
Bir ayette sadaka kelimesi kullanılarak zekâtı toplama görevi Peygamberimize, onun şahsında yöneticilere verilmiştir: Mallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir. (Tevbe 9/103) Bu ayetten de anlaşılacağı üzere zekât verme işi, zekât yükümlüsü zenginlerin keyiflerine bırakılmamış, yetkililer eliyle tespit edilip toplanması ve uygun yerlere dağıtılması emredilmiştir. Nitekim aynı surenin zekâtın dağıtılacağı kesimleri belirten ayetinde zekât toplamakla görevli kişiler olan âmiller de zekât fonundan pay alan kimseler olarak anılmıştır. Söz konusu ayet şöyledir:
Zekâtlar; Allah’tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarf edilir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe 9/60)
Pek çok ayette de zekât/sadaka verme adabı üzerinde durulmuştur:
Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır.
Onların doğru yola iletilmeleri sana düşmez, fakat Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Harcadığınız iyi şey kendinizedir, zaten ancak Allah’ın rızasını kazanmak için sarf edersiniz. Sarf ettiğiniz iyi bir şeyin karşılığı haksızlığa uğratılmaksızın size verilir.
Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, utanmalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarf ettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir.
Gece gündüz, açık, gizli, mallarını sarf edenlerin mükâfatlarını Rableri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (Bakara 2/271-274)
Ey İnananlar! Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarf Allah rızıkta kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur.eden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. (Bakara 2/264)
Bu ve benzeri pek çok ayetten de anlaşılacağı üzere zekât/sadaka/infâk Yüce Allah’ın emri olarak O’nun rızasını kazanmak için verilmelidir. İhtiyaç sahibi olan kimseler doğru tespit edilmeli ve öncelikli olarak onlara yardım yapılmalıdır. Sevgi ile yapılan bu yardımlarda insan onuru incitilmemeli, yapılan yardımlar asla başa kakma aracı yapılmamalıdır. Gösterişten uzak olmak için özellikle yapılan nafile yardımların gizli yapılması esastır. Farz olan zekât ise, insanların zan ve şüpheli yaklaşımlarını engellemek için açıktan verilebilir. Ama asıl olan bütün bu yapılanların Yüce Allah’ın rızası için yapılmasıdır. Unutulmasın ki Allah için yapılan yardımların her biri sahipleri için birer ahiret yatırımıdır. Onlar yaptıkları yardımın gerçek anlamda karşılığını ahirette alacaklardır.
