52 – Başarı, Hak Edenlerin Hakkıdır!
Başarı, muvaffakıyet demektir. Kelimenin mastarı tevfîk’tir. Tevfîk, kulun tedbiri ile Rabbin takdirinin buluşmasıdır. Buna göre kul gayret edecek, elinden geleni yerine getirecek, sonra Yüce Yaratıcıya işini havale edecek, O da lütf u keremiyle kuluna ikram edecek ve başarı gerçekleşecektir.
Yüce Allah isterse, kul çalışıp gayret etmeden de verir. Ancak O’nun koyduğu ilahî yasanın gereğidir, kulun çalışıp çabalaması ve O’ndan başarı talep etmesi. Onun için kul çalışıp gayret edecek, hak edecek, Yüce Allah da halk edecektir. Elbette meşru işlerde beklenir, Yüce Rabbin yardım ve ikramı. Günah ve haram işlerde O’ndan başarı beklenmez. Onun için kerahattan keramet gelmez, kötü şeylerden güzel sonuçlar beklenmez denmiştir.
Başarıya erme konusunda en güzel örneklerimiz peygamberlerdir. Onlar, Yüce Allah’ın elçileri olmalarına rağmen, vahiy ve mucizeyle desteklenmelerine rağmen, kul olarak yapılması gerekenleri yapmaktan bir an olsun geri durmamışlardır. Nübüvvet vazifesini layığıyla yerine getirebilmek için gece gündüz durmadan koşturmuşlardır. Siz bir peygamber biliyor musunuz ki, peygamberlik vazifesini aldıktan sonra oturup sadece dua etsin ve başarıya ulaşsın. Elbette hayır! Her peygamber, nübüvvet vazifesini aldıktan sonra, daha önceki hayır çalışmalarını artırarak sürdürmüştür.
İşte şu sözler Hz. Şuayb peygambere aittir ve hepimiz için başarı yolunda düstur edinmemiz gereken sözlerdir: Ey kavmim! Rabbimden benim bir belgem olduğu ve bana güzel bir rızık da verdiği halde, O’na karşı gelebilir miyim? Söylesenize! Size yasak ettiğim şeylerde, aykırı hareket etmek istemem; gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir dileğim yoktur. Başarım ancak Allah’tandır, O’na güvendim; O’na yöneliyorum dedi.
Peygamberlerin hatîbi unvanına sahip olan Hz. Şuayb’ın mesajından şunları çıkarmamız mümkündür ki aslında bunlar başarının sırlarıdır:
Kul, Rabbine karşı gelmekten sakınacak. Olumsuz şeyleri değil, olumlu şeyleri görecek ve o nimetlerden dolayı Rabbine şükredecek.
Davet yolcusu, bilgi ve belge üzere olacak, helal rızıkla beslenecek. Ayette geçen beyyine ve rızk-ı hasen, peygamberlik, din, hidayet, ilim hikmet, helal rızık ve variyet olarak açıklanmıştır ki bunların hepsi davetçi için elzem şeylerdir.
Rabbinin kendisine bahşettiği nimetleri fark edecek. Başarının da O’nun lütfu olduğunu bilecek, hiçbir şeyi ben yaptım diyerek kendine maletmeyecektir.
Söylediklerini öncelikle kendisi yaşayacak. Çünkü başarı sözü özü, kavli ameli bir olanların hakkıdır. Dili Salihlerin dediğini söylediği halde, azgınların amelini işleyenlerin başarıya ermeleri ne mümkündür!
Gücü yettiği kadar koşturacak. İhmal etmeden, ertelemeden elinden geleni yapacak. Söylediklerini ikna edici bir üslupla bütün delilleriyle ve herkesin anlayabileceği şekilde ortaya koyacak, yaptıklarını en güzel ve en sağlam şekilde yapacak.
Hep iyi güzel hedefler için çalışacak. Asıl amacı ıslah etmek olacak, bozgun ve bozgunculuğa sebep olmaktan uzak duracak. Peygamberler, ıslah için koşturan sâlih kimselerdir. Onlar inancın, ahlakın, sosyal hayatın ıslahı için koşturmuşlardır.
Başarıyı Yüce Allah’tan bekleyecek. Olursa Hakkın rahmetindendir, olmazsa gizli hikmetindendir anlayışına sahip olmaktır. Biz seferden sorumluyuz, koşturmakla yükümlüyüz; zaferleri bahşedecek olan Yüce Allah’tır. O, hak edenleri mükafatlandıracaktır.
Yalnızca Yüce Allah’a güvenip dayanacak. Tevekkül de kul olarak gerekenleri yaptıktan sonra sonuçları Yüce Allah’a bırakmak değil midir?
Tevbesini, inabesini yalnızca O’na sunacak. Kul olarak eksik ve kusurlarından dolayı O’ndan af dileyecek, kendini O’na sunacaktır. Ayetteki inâbe, tevbe ve dua ile Yüce Allah’a sığınmaktır. Yapması gerekip de yapamadıkları için, eksik yahut hata ile yaptıkları için tevbe edecek; başarı için içtenlikle dua edecektir. Kul, kendini Rabbine sunduğu ölçüde O’nun yardımına mazhar olacaktır. O’na elini sunan O’nun kudret eliyle tutacak, O’na yürüyerek gelen O’nun koşarak yardıma gelişine tanıklık edecektir. O’na yaklaştıkça, O’nun kendine ne kadar yakın olduğunu fark edecektir. Ahirette herkesin zorunlu olarak O’na döneceğine inanan mümin, dünyada O’na dönerek ahiret inancını izhar eder.
Şu sözler de Firavun’un kavminden inanmış ve fakat imanını gizleyen bir adamın sözleri olarak Kur’ân’da yer alır: Size söylediğimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Doğrusu Allah, kulları görür.
Sureye adını veren Mümin suresinin önceki ayetlerden anladığımıza göre bu adam, Firavun’un Hz. Musa’yı öldürmeye kalkması karşısında, koşa koşa gelmiş onları uyarmış ve onlara uzun uzun anlatmış, ondan sonra da bu cümleleri söyleyerek işini Yüce Allah’a havale ettiğini belirtmiştir.
Ben işimi Allah’a bırakıyorum/tefvîz ediyorum cümlesinde tevekkül vardır, işin sonucunu Yüce Allah’a havale edip O’na güvenme dayanma vardır. Her şeyi O’ndan bekleme ve bilme vardır. İsmail Hakkı meşhur Tefviznâme adlı şiirinde ne güzel ifade eder:
Hak şerleri hayr eyler/Zan etme ki ğayr eyler/Ârif ânı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler/Neylerse güzel eyler…
Sen Hakka tevekkül kıl/Tefvîz et ve râhat bul/Sabr eyle ve râzı ol
Mevlâ görelim neyler/Neylerse güzel eyler…
Dilden gamı dûr eyle/Rabbinle huzûr eyle/Tefvîz-i ümûr eyle
Mevlâ görelim neyler/Neylerse güzel eyler…
Doğrusu Allah, kulları görür. Elbette Yüce Allah kullarını görür ve bilir. Onların ne üzere olduklarını, ne yaptıklarını, ne için yaptıklarını bütün yönleriyle bilir. Yüce Allah’ın bilmesi kuru bir bilme değildir. O, bilir ve bilmesinin gereğini yerine getirir.
O halde her daim O’nun huzurunda olduğumuzun bilincinde esas duruşumuzu muhafaza ederek koşturmaya devam etmeliyiz. Unutmayalım ki yardım Allah’tandır, tefvîk va zafer de O’ndandır. Ve zafer yakındır. Hak eden müminlere müjdeler olsun!
