301 – Ramazan, Oruç ve Kur’ân’la Kendimizi Test Edelim!

Tıpkı Kur’ân gibi, takvalı insan yetiştirmeyi hedefleyen Ramazan orucu, sayılı günler ve sayılı saatlerde farz kılınmış bir ibadettir.

Bütün bunları görünce diyorsunuz ki, iyi ki Ramazan bir ay! Ya bu iki ay yahut daha fazla olsaydı! Korkarız ki bu durumda pek çok insan fire verirdi. Nitekim beş vakit namazın farziyyetine inandığı halde, Cuma ve bayram namazlarını kaçırmadıkları halde, beş vakit namazda fire veren pek çok insan vardır. İzler için kolaylık dileyen, zorluk dilemeyen Yüce Mevla’mız, oruc ibadetini sayılı günler ve sayılı saatlerle sınırlamış.

İyi ki Ramazan bir ay. Daha uzun olsaydı, orucu kanıksayacaktık. Artık ibadetimizi alışkanlığa dönüşecekti. İbadetin alışkanlığa dönüşmesi ise, ibadet ruhuna aykırıdır ve ibadetten istifade etmeye engeldir.

Ramazan iyi ki bir ay, daha az olsaydı, sözgelimi on-on beş gün olsaydı, bu kadar tesirli olmayacak, bu kadar insanları eğitmeyecek, dizginlemeyecek ve tezkiye etmeyecekti.

Hakîm olan Allah’ın her söylediğinde ve her eylediğinde sayısız hikmet yok mudur?

1431 nolu Ramazan bizlere elveda diyor, yani bize açılan bu çok önemli kredi kapanıyor. Bu Ramazan bir daha geri gelmeyecek. Şimdi artık geriye dönük kendimizi test eme zamanı. Bakalım bu Ramazan bize ne kazandırdı?

Ramazan, Kur’ân’ın inmeye başladığı ay olduğu için, diğer aylardan farklı oldu ve Kur’ân’da anıldı. Peki, bizim hayatımızda Ramazan, Kur’ân ayı oldu mu? Diğer aylardan farklı olarak daha çok Kur’ân okuyup anlayabildik mi? Kur’ân’ın hangi yeni hükümleri hayatımıza indi?

Oruçlarımızı tuttuk, peki oruçlarımız da bizi istikamette tuttu mu? Ramazan’dan önceki Müslümanlığımıza yeni güzellikler katabildik mi? Yahut Ramazan’dan önce bizde olan çirkinliklerden kurtulabildik mi?

Oruç bizi yemeden içmeden alıkoydu. Peki, haramları yeme ve içmeden alıkoyma melekesi kazandırdı mı?

Cinsellikten alıkoydu. Peki, harama uçkur çözmeme, göz ucuyla olsun harama bakmama, her çeşidi ile fuhşu düşünmeme melekesi kazandırdı mı?

Dilimizi tuttu ise, dilimize gıybet, yalan, iftira ve benzeri dilsel afetlerden korunma kabiliyeti kazandırdı mı?

Oruç ayında Kur’ân’lı olduk, çokça Kur’ân okuduk ve dinledik. Peki, bu okumalar bizi Kur’ân müslümanı yapabildi mi?

Bugünlerimize şükür ve fıtrat üzere kalma adına, fıtır sadakalarımızı verdik. Peki, bundan sonra gerçekten fıtrat dini üzere kalabilme sadakatini gösterebilecek miyiz?

Peygamberimizin sünnetini yaşatma adına teravihlerimizi kıldık. Peki, bundan sonraki hayatımızda sünnet üzere geçebilecek mi?

Cemaat dinini mensupları olarak, kadın erkek camilere koştuk. Peki, bayramdan sonra da gönlü mescidlere bağlı müminler olarak cami merkezli bir hayatın adamı olabilecek miyiz?

Bu mübarek ayda zekatlar verdik, infaklarda bulunduk. Peki, infak alışkanlığımızı, diğer aylarda da sürdürebilecek miyiz?

Ramazan’a elveda derken bu sorularla kendimizi test etmeliyiz. Bu testlerden geçerli puanlar alabilirsek, bayramda diploma/sertifika/cennet beraati almayı hak edeceğiz ve gerçek bayramı hak edenlerden olacağız. Değilse hayatımızdan bir Ramazan sayfası daha harcanmış olarak düşüp gidecek.

İftar dualarının birinde peygamberimiz şöyle buyururdu: Allah’a hamdolsun. Susuzluk gitti, damarlar ıslandı. Yüce Allah’ın izniyle sevap kesinleşti. (Ebû Davûd, Savm 22) Gerçekten bizler için sevabın kesinleşmesi için bu yukarıdaki sorulara gönül rahatlığı ile olumlu cevaplar verebilmek şart.

Yüce Rabbim bizleri, dünyasını İslam yurdu, ahiretini de Selam yurdu kılarak hakiki bayramlara erenlerden eylesin!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir