Allah Azîm

el-Azîm, büyüklüğünün sonu olmayan, en büyük, büyükler büyüğü, insan aklının kavrayamayacağı kadar büyük olan demektir.

“O Aliy ve Azîmdır.”

O’nun büyüklüğü, el-Alî, el-Azîm, el-Kebîr, el-Mütekbbir gibi farklı kelimelerle ifade edilir. Bu kavramların her biri O’nun büyüklüğünün/azametinin farklı yönlerine işaret eder. O, o kadar büyüktür ki büyüklüğünü anlatmaya bir iki kelime yetmez. Onun için pek çok kavramla O’nun büyüklüğünü anlamaya ve anlatmaya çalışırız. O’nun ismi, ism-i azam/en büyük isimdir.

O’nun el-Azîm ismi yüze yakın yerde geçer. O’nun büyüklüğü çok yönlü olup her alanı kapsar. Zatında, sıfatında, efalinde hep en büyük O’dur. Güç ve kudret bakımından da en büyük O’dur, afvetme ve kahretme bakımından da en büyük O’dur.

O’nun büyüklüğü, başka büyüklüklerle mukayese edilemez. O’nun büyüklüğü yanında bütün büyükler, küçük kalır. O’nun büyüklüğü O’na hastır. Büyük diye bilinen ve anılan hiçbir kimse yahut güç, Allah’ın büyüklüğü ile baş edemez ve O’nu aciz bırakamaz.

O’nun büyüklüğü kendindendir, başkalarının büyüklemesiyle sonradan elde edilmiş bir büyüklük değildir.

O’nun büyüklük ve azameti, cisimsel, kütlesel ve hacimsel bir büyüklük değildir. O’nun büyüklüğü O’na özgüdür ve insan aklı bunu kavrayamaz. Sadece O’nun büyüklüğünü Sübhane Rabbiye’lAzîm/Büyük olan Rabbim seni tesbih ederim/Senin azametin karşısında acizliğimi itiraf ederim diyerek teslim eder. Bu tesbih cümlesinin, O’nun huzurunda baş eğip rukuya varıldığında söylenmesi de oldukça anlamlıdır. Bu, dil ile olduğu gibi, fiille de O’nun azametini ta’zim etmektir. Zaten O’nun yaratıkları, kâinattaki tüm her şey O’nun erişilmez kudretini ve akıl-havsala almaz azametinin göstergesidir.

O’nun büyüklüğü sınırsız ve kesintisizdir. O’nun dışındaki büyüklükler, deryaya düşen su damlası gibi, O’nun büyüklüğü karşısında yok ve hiç olmaya mahkumdur.

O’nun olan ve O’nunla olan şeyler de kendi kapasiteleri oranında büyüktürler. O’nun Kitabı Kur’ân’da büyüktür, O’nun dini de büyüktür, O’nun Arşı, Kürsîsi de büyüktür. O’nun vereceği ecir ve mükafat büyüktür. O’nun azabı da büyük ve çetindir. Hiç kimse O’nun gibi ödül veremez, hiç kimse de O’nun gibi azap edip cezalandıramaz.

Bu itibarla dünya ve ahirette büyük olmak isteyenler O’nunla irtibatlı olmalıdırlar.

KUR’ÂN AZÎM

Büyük olan Yüce Allah’ın kitabı/kelamı da büyüktür. O, insana büyük hakikatleri açıklar, büyük olanı tazime çağırır, büyük hikmetleri havidir, lafzının eşsizliği ve manalarının derinliği ile büyüktür. Bunun için her Kur’ân okuduğumuzda biz, sadakallahü’l-azîm/Büyük Allah doğru söyledi diyerek O’nun büyüklüğünü hatırlar ve bu büyüklüğün O’nun kelamına da yansıdığını itiraf ederiz.

And olsun ki, sana daima tekrarlanan (mesânî)yedi ayetli Fatiha’yı ve Kuranı Azim’i verdik.

BÜYÜK DÜŞÜNEN UFUK PEYGAMBERİ

O’nun son peygamberi, Yüce Allah’ın en büyük peygamberidir. Diğer peygamberler belli zamanların peygamberi iken O tüm zamanların peygamberi, diğer peygamberler belli coğrafya ve kavimlerin peygamberi iken O tüm coğrafya ve kavimlerin peygamberidir. O, insan ve cinlerin peygamberidir. O evrensel elçidir.

Onun kitabı en büyük kitaptır. Onun ahlakı, en yüce ahlaktır. Çünkü Onun ahlakı, Kur’ân’dı.

Onun ümmeti en kalabalık büyük ümmettir. Kıyamet günü Onun şefaati, şefaat-i uzma/büyük şefeattir. Onun ahretteki makamı da en büyük ve âlî makamdır.

Kur’ân, onun ahlakıyla ilgili olarak Doğrusu sen büyük bir ahlak üzeresin buyurur.

BÜYÜK DÜŞÜNEN MÜMİN

Mümin, büyük Allah’a iman etmekle, O’nun büyük Kur’ân’ını rehber edinmekle, O’nun büyük peygamberinin izinden gitmekle büyük değerlere sahip olur. O büyük düşünen, büyük hedefleri olandır. Onun için, onun mezhep imamlarından biri İmam-ı A’zam/Büyük imamdır.

Gerçek mümin, tüm yeryüzünü mescid görür, tüm yeryüzünü mescid gibi tertemiz kılmak ister. Onun hedef kitlesi tüm yeryüzü insanı, hedef coğrafyası da bütünüyle yeryüzüdür. Gerçek mümin, cennete girene kadar hayra doymaz, hep hayırlarda yarışır. Onun dünya hedefleri büyük olduğu gibi, ahiret hedefleri de büyüktür. O, cennetin en yüksek makamlarına taliptir.

Büyük düşünmek, büyük hedeflerin adamı olmak ve büyük işleri başarmak, asla büyüklenmeyi gerektirmez. Zira mümin büyük işlerin adamı oldukça tevazusu artandır. Tıpkı meyveli ağaç gibi, meyveleri çoğaldıkça ve olgunlaştıkça dalları yere basar. Zira mümin bilir ki, Büyük olan Allah’tır, ona büyük işleri bahşeden. O dilerse büyük işleri, küçük adamlara ve sıradan varlıklara yaptırır. Zaten bu da O’nun büyüklüğündendir. Bir böceğe/arıya bal gibi bir nimeti yaptırdığı gibi. Bir kuşa/tavuğa yumurta gibi bir nimeti yaptırdığı gibi. Bir küçük tohuma/çekirdeğe koskoca bir ağacın/bitkinin bütün özelliklerini gizlediği gibi.

Elbette büyük düşünmek, büyük hedefleri olmak yetmez. Önemli olan bu büyük ufuklara ermek için büyük projelerin sahibi olmak ve çok büyük işler kotarmaktır. Unutmayalım büyüklerden olabilmek için, büyüklenmeden Az’ım olan Rabbimizle irtibatlı olmak gerekir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir