İzzet ve Şerefin Yegane Kaynağı:

elMecîd Allah

el-Mecîd ikramı bol, şan ve şerefi yüce olan, işleri hep sağlam ve düzgün olan demektir. Elbette O, övülmeye layık olan ve şanı yüce olandır. Ayetin bu cümlesi, ileri yaşta olmalarına rağmen Hz. İbrahim ve hanımına çocuk ihsan edilmesi müjdesinin ardından gelmiştir. O, kullarına her zaman bol bol ihsan eden, ümit ve çarelerin tükendiği anda ikram ederek olmazları oldurandır. O, olmazları oldurarak, kullarına bol bol ihsan ederek yüceliğini gösteren; bunun için övülmeye layık olandır.

Bizler, Peygamberimizden öğrendiğimiz salavat dualarında (Allahümme salli-Allahümme bârik) Hz. Muhammed ve âline, Hz. İbrahim ve âline salat ve selam gönderirken, Rabbimizden Onların ve yolunda olanların izzet ve bereketini dilerken, Rabbimizin Hamîd ve Mecid oluşunu tekrar ederiz: Şüphesiz Sen, övülmeye layık olan ve şanı yüce olansın! Zaten yukarıdaki ayette Hz. İbrahim ailesinden ve onlara bahşedilen nimetlerden bahsedilirken Rabbimizin bu iki ismi anılmıştı. Salavat dualarında da bu aynen tekrarlanmıştır.

Yüce Mevlâ’nın Arşı da mecîddir, pek yücedir: Yüce Arşın sahibi, çok seven, bağışlayan O’dur. Buna göre O’nun olan, O’nunla irtibatlı olan her şey yücedir, mükemmeldir. O’nun Arşı, O’nun dini, O’nun kitabı, O’nun Peygamberi ve O’nun mümin kulları hep yücedir.

Yüce Rabbimiz için el-Mâcid ismi de kullanılmıştır. O, ikramı bol olan, şanı yüce olandır.

Kur’ân Mecîd

Rabbimizin kitabı için de el-Mecîd sıfatı kullanmıştır: Kaf şanlı Kur’ân’a and olsun. Doğrusu sana vahyedilen bu Kitap, Levhi Mahfuz’da bulunan şanlı (mecîd) bir Kuran’dır Elbette Mecîd olanın kelamı da şereflidir, yücedir. O’nun evrensel son Kitabı, şeref ve yücelikleri insanlığa gösteren rehberdir. O, ayet ve hikmetli manalarıyla kullara bul bol ikramlarda bulunan hikmet membadır.

Mecd ve Şeref sahibi Peygamber

Peygamberimizin sıfatları arasında şu ifadeler de yer almıştır: el-Mahsûs bi’l-Izz: İzzet ve şeref kendine özgü olan. Aynı anlamda ona elMahsûs bi’l-Mecd, el-Mahsûs bi’ş-Şeref de denmiştir. Zira onun izzet ve şerefi ona özgüdür.

Elbette el-Mecid olan Rabbimizin elçisi olan ve O’nun Kitab-ı Mecidine muhatap olan Peygamberimiz de şan şeref sahibidir, kerem ve ikramı bol olandır. O, insanlığa hem manevî hem de maddî ikramlarda bulunmuştur. Onun şan ve şerefi, kerem ve cömertliği de şanına özgüdür. O, bütün bu özellikleri, Rabbine sunduğu eşsiz kulluğu, insanlara sunduğu örnekliği ile hak etmiştir. O, söylemleri, örnek eylemleri, muhteşem ahlakı ile özgündür, yücedir, izzet ve şeref sahibidir.

İzzet ve Şerefli Müminler

El-Mecîd ve el-Mâcid olan Rabbin kuluna düşen şan ve şerefi O’nda, O’nun kitabında ve O’nun dininde araması; O’nun ikramlarına mazhar olmaya çalışması ve O’nun gibi işlerini sağlam yapıp cömert olmasıdır. Kul, bu özelliklere sahip olmayı Yüce Allah’ın Mecîd kitabından öğrenecek, O’nun şan ve şeref sahibi Peygamberini kendisine örnek alacaktır. Kur’ân bunun teorisini sunmakta, Peygamberimiz de örnek hayatı ile pratiğini göstermektedir.

Bütün bunlara muhatap olan mümin, her zaman ve her yerde, her söylem ve eylemiyle bu izzet ve şerefini muhafaza etmeli ve en güzel şekilde onu temsil etmelidir. Zira mümin, bulunduğu her yerde İslam’ın temsilcisidir. Onu gören ve izleyen herkes, müminin inandığı dinin, o dinin kitap ve peygamberinin izzet ve şerefini onda görebilmelidir. Dolayısıyla müminlik, kuru bir iddia ve sevda değildir. O, sorumluluğu ağır, layığıyla taşındığı zaman ise kazanımı bol bir devlettir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir