Oruç İbadetiyle Takvaya Eriş
Orucun farziyyetini bildiren ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de farz kılındı. (Bakara 2/183)
Oruç, tevhid tarihiyle bütünleşmemizi sağlayan bir ibadettir. Zira oruç, bizden önceki ümmetlere de farz kılınmış bir ibadettir. Bizler oruç tutmakla, tüm tevhid ehli ile aynı yolda yani Yüce Rabbin yolunda olduğumuzu ispat etmiş oluruz.
Oruç, aynı anda en kalabalık cemaatle edâ edilen bir ibadettir. Şöyle ki oruç ayı Ramazan’da dünyanın dört bir yanında müminler, bu ibadet içerisine katılırlar. Böylece milyonlarca mümin aynı ibadetin içerisinde buluşmuş olurlar. Bunun için oruç ibadetinin fazileti ve sevabı pek çoktur.
Oruç, sahibini takvaya eriştiren bir ibadettir. Takva, Yüce Allah’tan sakınmak, her yerde ve her zamanda O’nu hesaba katarak yaşamaktır. Takva, Yüce Rabbin emirlerini tutmak, yasaklarından kaçınmaktır. Kuşeyrî, tefsirinin başında müttakîyi şöyle tanımlar: Müttakî, takvalı oluşunun bilinmesinden sakınan, takvasına güvenmeyen ve kurtuluşu ancak Mevlâ’sının lütuf ve rahmetinde gören kimsedir. Allah için oruç tutmakla kişi, kendini Rabbin emriyle yeme içme ve cinsellik gibi şeylerden alıkoyar. O’nun yasakladığı imsâk süresince bunlardan sakınır, iftâr vaktinde de O’nun emriyle yer içer. Bu, kulun kendisini Rabbin emir ve yasaklarına riayet etmeye hazırlamasıdır. Çünkü oruçlu kişi, Rabbinin emri olduğu için iştah duyduğu şeyleri terk eder. O’nun belirlediği süre içerisinde bu emirlere uyar. Sonraki hayatında da bu tavrını sürdürür. Nefsi Rabbinin onaylamadığı bir eyleme onu sevk etmek istediği zaman kendini tutar.
Diğer ibadetler gibi, oruç da vakit bilincini oluşturan bir ibadettir. Çünkü oruç belli bir ayda, sayılı günlerde ve günün belli saatlerinde tutulan bir ibadettir. Tıpkı namaz vakitlerinin günlük olarak dakika dakika değiştiği gibi, oruca başlama ve bitiş saatleri de günlük olarak değişir. Bu da kişi de zamanı ölçülü bir biçimde kullanma ve onu en güzel bir şekilde değerlendirme bilinci kazandırır.
Oruç, içerisine riya karışmayan ve yalnızca Yüce Allah için tutulan bir ibadettir. Onun için bir kudsî hadiste haber verildiği üzere Rabbimiz şöyle buyurmuştur: Oruç Benim içindir, onun mükafatını ancak Ben veririm. Bir kişinin hakikaten oruçlu olup olmadığı ancak kişi tarafından bilinir. Zira insanlar oruç olmadıkları halde oruçlu sanılabilirler.
Oruç, pek çok hikmeti bağrında barındıran bir kutlu ibadettir. Şöyle ki, oruç tutmakla mümin aç ve susuz kalmaya kendini hazırlar. Bunun için oruç bir sabır eğitimi, bir sabır okuludur… Oruç, nefsi dizginlemenin, onu kontrol altında tutmanın eğitimidir… Oruç, yeme içme ve cinsellikten uzak olan meleklerin haliyle hallenmenin, yani melekleşmenin bir göstergesidir… Oruç tutmakla kişi, açlığın ne demek olduğunu anlar, yoksulların halini hatırlar ve onlara yardım etmek için harekete geçer… Oruç tutmakla aç ve susuz kalan kişi, acziyetini anlar, Yüce Rabbe ve O’nun rızıklarına muhtaç olduğunu kavrar, O’nun nimetlerini kıymetini fark eder…
Günah Silgisi Bir İbadet: Oruç
Oruç, günahlara kefaret olan bir ibadettir. Kur’ân ayetlerinde pek çok hatanın telafisi için oruç emredilmiştir. Şöyle ki:
Yanlışlıkla birinin ölümüne sebep olan kefaret için iki ay oruç tutmalı. (Nisâ 4/92) Yanlışlıkla birini öldüren kimse diyet ödemenin yanında bir köle azat ederek bu hatasına karşılık kefaret öder. Çünkü hatayla da olsa o bir cana kıymıştır, buna karşılık bir kişiyi özgürlüğüne kavuşturarak hatasını telafi etmeye çalışır. Buna imkân bulamayan kimse ise iki ay üst üste oruç tutar. Oruç tutarak nefsin esaretinden kendisini kurtarmaya çalışır. Bu onun tevbesinin kabulü için de bir hazırlıktır. Demek ki oruçta nefsi temizleyen ve onu özgürleştiren bir husus varıdır.
Yeminini bozan kimse kefaret olarak üç gün oruç tutmalı. (Mâide 5/89) Allah adına yemin eden bir mümin, yeminini bozduğunda buna kefaret olsun diye ya bir köle azat eder, ya on fakiri giydirir, ya on fakiri doyurur, ya da üç gün oruç tutar. Bunlar bozulan yemine kefarettir. Keffaret, hem kişiyi dünyada günahtan temizleyerek rahat ettirir, hem de ahirette cezalandırılmaktan kurtarır. Keffaret ödeyerek kişi, bir daha aynı hataya düşmemeyi öğrenir. Yemin kefaretinde üç günlük orucun köle azat etme, fakir fukaraya yardım etme seçeneklerine denk olduğu görülmektedir. Demek ki oruç ibadeti nefsin esaretinden kurtararak kişiyi özgürleştiren, onu arındıran ve ıslah eden bir ibadettir. Bütün bunlarda orucun terbiye edici bir özelliğinin olduğu açıktır.
İhram yasağını çiğneyen kimseye keffaret için oruç tutmalı. (Mâide 5/95) İhramda av yasağını çiğneyen kimse avladığı hayvanın dengi bir kurban keser veya onun miktarını fakirlere infak eder. Buna imkân bulamıyorsa avladığı hayvanın her yarım sa’ına (her bir buçuk kilogramına) karşılık bir gün oruç tutar. (Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili) Avlanma ile ihram yasağını çiğnemekle kişi nefsini şımartmaktadır. Buna karşılık o ya fakirlere infâkta bulunarak hatasını telafi etmeye çalışacak ya da oruç tutarak nefsini terbiyeye çalışacaktır.
Hacda başındaki rahatsızlık yüzünden tıraş olmak zorunda kalan kimse kefaret olarak oruç tutmalı… Yine hacda kurban kesme imkânı bulamayan kimse on gün oruç tutmalı… (Bakara 2/196) Bu ayette de hacda bir kısım yasakları çiğnemek zorunda kalan kimseye bu yaptıklarına kefaret olmak üzere oruç tutmaları emredilmiştir. Zira oruç, kişileri günahlardan arındıracak ve manen gönülleri rahatlatacaktır.
Zıhâr yoluyla hanımlarını boşamaya kalkanlar, sözlerinden döndüklerinde kefaret olarak 60 gün oruç tutmalı. (Mücâdile 58/3-4) Bir cahiliye âdeti olan zıhâr ile kişi karısını sözle incitirse, toplumun temeli aileyi yıkmaya yeltenirse buna keffaret olarak ya bir köle azat etmeli, ya altmış fakiri doyurmalı ya da altmış gün üst üste oruç tutmalıdır. Bu cezalar incitilen bir cana karşılık belirlenmiş ilahî yaptırımlardır. Böylece kişi bir daha benzeri hatalara düşmeme konusunda kendisini terbiye etmiş olacaktır. Zıhâr keffaretinde de altmış günlük orucun bir insanın özgürlüğüne yahut altmış fakiri doyurmaya denk olduğu görülmektedir.
Görüldüğü üzere oruç ibadeti insanları günahlardan uzak tutan, yasakları çiğnemekten onları koruyan ve işlenen hatalar sebebiyle tahrîp olan bedenleri, gönülleri tamir eden bir ibadettir. Nasıl ki dilimizle yapılan tevbe kâlî bir arınma ise, oruç da hâlî bir tevbedir. Tabi ki bütün bunların gerçekleşebilmesi, kalp başta olmak üzere bedenin bütün organlarına tutturulacak bilinçli oruçlarla mümkün olacaktır. Bir hadislerinde Peygamberimiz bizleri gerçek oruçları tutmaya şöyle yönlendirir: Nice oruç tutanlar vardır ki oruçlarından yanlarına kalan aç ve susuz kalmaktan başka bir şey değildir. Oruçla arınanlara, oruçla gerçek özgürlüğe ulaşanlara ve oruçla takvaya erenlere ne mutlu!
