Iıı. Soru

Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar

يَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلْ مَا أَنفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ

Sana, ne infak edeceklerini sorarlar, de ki: İnfak edeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir. 2/215

İnfak, müminin temel özelliğidir ve infak, mümini nifaktan kurtaran ayıraçtır. Aslında zengin fakir her mümin infâk ibadetinin içerisinde olmalıdır. Zira infak edebilmek için, belli miktar mala sahip olmak şart değildir. Zaten azken veremeyen, çokken veremez. Onun için insan küçük yaşta ve az mala sahipken vermeye alışmalıdır. Müminlerin temel özelliği anlatılırken onlar kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler buyurulmuştur. Dolayısıyla her mümin az olsun çok olsun, mal yahut başka sahip olduğu bir şeyi Allah yolunda, O’nun kullarının hizmetine sunarak infak amelinin içerisinde yer alabilir. Variyet, ilim, itibar, bedensel güç ve benzeri her meşru şeyden infak mümkündür.

Her şeyin asıl ve gerçek sahibi Yüce Yaratıcıdır. O, kullarının kimine çok, kimine ölçülü vererek onları sınamıştır, O, isteseydi herkese eşit miktarda verebilirdi. Ancak O, kullarını variyet bakımından farklı seviyelerde yaratarak onları birbirlerine muhtaç kıldı ve onları birbirleriyle imtihan etti. Şu dünya hayatında zengin fakirle, fakir zenginle sınanmaktadır. Zengin, sahip olduklarına ne kadar şükredecek, malındaki fakirin hakkını vaktinde ve gereği gibi verebilecek mi, verdiğinde hangi niyetle vermektedir, tüm bu konularda sınanmaktadır. Fakir de sınanmaktadır. Kanaat sahibi olarak haline sabredebilecek mi, yoksa hırsızlık, yolsuzluk gibi yanlış yollara mı sapacak; zengini kıskanıp ona düşmanlık mı besleyecek yoksa olanda hayırları görmeye mi çalışacak?

Nitekim bir önceki ayette siz sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız buyrularak herkesin sınavdan geçeceğine dikkat çekilmiştir.

Variyet sahibi O’nun emanetçisidir. Emanetçiler olarak onlar, O’nun mülkünden O’nun emri/sevgisi ile O’nun kullarına harcamakla yükümlüdürler. O’nun için vermek, aslında almak ve kazanmaktır. Zira infak, ahiret yatırımıdır, kişinin kendine yatırımıdır. Nitekim Peygamberimiz kendisine hediye olarak gelen bir koyunun üç budunu dağıtıp birini bu da bize kaldı buyur Ya Rasülallah diyerek sofraya koyan annemize şöyle karşılık vermiştir: öyle demeyiniz, bize kalan üç buttur, dağıttığımızdır bize kalacak olan, yiyip tükettiğimiz değil!

Önce Yakınlar!

İslam, kişinin önce yakınlarını ziyaret etmesini, önce onları irşat etmesini ve öncelikle onlara yardım etmesini emretmiştir. Mümin, maddî ve manevî yardıma, önce yakınlarından başlayarak sıla-i rahimin gereğini yerine getirmeye çalışır.

Yakınlara maddî yardım, onların manevî uyarılara açık olmasına sebep olacaktır. Çoğu insan yakınları ihtiyaç sahibi olduğu halde, onlarda gördüğü bir kısım olumsuzluklar sebebiyle onlara yardım etmek istemez. Durumlarını hiç bilmediği uzaklarda bulunan kimselere yardım etmeyi tercih eder. Ayetler ise, maddî ve manev3i yardımlara önce yakınlardan başlamasını emretmektedir.

Kişinin kendi eş ve çocuklarına, yakın akrabasına yapacağı hayır harcamaları onun için bir sadakadır ve hep kendisine sevap kazandırır. Sizden birinizin eşinin ağzına koyacağı her lokma kendisi için sadakadır.

Bu nedenle Müslüman, ailesinin maddî ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaya gayret eder. Yediğinden yedirir, giydiğinden giydirir, onlara iyilikleri emreder, kötülüklerden sakındırır ve kendisiyle beraber onların da Rızaya erip cennete gitmelerini arzu eder. Zaten Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizi cehennem ateşinden koruyun ayetinin gereği de budur.

Ayette, mal için hayır kelimesi kullanılmıştır. Çünkü mal/variyet, hayır için sahiplenilmelidir. Sahibine hayır kazandırmayan variyet, onun için cehenneme gidiş sebebi olacaktır. Yine insan, mal/variyet sahibi olmayı salt hayır sandığından, mal için hayır kavramı kullanılmıştır. Nitekim ayette, insan hayra/mala çok düşkündür buyurulmuştur.

Ayette infâk edilmesi gerekenler sayılırken önem sırasına göre sayılmıştır: Ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular… anne baba, kişinin dünyaya gelmesine vesile olan kişilerdir. Kişinin en fazla üzerinde hakkı olanlar da anne babasıdır. Dolayısıyla kişi, onlara infâk ederken bu borcunu ödemeye gayret eder. Akrabalar da kişi üzerinde en fazla hakları olanlardır. Onlara yardım, kişinin öncelikli yardımı olmalıdır. Zira yakın çevresini ihmal eden insanların, uzaklarındaki kimseleri kurtarmaya kalkması doğru değildir. Yetimler, düşkünler toplumun gariban kesimidir. Onlara yardım edilmesi, onları sevindirecek, onların sermaye ve sermaye sahiplerine düşmanlıklarını önleyecek; sonuçta onların ihtiyaçlarını karşılamak için meşru olmayan yollara başvurmalarını engelleyecektir. Yolda kalan kimselere yardım etmek de dinimizin emridir. Onlara yardım, gayeli seyahata çıkmayı teşvik edecek, variyet sahibi iken çeşitli sebeplerden dolayı ihtiyaç sahibi haline gelen insanları onura edecektir. Başına beklenmedik bir bela musibet gelen ve zenginken fakir düşen kimseler hayal kırıklığına düşmeyecek, bir kısım muhtemel riskler sebebiyle girişimcilikten geri kalmayacak zorda darda kalırsam elimden tutacak kardeşlerim var düşüncesiyle yoluna devam edecek ve böylece ümmetlik ruhu pekişecektir.

Yanında dört dirhemi olduğunu söyleyen sahabîsine Peygamberimiz, birini kendine, birini eşine, birini çocuklarına, dördüncüsünü de daha iyi bir şekilde harcamasını/infak etmesini tavsiye etmiştir. Yine yaşlı sahabîlerden Amr b el-Cemûh, kendisinin zengin olduğunu ve malının ne kadarını kimlere infâk edeceğini Peygamberimize sormuş cevaben bu ayet inmiştir. Ayette anne baba da infâk edileceklerden sayıldığına ve anne babaya zekat verilemeyeceğine göre ayetin zekatı da içine alan infaka genel olarak işaret ettiğini söyleyebiliriz. Elbette insan kendini ve çoluk çocuğunu ihmal etmemelidir. Yine mümin, farz ve vacip olan zekat ve sadakaların yanında, nafile sadakaları da vermeye gayret etmelidir. Zaten bunlar birbirini tamamlayan salih amellerdir.

Aynı surenin 219. Ayetinde yine aynı konuya şöyle temas edilir: Ne infâk edeceklerini sana sorarlar, de ki: Artanı/ihtiyaç fazlasını infak edin. Bu ayette de ihtiyaç fazlasının infâk edilmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır. Ayette geçen afv kelimesi, aile efradının geçimini sağladıktan sonra ihtiyaç fazlası olan, sahip olunanın az bir kısmı, gönülden verilecek olan, malın en iyisi gibi manalara gelmektedir ki bunların hepsi infâk adabını belirleyen açıklamalardır.

Ayet Yüce Allah’ın yapılan her hayrı bildiğini söyleyerek sona ermektedir. Elbette Allah bilir, tüm yapılanları bütün ayrıntılarıyla bilir ve gereğini yapar. O, kim için harcandığını bilir, ne niyetle harcandığını bilir. Harcamalar yapılırken hangi gayeler için yapıldığını bilir. Müslüman, Yüce Allah’ın tüm gizlilikleri bütün ayrıntılarıyla bildiğinin bilincinde hareket eder ve hep O’nun rızasını kazanacak işler yapmaya çalışır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir