Ayet: Kitabın Ayetleri

Yüce Rabbimizin bir ismi olan Rahman, aynı zamanda Kur’ân’da bir surenin adıdır. Sure şu ayetlerle başlar: Rahman. Öğretti Kur’ân. Yarattı İnsan. Öğretti ona beyân.

Yüce Rabbimizin, Kur’ân, İnsan ve Beyân nimetlerine dikkat çekerken Rahmân ismi ile başlaması ne kadar anlamlıdır! Rahman, Yüce Allah’ın iyilik ve nimet, rahmet ve merhamet kaynağı oluşunu ifade eder. Evet, kâinatta var olan her şey O’nun rahmeti sayesinde var olup varlıklarını sürdürürler. Dünya ve ahiretteki tüm hayır ve güzellikler, O’nun rahmetinin göstergeleridir. O, dünyada inanan inanmayan herkese rahmet eder, Ahirette ise sadece inananlara merhamet edecektir.

Ayette geçen beyan insanın kendini, iç dünyasını, duygu ve anlayışını başkalarına anlatabilmesini sağlayan konuşma ve dili kullanma yeteneğidir. Konuşma ve açıklama yetisi, insanı diğer varlıklardan ayıran en temel iki husustur. Bu iki hususun ardında akıl, şuur, idrak ve fehim gibi insanı insan yapan özellikler vardır. Beyan gücüyle, insanın içinde gizli ve örtülü manalar hayat bulur.

Ayetlerden anlıyoruz ki Kur’ân’ın inişi, insanın yaratılışı ve ona beyanın öğretilişi, Rabbimizin rahmetinin en büyük tecellisi. Zira insan, kâinatın en şerefli varlığı, ona bu şerefi kazandıran ve bu şerefte tutan Kur’ân’ın ona gelişi. Ancak Kur’ân beyan ile anlaşılmalı ve anlatılmalı ki iniş gayesi gerçekleşsin.

Yüce Rabbimiz, ayetlerinde önce Kur’ân’ı zikrediyor, sonra insanın yaratılışını haber veriyor. Bu ne muhteşem nimet ki hayat düsturunu insan hazır buluyor. Ey insan! Önce düsturun, sonra sen! İşte düsturun ve işte sen! Bu düstura bağlı kaldığın sürece değerli ve huzurlu olacaksın, mesajı veriliyor. Onun için diyoruz ki Kur’ân, üzerimizdeki rahmet tecellilerinin en büyüğü, en şereflisidir. Kâinatta insan da varlıkların en şereflisi. Ancak insanın bu şerefli konumunu muhafaza etmesi Kur’ân ile olacaktır. Kur’ân’sız kalan insan ise, varlıkların en aşağılarına yuvarlanacaktır.

Hayat düsturumuz Kur’ân’ın her bir cümlesi âyet olarak isimlendirilmiştir. Kur’ân, onun tamamının adı olduğu gibi, bir ayetine de Kur’ân denmektedir. Onun ayetlerine dikkatlerimizi çeken bazı Kur’ân cümleleri şöyledir:

Elif. Lâm. Mîm. O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir. İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah’ın ayetleridir. Artık Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? Elif Lâm Râ; Bunlar, gerçeği açıklayan Kitabın ayetleridir. Biz, onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’ân olarak indirdik. Elif, Lam, Ra. Bunlar Kitabın ve apaçık olan Kuran’ın ayetleridir. Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakîm ve haberdar olan Allah tarafından, Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da üzün uzadıya açıklanmış bir Kitaptır.

Ayetlerimi az bir karşılık ile satmayın/basit dünyalıklarla değiştirmeyin, yalnız benden (benim azabımdan) korkun.

Kitabın ayetleri apaçıktır. Lafız ve manalarıyla sapasağlam,eşsiz ve özgündür: Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kur’ân’ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun yorumunu ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.

Kitabın ayetleri aklını kullanan, öğüt almak isteyen, düşünen ve anlayan bizler içindir: Bu söylenenleri biz sana ayetlerden ve hikmet dolu Kur’ân’dan okuyoruz. Akleden, öğüt almak için derinlikli düşünen, anlayan, yakınen bilen ve inanan bir toplum için ayetleri uzun uzun açıklarız. Suçluların yolu belli olsun diye, böylece ayetleri uzun uzun açıklarız.

Kitabın ayetleri evrenseldir. Her çağa, her coğrafyaya ve herkese hitap eder. Her çağa, her coğrafyaya ve her kesime yeter. Bu Kur’ân bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Bu (Kur’ân) âlemler için ancak bir öğüttür. Bu (Kur’ân), Ümmü’l-kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler.

Kitabın ayetleri okunmak, anlaşılmak ve gereklerine uyulmak içindir: Rabbinizden size indirilene (Kur’ân’a) uyun. O’nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!O halde Kur’ân’dan sonra hangi söze inanacaklar?

Kitabın ayetleri, hissî mucizeler için değil, manevî değişim ve gelişim içindir: Eğer Kuran ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kâfirler yine de inanmazlardı. Oysa bütün işler Allah’a aittir. İnananların, ‘Allah dilese bütün insanları doğru yola eriştirebilir’ gerçeğini akılları kesmedi mi? Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle inkâr edenlere bir belanın dokunması veya evlerinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah, verdiği sözden şüphesiz caymaz. Ayet Kur’ân’ın inişinin bir kısım hissî mucizeler gerçekleştirmek için olmadığını belirtiyor. Evet, Kur’ân hissî mucizeler için değil, olağanüstü manevî değişimler için gelmiştir. O, ölü ruhları diriltmek için, katı kalpleri yumuşatmak için, selîm akılları harekete geçirmek için, pasif kimseleri kıyama kaldırmak için gelmiştir.

Yüce Rabbimiz, ayetlerine işaret ederken kimi zaman zâlike/bu, kimi zaman da tilke/şu işaret zamirlerini kullanır. Bunlardan ilki yakın için, ikincisi ise uzak için işaret edatıdır. Bunda şöyle bir hikmet vardır: Kur’ân ayetleri, bize gelmesi, bizi anlatması, bizim sorularımıza cevap vermesi, bizim sorunlarımıza çözüm getirmesi açısından bize çok yakındır. Yine onun ayetleri, yüceler yücesi Rabbimizin kelamı olması, O’nun katından gelmesi bakımından çok yücedir.

Ayetlerde bu mesajın Azîz ve Rahîm olan, Azîz ve Hakîm olan, Azîz ve Alîm olan, günahları çokça bağışlayan, tevbeleri kabul eden, cezalandırması çetin ve lütfu keremi bol olan, yeri ve yüce gökleri yaratan, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın katından indiği özellikle vurgulanmıştır. Bu ve benzeri anlatımlar, bize Kur’ân karşısındaki duruşumuzu hatırlatır. Onun herhangi bir kitap olmadığını bize söyler. Onu elimize alırken, onu okurken, onun ayetlerini yazarken, onu anlarken, onu yorumlarken, onun hakkında konuşurken nasıl bir tavır sergileyeceğimizi bize söyler.

Evet, bu ayetler izzet sahibi ve izzet kaynağı Azîz Rabbin ayetleridir. İzzetli olmak isteyen bu ayetlere sarılmalıdır. Bu ayetler Rabb-i Rahimin en büyük rahmet tecellileridir. Merhametli olmak, rahmete ermek isteyenler bu ayetlere tutunmalıdır. Bu ayetler hakîm olanın sözleri olup sayısız hikmetlerle dopdoludur. Bu ayetler, az sözle çok manalar ifade eden özlü sözler olması ve benzerinin getirilmesi konusunda aciz bırakan olağanüstü ifadeler olması bakımından özgündür. Bu ayetler okunup anlaşılmak ve gerekleri yerine getirilmek içindir. Onun için onları okumak, anlamak ve amel etme hususunda ihmalkar davrananlar, erişilmez gücün sahibi Yüce Allah’ın cezasından çekinmelidirler.

Elbette ayet denince aklımıza Kutsal Kitabımızın cümleleri gelir. Onlar ayettir. Her bir ayet bizi O’na götürür, götürmelidir. Bize O’nu hatırlatır, O’na götürür, O’nun ölçüleri doğrultusunda bir hayatın adamı olursa ayet olur okuduklarımız. Nitekim inkârcı-müşrikler-münafıklar bu Kur’ân cümlelerini dinliyorlar, okuyorlar ve fakat inanmıyorlardı. Yani onlar için ayet olmuyordu o cümleler. Hatta alay ediyorlardı o ayetlerle. Bu nedenle o cümleler, onlar için ayet değil, alay konusu oluyordu! Ama müminler o ayetler karşısında titriyorlar, gözyaşlarıyla secdelere kapanıyorlardı. Onların nazarında Rabbin sözü idi ayet, inanılmalı, saygı duyulmalı ve gereği yerine getirilmeliydi.

Müminler olarak bizler ayetlere saygı duyarız. Üzerinde ayet yazılı olan bir kağıt parçasını yerde görsek saygıyla onu yerden alır, uygun bir yere koyarız. Onu saygıyla okuruz, haddimizi bilerek anlamaya çalışırız ve onun gereğini yerine getirmeye gayret ederiz. Onun evrensel mesajını yaymak için koşturmayı görev biliriz. Çünkü ayetlerden yüz çevirmenin, onları önemsememenin, onların gereğini yerine getirmemenin dünya ve ahirette hüsran sebebi olduğunu biliriz:

Benim Kitabımdan yüz çeviren bilsin ki, onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşr ederiz. O zaman, ‘Rabbim, beni niye kör olarak haşr ettin? Oysa ben gören bir kimseydim’ der. Allah: ‘İşte böyle, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun (önemsememiştin, arkana atmıştın) bugün de öylece unutulursun’ der.”

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir