Adalet Rehberi Kitabı İndiren, Adaletli Peygamberi Gönderen Allah Âdildir ve Adaleti Emreder
Yüce Allah âdildir ve adaleti sever.
el-Adl, adalet kaynağı olan, hep adaletle hüküm veren, adaleti emreden ve adaletli olanları seven demektir. Adalet, her hak sahibine hakkını vermek, her şeyi yerli yerine koymaktır. Yüce Allah, çok adaletlidir. Her şeyi yerli yerince, ölçülü ve dengeli yapmıştır. “O, seni dengeli kılandır..” ”Doğrusu Allah adalet ve iyilikte bulunmayı emreder..” “Adaletli olun, zira o takvaya en yakın olandır..” O’nun her yaptığı adaletinin gereğidir. O’nun evrene koyduğu nizamı da, bize gönderdiği ilahî mesajı da, biz insanlar için uygun gördüğü nizamı da adaletin kendisidir. O’nun sözleri ve fiilleri ölçülüdür. Onlarda ölçüsüzlük ve tutarsızlık yoktur.
Adalet sahibi olmak isteyen O’na yönelmeli ve O’nunla bağlantı kurmalıdır. Zira yeryüzünde adaletin kurulması, mutlak adalet sahibi olan Yüce Yaratıcıya bağlı kalmakla mümkündür. Nitekim O’nunla irtibatın kesildiği yer ve zamanlarda adalet değil zulüm kol gezmiştir hep. O’nun bu sıfatına inanan kul, söz ve davranışlarında ölçülü, dengeli ve tutarlı olmalıdır. Organlarını, malını, sahip olduklarını yerli yerince kullanmalıdır. Çünkü O, bizden adalet sahibi ölçülü bir toplum olmamızı istemiştir.
Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.
Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.
Kur’ân adalet kaynağı ve rehberidir.
Kur’ân’a işaret edilen bir ayette, ilahî sözün adl oldu blirtilir: Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlandı. Gerçekten de Kur’ân adaleti emreder ve o adalet ilkeleriyle dopdoludur. Onun için adaletli olmak isteyen Kur’ânî ilkelere yönelmeli, onları doğru bir şekilde fehmedip uygulamalıdır. Zira Hakkın Kelamı, her hak sahibine hakkını vermeyi emreden ilkelerle doludur.
el-Müaddil de Kur’ân’ın isimleri arasında sayılmıştır. Hadiste Kur’ânla hükmeden adaletle karar vermiş olur buyurulmuştur.
Peygamber âdildir
Peygamberimizin pek çok isminden biri de el-Âdil’dir. O, hep adaletli olan, asla zulüm ve haksızlığa sapmayandır. Yine ona adaletin zirvesi ve simgesi anlamına el-Adl de denmiştir. Yine ona El-Muksit de denmiştir. El-Muksit, adalet sahibidir. Adl ile kıst arasında şöyle ince bir fark vardır: Adalet sahibi, hak sahibine hakkını tam olarak verendir. Muksit ise, hak sahibine hakkını verdiği gibi, kendi hakkından ferağat eden, fazlasını ikram edendir. Peygamberimizin hayatında bu güzelliklerin hepsi vardır. O, verdiği kararlarda hep adaleti gözetmiş, mazlumun hakkını zalimden almak için mücadele etmiştir. Kendi çocuklarına, eşlerine, akrabalarına, arkadaşlarına ve hatta inanmayanlara dahi haklarını vermiştir. Zira O, Yüce Allah’ın şu emriayeti O’nun adalet ve hakkaniyet sahibi oluşunu açıkça göstermektedir:
Allah’ın indirdiği Kitap’a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum.
Mümin de yeryüzünde adaletin şahididir.
Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.
Adaletli olmak, adaleti ayakta tutmak, Allah’ın müminlere fermanıdır.
Adalet, her hak sahibine hakkını vermek, her şeyi yerli yerine koymak, yerli yerince kullanmaktır.
Adalet, dinen mahzurlu olan şeylerden kaçınarak hak yol üzere istikamette olmaktır. İfrat ve tefrite kaçmadan orta yolda olmaktır. Büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahlarda ısrar etmemek, ayak takımının yapageldiği düşük işlerden sakınmak, her konuda itidal ve istikamette olmaktır.
Adalet, sözü, malı, emeği, kısaca her şeyi yerli yerince kullanmaktır. İnsanın kendisine ait olanı/hakkını alması, başkasına ait olanı vermesidir. İnsan-Allah, insan-insan, insan-varlık ilişkilerinde ölçülü olmak, düzenli ve dengeli olmaktır.
Adalet, gizli açık her hakkı sahibine vermektir. Kıst ise, aşikar görünen adalet demektir. Kur’ân hem adaleti emretmiştir, hem kıstı emretmiştir. Müslüman, gücü yettiğince her ikisini de yerine getirmelidir. Sözgelimi, delili belgesi olmayan kimseye de hakkını ödemelidir.
Adalet üç yerde olur:
1-Kul ile Rabbi arasında olan adalet: Bu, Allah’ın hak ve isteklerini, nefsin isteklerine tercih etmekle olur. Allah’ın rızasını nefsin arzularının önüne geçirmekle, yasaklananlardan kaçınmak, emrolunanlara sarılmakla olur.
2-Kul ile kendi nefsi arasında olan adalet: Nefsi helake götüren şeylerden sakınmak, tamahkârlıktan uzak olmak, her halükarda kanaat sahibi olmaktır.
3-Kul ile halk arasında olan adalet: Nasihat etmek, az-çok her hususta hıyaneti terk etmek, insanlara insafla muamele etmek, açık olsun-gizli olsun söz ve fiiliyle insanlara kötülük etmemek ve insanlardan gelen belalara zillete düşmemek kaydıyla sabr etmektir.
İtidalli olmak, önce inançta ölçülü olmakla başlar, söylemde ve eylemlerde ölçülü olmakla devam eder gider.
İnsanlığın hayrına yararına seçilip çıkarılmış olan İslam Ümmeti, insanlığın şahitleridir. Onlar, hakikatin tanıklarıdır. Her yere ve herkese hakikatin mesajını ulaştırmakla görevlidirler.
İslam Ümmetinin fertleri, gidişata seyirci ve duyarsız kalamazlar, gündemi belirlemek ve gidişata yön vermek bu ümmetin asıl ve asil görevidir.
Doğru şahitlik ibadet, yalan şahitlik ise ihanet, cinayet ve büyük günahtır.
Hiç kimsenin olmadığı yerde Yüce Allah vardır ve O, hiç kimsenin görmediğine tanıktır. Allah’a iman eden mümin, her ne pahasına olursa olsun gördüğü hakikatin tanığı olmak zorundadır.
İman adamı şahitlikten kaçınmaz, hakikati gizlemez, gördüklerini olduğu gibi anlatmaktan çekinmez. Ve o şahitliğini, herhangi bir menfaat beklentisi ile değil, Allah için, O’nun emri olduğu için ve O’nun rızasını kazanmak için yapar.
Ayette önce adaleti ayakta tutma, ardından da Allah için şahitlik yapma emredilmiştir. Zira adaleti ayakta tutma eylemdir, şahitlik ise söylemdir. Eylem, söylemden önemli ve önceliklidir.
Adaleti ayakta tutmada ölçü, hak ve adaletin kendisidir. Akrabalık ilişkileri, dünyalıklar, menfaat ve çıkar ilişkileri asla adaleti ayakta tutmaya engel olmamalıdır.
Yer gök adalet üzere kurulmuştur. Her şey ölçülü ve dengelidir. İnsana düşen, bu ölçülü/ahenkli hali devam ettirmesidir. Bu yüzden İslam insanı, herkese karşı adaletlidir.
Adaletin hayata hâkim olması, herkesin hayrına ve yararınadır.
Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır, haksızlık vardır, kargaşa ve kaos vardır. Zulüm ise, toplumu çürüten bir virüstür. Bunun için zulümle abâd olunmaz, hiç kimsenin yaptığı zulüm yanına kalmaz.
Müslüman, ailesi içerisinde, toplum içerisinde her zaman adaletin temsilcisidir. Hiçbir güç onu adaletten ayıramaz. Bir topluma olan aşırı sevgisi yahut aşırı kızgınlığı bile onu adalet yapmaktan alıkoyamaz.
İnsanda adalet duygusunun meleke haline gelebilmesi için, dinin çok önemli bir etkisi vardır. Allah ve Ahirete iman, adaletli olmayı sağlayan en önemli etkendir. Allah ve ahirete imanı olmayan kimselerden her zaman adaletten sapmalar beklenebilir.
Müslümanlar, tarihin her döneminde adaleti ayakta tutmaya gayret etmişler ve bulundukları her yerde hakikatin tanıkları olmuşlardır. Nitekim Hayber Yahudileri, Müslümanlardan gördükleri adalet ve hakkaniyet karşısında gökler ve yer işte bu adaletle ayakta durur, yeryüzünde cennet Muhammedîlerin eliyle kuruldu demekte kendilerini alamamışlardır.
Unutmayalım ki hiç kimsenin olmadığı ve görmediği en ıssız, en gizli yerlerde bile Allah kullarını görüp gözetmektedir.
