Cennet Köşklerinin Sakinleri ve Cehennemde Odun Hamalı Kadınlar!

İslam, insanlığın dinidir. O, kadın erkek tüm insanlığa gelmiştir. Kadın erkek herkes İslam’ın muhatabıır. İnsan olarak her iki cins de Allah’ın kuludur ve O’na karşı sorumludur. Zaten hayat, ilk insan Hz. Âdem ve ondan hemen sonra yaratılan Hz. Havva ile birlikte başlamıştır. Dünya hayatı kadın erkek ile başlamış, kadın erkekle devam edecek ve ahiret hayatı da benzer şekilde kadın erkek birlikte olacaktır. Cennetin sakinleri de cehennemin sakinleri de kadın ve erkelerden oluşacaktır.

Tarih boyunca kadın ezilmiş, kadına ikinci sınıf muamelesi yapılmış, kadına tanınan mehir, miras, mal edinme hakkı, konuşma/fikrini söyleme hakkı hep ötelenmiş/gasbedilmiş, kadın dövülmüş şiddete maruz kalmış. Bütün bunlara tepki olarak da kadın lehine pozitif ayrım yapmak moda olmuş ve bunun neticesinde feminist bir anlayış gündeme gelmiş. Biz ifrat ve tefrit çizgisindeki bu iki anlayışı bir kenara bırakarak Kur’ân’ın kadına bakışını, canlı örnekler ışığında ele almaya çalışacağız.

Hayat Düsturumuz Kur’ân, iki grup kadını örnek verir Tahrim Suresinde. Erkek gibi, kadın da bu iki sınıftan dilediğinin safında yerini alabilir. İşte ayetler:

Allah, inkar edenlere, Nuh’un karısıyla Lut’un karısını misal gösterir: Onlar, kullarımızdan iki iyi kulun nikahı altında iken onlara karşı hainlik edip inkarlarını gizlemişlerdi de iki peygamber Allah’tan gelen azabı onlardan savamamışlardı. O iki kadına: «Cehenneme girenlerle beraber siz de girin» dendi.

Allah, inanlara Firavun’un karısını misal gösterir: O: «Rabbim! Katından bana cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun işlediklerinden kurtar; beni zalim milletten kurtar» demişti.

İffetini korumuş olan İmran kızı Meryem de bir misaldir. Ona ruhumuzdan üflemiştik; Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etmişti; o, Bize gönülden itaat edenlerdendi. (60 Tahrim 10-12)

İki Salih Kulun İki Karısı

Hz. Nuh ve Hz. Lût peygamberin hanımları. Onlar, iki peygamberin hanımları olarak onların davetine muhatap olmuşlar, onların meziyetlerine yakınen şahit olmuşlar ama yine de onlara inanmamışlardı. Onların ihaneti, davaya ihanetti. Yoksa kocalarına namus ihaneti değildi. Zira namusihaneti olsaydı, böyle bir hanımla beraber olmak peygambere yakışmazdı.

Demek ki iyi insanların yakını olmak, kişiyi kurtarmaya yetmiyor. Önemli olan iyilerin yakını olarak iyilerden olmaktır. Nitekim Peygamberimiz kızı Fatıma’ya davetin daha ilk yıllarında bu gerçeği hatırlatarak şöyle diyordu: Kızım Fatıma! Babanın peygamber oluşuna güvenme. Rabbin için salih amel işlemeye bak. Sen salih ameller işlemezsen, peygamber baban sana bir şey yapamaz!

Nuh ve Lût peygamberin hanımlarına, peygamber kocaları bir şey yapamadı. Onların dünya ve ahiret azaplarına mani olamadı. Dünyada helak oldular, ahirette de onları cehennem azabı beklemektedir. Çünkü onlar iman etmemişlerdi. Ameli geri bırakan kimseyi ise nesebi ileri taşayamazdı. Elbette asil bir soydan gelmek, asil kimselerin yakını olmak güzel bir şeydir. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Şayet o asil insanlara yaraşır yakın olunursa, asil kimselerin yakını olmak anlamlı olur.

Azgın Firavun’un İmanlı Karısı

Kocası Firavun’du. İlahlık taslayan Firavun. Zulmü ayyuka çıkmış Firavun. İnsanları köleleştiren, ihtirası uğruna doğar doğmaz masum yavruların canına kıyan Firavun. İşte onun karısı Âsiye, Hz. Musa peygamberin çağrısını duymuş ve o çağrıya uymuş, iman etmişti. Demek ki insan akıl ve iradesiyle kötü çevresine rağmen doğruyu bulabilir ve iyilerden olabilir. Bu konuda Âsiye anne en güzel örnektir.

Rivayete göre o kutlu anne, Firavun’un baskı ve zulümlerine rağmen imanından dönmemiş ve şehid olarak dünyadan ayrılmıştı. Sonuçta Yüce Allah, onun duasına icabet etmiş ve Firavun’un zulmünden onu ve imanını kurtararak onu yanına almış ve cennette ona özel köşkler hazırlamıştır.

İffet Abidesi Hz. Meryem

Meryem annemiz, Yahudi din baronlarının kadına sosyal hayatta asla hak ve imkan tanımadıkları bir dönemde daha anne karnında iken Allah’a ve O’nun mabedinde O’na kulluğa adanmış olarak dünyaya gelmiş bir çocuktu. Teyze kocası Hz. Zekeriya peygamberin nezaretinde, himayesinde ve eğitiminde bir gül gibi mabedde yetişti ve Allah kullukta, O’nun dinini hizmette kadının da var olduğunu tüm cihana haykırdı.

Yüce Rabbimiz onu, hiçbir erkekle beraber olmadan anne yaptı ve Hz. Meryem, İsa peygamberin annesi oldu. Böylece erkek olmayı her şey sanan baronlara, en kalıcı ders verilmiş oldu. Hz. Meryem’in şahsında, olmazları olduran Yüce Yaratıcının erkek olmadan da çocuk olur ilahî yasası gerçekleşti. Meryem Ana, anne karnında Allah’a adanan, çocuk yaşta mabedde ibadete kendini veren bir iffet abidesi oldu. Kadınlar başta olmak üzere tüm insanlığa, kirli toplumda da tertemiz kalınabileceğinin en çarpıcı örnekliğini sundu. Yüce Yaratıcı, onun bu seçkinliğini bir peygambere anneolmakla taçlandırdı.

Odun Hammalı Kadın

Kur’ân, indiği dönem kadınlarından EbuLeheb’in karısını özel bir surede özel olarak anar. İnkârcı kocasının yanında yer alan, İslam’a ve O’nun son peygamberine düşmanlıkta kocasıyla yarışan bir kadın olarak anar. Ebu Leheb’in eşi de; odun hamalı olarak, boynuna bükülmüş bir ip olarak ateşe yaslanacaktır. (111 Leheb 4-5)

Adının Ümmü Cemil olduğu söylenen o kadın, Hz. Peygamberin amcasının karısı, yani yengesiydi. Aynı zamanda komşusu. Ama o, ne akrabalığının gereğini yaptı, ne komşuluğunun ve ne de insanlığının gereğini! Hep düşman oldu o Kutlu elçiye. Düşmanlıkta kocasıyla yarıştı. Diliyle en ağır hakaretleri yaptı, yetinmedi eliyle olmadık şeyleri yaptı. Allah Rasülünün geçeceği yerlere dikenler ve pislikler atarak Ona eziyet etti. Ebu Leheb, yegeni olan Peygamberimize olmadık işkence ve eziyetleri yaptı, karısı da bu konuda hep onun destekçisi oldu.

Eşi de; odun hamalı olarak, boynuna bükülmüş bir ip olarak ateşe yaslanacaktır. Aynen dünyada bir ve beraber oldukları gibi, orada da bir ve beraber olacaklardır. Dünyada kader birliği yapıp Tevhide karşı verdikleri savaşın plan ve proğramlarını beraberce yaptıkları gibi, cehennem alevleri içerisinde de beraber olup bu sefer alevlerle, birbirleriyle boğuşacaklardır. Yoksa karı-koca orada beraber olmanın tadını tadamayacaklardır.

Ayet, karı-kocanın dini yaşama konusunda da, birbirlerinin yanında olmalarının gereğini ima ediyor. Din düşmanları birbirleriyle yardımlaşırsa, İslam ailesinin ferdleri niçin birbirlerinin yardımcısı olmasınlar?!

Ümmü Cemil, bir sürü hizmetçisi olmasına rağmen, dünyada bizzat kendisi odun taşırdı. Peygambere olan düşmanlığından bizzat kendisi elleriyle diken toplar ve O’nun geçeceği yollara sererdi. İnsanlar arasında ayrılık ve fesat ateşini körükleyen dedikodu-laf odunlarını taşırdı. Hatta o zamanlar müşriklerin önde gelenlerinden olan Ebu Süfyan’ın, kızkardeşi Ümmü Cemil’in kocasını İslam ve onun peygamberine karşı kışkırtmasında önemli bir rol oynadığı görülür.

Ümmü Cemil’in Cehennemdeki görüntüsü de dünyadakinin aynısı yahut benzeri olacak. Yaşadığı gibi ölecek ve öldüğü gibi dirilecek yani. Tüm bu tevhid düşmanlığının vizri, yaptığı dedikoduların ağır günahı sırtında olduğu halde, aynen bir odun taşıyıcısı gibi, kamburlaşmış beliyle uflaya puflaya cehennem alevlerine yaslanıp yuvarlanacaktır.

İşte kadın erkek herkese, iki grup insan tipi. Biri Peygamberlerin yanında yer alanlar, diğerleri onlara karşı duranlar. Artık dileyen dilediği safta yerini alsın ve yapıp ettiğinin de sonuçlarına katlansın.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir