V. Soru

Sana içki ve kumardan soruyorlar 2/219

يَسْأَلُونَكَ عَنْ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلْ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki «İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür». Ne sarf edeceklerini sana sorarlar, de ki: «Artanı». Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar.

Eşyada asıl olan ibahadır. Yani kâinatta her şey insan için yaratılmış ve onun hizmetine sunulmuştur. Sınırlı bazı şeyler imtihanın gereği olarak yasaklanmış, haram kılınmıştır. Kâinatta helaller haramlardan çoktur ve helal kılınan şeyler, insanlığın ihtiyacını fazlasıyla karşılayacak kapasitedir.

İnsanı en güzel şekilde yaratan Yüce Rabbimiz, onu en iyi tanıyandır. Elbette Yüce Yaratıcı, yarattığını en iyi bilendir. O, yarattığı insanın neye, ne kadar ihtiyacı olduğunu da bilendir ve yine O, yaratıklarının ihtiyaçlarını da yaratmış, onların ihtiyaçlarını giderme konusunda meşru ölçüler koymuştur. Konulan bu ölçüler de insanın fert ve toplum olarak hem ruh sağlığına, hem de beden sağlığına uygun olan ölçülerdir.

Sözgelimi Yüce Rabbimiz, insanı yemeye içmeye muhtaç olarak yaratmıştır. Onunla birlikte yiyeceği ve içeceği şeyleri de bol bol var etmiştir. İnsanın tüketeceği bu yiyecek ve içecekler için de bir kısım ölçüler, sınırlamalar koymuştur. Bunların içerisinde çoğu şeyler helal olan şeylerdir. Ancak imtihanın gereği olarak bunlar içerisinde yaratılan yahut insanın sonradan ürettiği bazı şeyler vardır ki onlar haramdır. Bu haramlar insanlığın ve evrendeki her şeyin de zararınadır aslında. Sözgelimi deve-sığır-davar cinsi, kümes hayvanları, av hayvanlarının etlerini yemek helal kılınmıştır, buna karşın domuz eti haramdır; üzüm ve arpa helaldir, onlardan sarhoş edici şeyleri üretmek ve tüketmek ise haramdır.

Benzer şekilde Yüce Allah, insanı erkek ve kadınlı olarak yaratmış ve cinsleri birbirine muhtaç kılmıştır. Kadın erkek ilişkileri için de bizzat Yüce Allah bir takım düzenlemeler getirmiştir. İşte meşru beraberlik olan nikâh bu ilahî düzenlemelerin başında gelir. Yüce Rabbimiz, Evlenin, içinizdeki bekârları evlendirin buyurmuştur. Bu emre ittiba eden müminler tarih boyunca Allah’ın emri ve peygamberin kavliyle aile yuvaları kurmuşlar ve meşru beraberlikler yaşamışlardır. Hz. Âdem ve Hz. Havva çifti başta olmak üzere, insanlığa gönderilen Peygamberler de bu meşru beraberlikte insanlığa en güzel modelleri sunmuşlardır. İnsan soyu da bu şekilde devam edegelmiştir.

Kesintisiz bir şekilde insanları uyarmak için gelen Peygamberler, insanlığa nelerinhelal, nelerin haram olduğunu açıklamışlardır. Ne var ki insanoğlu, nefis ve şeytanın vesveseleriyle ve biraz da merak saikiyle haramlara meyletmiş ve onları irtikap etmiştir. Oysa haramların merak edilecek bir tarafı yoktur ve hiçbir haram bir kerecik olsun denenmeye değmez. Zira tarih boyunca bütün haramlar denenmişve işlenen haramlar hiç kimseye hayır etmemiştir.

Yüce Rabbimiz ise, fıtrattan kopan, helalden harama sapan kullarını asla kendi hallerine bırakmamış, onların kurtuluşu için uyarıcılar göndermiştir. Bu uyarıcılar bazen hastalıklar, toplu helakler, tabii afetler şeklinde kendini göstermiş, bazen de canlı uyarıcılar olarak zuhur etmiştir. Tevhid tarihi boyunca gelen peygamberler ve onlara indirilen ilahî kitaplar, bu sapmalara karşı insanları uyarmış ve onları yeniden fıtrata, fıtrat üzere kalmaya davete devam etmiştir.

İÇKİNİN HARAM KILINMASI

İçki yasağı ile ilgili ayetler geldiğinde toplumda içki, kumar, fal okları, şans oyunları yaygın bir şekilde yürürlükteydi. Ancak basiretli müminler, bunlardaki zararı fark ediyorlar ve bunların hükmünü soruyorlardı Peygamberimizden. Zira Mekke döneminde inen ayetler, Müslümanların zihninde doğru ve sağlam bir din anlayışını oluşturmuştu. Buna göre içki gibi, insanı sarhoş eden, aklını gideren şeyler; kumar, fal okları ve şans oyunları gibi emek sarf edilmeden kazanılan yahut kaybedilen şeyler dinen doğru ve helal olamazdı. İşte bunun için soruyorlardı müminler tüm bunların hükmünü. Ve ayetler geliyordu, Müslümanları hazırlaya hazırlaya, aşama aşama. Çünkü dinin sahibi Yüce Allah kullarına karşı son derece merhametliydi. O, oların hayrına olan hükümlerle yaşamalarını istiyordu. Onlara yaşanılabilir sorumluluklar yüklüyordu.

Önce içki üretilen hurma, üzüm, arpa gibi şeylerin helalinden güzel güzel tüketilebileceğinden bahsediliyor ve içkinin sarhoş eden bir şey olduğuna dikkat çekiliyordu. Ardından içkili iken sarhoş kafayla namaz kılınamayacağına söz geliyor, daha sonra içki ve kumardaki zararın çok fazla olduğu belirtiliyor ve son aşamada da bunların şeytan işi pislikler olduğu açıklanarak bunlardan vaz geçilmesi isteniyordu. Aşama aşama gelen ayetler şöyleydi:

İlk merhale: Bilgilendirme

“Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem sarhoş eden içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.”

Bu ayetten önce Mekke’de inen ayetlerde cennet şaraplarının özellikleri anlatılırken, dünya içkileri gibi sarhoş etmeyen, baş ağrısı yapmayan yönlerine dikkat çekilerek dünya içkilerinin olumsuz yönlerine işaret edilmekteydi.

Mekke döneminin son zamanlarına doğru inen bu âyet, içkiyle ilgili ilk inen âyettir. Âyette çok veciz bir biçimde içki ile ilgili bilgilendirme yer almış, hurmadan elde edilen güzel gıdalarla sarhoşluk veren içki karşılaştırılması yapılmış ve sarhoşluk veren şeyden sakınmaya yönlendirmede bulunulmuştur. Güzel gıdalarla, sarhoşluk verici sekr ayrı ayrı zikredilerek buların farkına dikkat çekilmiştir. Âyetin, aklını kullanmaktan bahsederek son bulması da oldukça ilginçtir. Gerçekten de aklını kullanan kimse, güzel gıdalar yerine sarhoşluk veren şeyi tercih etmeyecek, hurma ve üzüm gibi meyveleri sarhoş edici şeylere dönüştürmeden güzel güzel tüketecektir. Hurma ya en güzel rızık/rızk hasen olarak tüketilecek, ya da sarhoş edici/sekr haline getirilerek tüketilecektir. Sonuç olarak âyette hem konuyla ilgili bilgilendirme, hem de tatlı bir yönlendirme ve sakındırma söz konusudur.

İkinci merhale: Yönlendirme

“Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür. Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. ‘İhtiyaç fazlasını’ de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki derinlikli düşünesiniz.”

Medine döneminin ilk yılında inen bu âyette dikkat çekici bir biçimde ‘Sana sorarlar – De ki’ kalıbı kullanılarak içki ve kumardaki zarar ve faydaların karşılaştırılması yapılıyor ve ondaki zararın/günahın çok daha fazla olduğuna dikkat çekiliyor. İçki, aklı örten/aklı gideren ‘hamr’ diye isimlendirilerek aslında ondan uzak durmaya yönlendirilmektedir. Çünkü insan, akıllı bir varlıktır ve aklı başında olduğu sürece bu konumunu koruyacaktır.

Demek ki Medine döneminin başında insanlar içki kullanmakta ve içkinin içenlerdeki tesirini gördükleri için bunun dini boyutunu öğrenmek için Peygamberimize müracaat etmekte idiler. Zira onlar, her konuda dinin ne dediğini öğrenmek ve buna göre hareket etmek istiyorlardı. Hz. Ömer’den gelen rivayete göre, içki ile ilgili olarak ilk aşamada gelen bu ayetler, insanların kafasındaki soruya tam olarak cevap vermiyordu. Bu yüzden içki hakkında soru soran Hz. Ömer Yarabbi, bize içki hususunda doyurucu bir haber beyan et. Şüphesiz o, malı ve aklı götürür, diye duaya devam ediyordu. Ne zaman ki son aşamada gelen ayet inince, Hz. Ömer başta olmak üzere Müslümanlar, konuyla ilgili sorularına yeterli cevabı aldılar ve gereğini yerine getirdiler. Demek ki ilk aşamalarda gelen ayetler, kesin bir yasağı söz konusu etmekten ziyade, insanları bu konuda bilgilendirme ve yönlendirmeye yönelikti. İlk aşamada inen ayette sekr/sarhoş edici kavramı kullanılırken, ikin aşamada inen bu ayette ism kebîr/büyük günah kavramı kullanılmıştır. Bu ayette artık içkinin günah boyutuna dikkat çekilmiştir. Gönüller ve beyinler sekr ve ism kelimeleriyle içkide uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Tabi ki insanın bu noktaya gelebilmesi için, olayın üzerinde derin düşünmesi gerekmektedir. Bu yüzden ayetin sonunda derinlikli düşünenler ifadesi yer almıştır.

Ayette içkinin zararları yanında bir kısım faydalarından da bahsedilmiştir. İçkideki zararların başında, insanın aklını başından alıp ne yaptığını bilmez ve başkalarına zarar verir hale getirmesi, ruh ve beden sağlığını bozması, insanı ibadet ve tattan alıkoyarak günah kazanmasına sebep olması gibi şeyler gelmektedir. İçkide görülen bir kısım faydalar ise, sektörün para kazanma aracı olması, bazı insanların istihdam edilmesi, bazı insanlara göre geçici bir ferahlık sağlaması gibi şeyler sayılabilir. Bir şeyin zararı faydasından çoksa, ondan sakınılması bir hukuk kuralıdır.

Âyette infak konusuna da temas edilerek içki ve kumarın israf sebebi olduğuna işaret edilmektedir. Âyetin ‘derinlikli düşünen bir toplum’ ibaresiyle son bulması ise, konu ile ilgili düşünmenin önemini ortaya koymaktadır. Kısaca âyet, hem içki ve kumardan sakınmaya hem de israftan kaçınıp iyilik yolunda harcamalarda bulunmaya daha kuvvetle yönlendirmede bulunmaktadır. Buna göre aklını kullanan, içkinin bireyde ve toplumda yol açtığı zararları düşünen bir kimse ondan uzak duracaktır.

Üçüncü merhale: Sınırlandırma

“Ey iman edenler! Siz sarhoş iken –ne söylediğinizi bilinceye kadar– namaza yaklaşmayın. Aynı şekilde de –yolcu olan müstesna– cünüp iken de gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın… Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.”

Kaynaklarımızda ayetin iniş sebebiyle ilgili şu rivayete yer verilmiştir: Ali b. Ebu Talib, Abdurrahman b. Avf’dan şunu rivayet etmiştir. “Abdurrahman b. Avf bizi davet etti, bizim için yemek hazırladı ve bize içki içirdi. Şarap bizi sarhoş etti. Bu sırada namaz vakti girdi. Beni namazda imamet için öne geçirdiler. Ben de namazda, Kâfirûn suresini okurken, ayeti yanlışlıkla “Ey kafirler sizin ibadet ettiklerinize ibadet ederim” (A’budü ma ta’büdun) şeklinde okudum”. Bu olay üzerine ayet indi ve artık Müslümanlar namaz vakitlerinde sarhoş olmamaya çalıştılar.

Medine döneminin ortalarına doğru inen bu âyette içkili iken namaza yaklaşılmaması istenerek içkinin kullanım alanı sınırlandırılmaktadır. Zira namaz, günün değişik zaman dilimlerine dağılmış bir vaziyette yerine getirilen bir ibadettir. Namaz vaktinde ayık olabilmek ise, içkiden uzak olmakla mümkün olacaktır. Yanı sıra ayette, içkinin kişiyi, ne söylediğini bilmeyecek duruma düşürdüğüne dikkat çekiliyor. Aslında bu sınırlandırmanın peşinden bir yasaklamanın geleceği sezilebiliyor. Âyetin ‘ey iman edenler’ ifadesi, muhatapları Allah’ın vereceği hükme uymaya yönlendirirken, affeden ve bağışlayan Allah hatırlatmasıyla son bulması ise, içkiden caydırma ve ümit verici olma bakımından duyguları tahrik etmektedir. Ayrıca ayette sarhoşluk ile manevî pislik durumu olan cenabet hali birlikte zikredilmesi de oldukça manidardır. Şöyle ki her iki hal de Yüce Yaratıcının huzuruna çıkmaya uygun haller değildir.

Son merhale: Kesin Yasaklama

“Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi? Allah’a itaat edin, Resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Rasûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.”

Medine döneminin sonlarına doğru inen bu âyetlerde içki ve kumarın şeytan işi pislikler olduğu belirtilerek kesin bir şekilde yasak geliyor. ‘Ey iman edenler!’ ifadesiyle başlayan âyetler, içki ve kumardan sakınmanın kurtuluş sebebi olacağını belirttikten sonra, içki ve kumarın kötü sonuçlarını çok çarpıcı bir şekilde anlatarak devam etmektedir. Âyetlerin ‘artık vazgeçtiniz değil mi?’ ifadesiyle bitmesi ve ardından Allah ve Rasûlü’ne itaati emreden ifadelerin gelmesi yasağı netleştirmekte ve pekiştirmektedir. Âyetlerde ikna edici ve kesinlikle vazgeçirici bir üslup kullanılarak akıl ve duyulara hitap edilmekte, hattâ üstü kapalı bir tehdide de yer verilmektedir. Artık bu uyarıdan sonra inanan insan ya Yüce Yaratıcının dediklerini yerine getirecek yahut ata düşmanı şeytanın güdümüne girecektir. Nitekim bu ayet inince Müslümanlar, elbette vazgeçtik ya Rab diyerek içki ve kumarı terk ettiler.

Dört aşamada ien bu ayetleri bir bütün olarak incelediğimizde, ayetlerde içki ile ilgili sarhoşluk verici/sekr, büyük günah/ism kebîr, ne dediğini bilmeme hali/sekr, şeytan işi pislik/rics kavramları kullanılmıştır ki bunların hepsi içkinin zararlarını en veciz bir şekilde dile getirmektedir. Son iki aşamada inen ayetlerin ey iman edenler ifadesi ile başlamış olması da artık konuyla ilgili hükümlerin oluştuğunu ve iman edenlerin bu hükümlerin gereğini yerine getirmelerini hatırlatmaktadır.

Ayetlerde içki ile birlikte kumar, cünüplük hali, fal okları ve putlar için dikili taşların anılması, içkinin bu çirkinliklerle iç içe olduğuna ve kesinlikle haram olduğuna işaret etmektedir ki bunların hepsi şeytan kaynaklıdır, şeytan işi pisliklerdir, kişi ve toplumun zararına olan şeylerdir. Gerçekten de bunların hemen hepsi doğrudan yahut dolaylı olarak insanın aklına ve ruhuna zarar veren şeylerdir.

Şimdi bu ayetlerin indiği Mekke ve Medine toplumlarında yaşayan insanların durumlarına bir bakalım. İçkinin sarhoşluk veren bir şey olduğu ve içeni sarhoş ettiği zaman onu ne yaptığını bilmez bir hale getireceği herkesçe bilinmekteydi. Nitekim bir Arap şairi şöyle der: Sarhoşluk kişiye ayakkabısını yedirir, tası fil gösterir, fili karınca!

Bu yüzden toplumda bazı aklı evvel kişiler, mümkün mertebe içkiden uzak duruyorlardı. İlk ayet, içkinin sarhoş edici olduğuna dikkat çekince, içki içmekte olan bazı insanlar sarhoş edici içki almaktan vazgeçtiler. Diğerleri ise içmeye devam etti. Ancak yaşanan bir olaydan sonra müminler sarhoşken namaza yaklaşmaktan sakındırıldılar. Abdurrahman b. Avf’ın verdiği içkili bir ziyafet sonrası Hz. Ali orada bulunanlara namaz kıldırır, namazda Kâfirûn suresini yanlış okur. Bunun üzerine bu ayet iner… İkinci aşamada inen ayet gelince, bazı müminler, bizi namazdan alıkoyan şeyi içmemeliyiz diyerek içkiden vazgeçtiler, diğer bir kısmı ise, namaz dışındaki geniş vakitlerde içmeye devam ettiler. Bir defasında yine Ensâr ve Muhâcirlerden bir grup içki içip sarhoş oldular. Sonra birbirlerine karşı üstünlük taslayarak kavga ettiler, birbirlerine sövüp saydılar, içlerinde yaralananlar oldu. Bunun üzerine son aşamadaki ayet indi. Bu ayetle birlikte büyük ölçüde Müslümanlar içkiden vazgeçtiler. Allahım içki ile ilgili sadra şifa açıklamalar indir diye dua edip duran Hz. Ömer başta olmak üzere Müslümanlar, Yüce Allah’ın vazgeçtiniz değil mi sorusuna karşılık evet vazgeçtik Ya Rab, vazgeçtik diye cevap verdiler.

Rivayetlere göre içki yasağı geldiğinde Medine’de içki tüccarı olup stokları olanlar, evlerinde şarap fıçıları olanlar içkileri sokaklara dökmüşlerdir. Keysan isimli sahabî de içki ticaretiyle uğraşanlardan biriydi. Yasak gelince içki tulumlarını imha etti.

Peygamberimiz şöyle buyurur: Şüphesiz ki Allah, içkiye, onu üretene, üretilen yere, içene, içirene, taşıyana, alana, satana lanet etmiştir.

Sizden öncekilerden çokça ibadetle uğraşan bir adam vardı. Azgın bir kadın onunla ilgilenip baştan çıkarmak istedi. Adamı evine çağırdı. Evde bir çocuk ve bir kap içki vardı. Kadın, ya benimle olursun, ya içki içersin, yahut şu çocuğu öldürürsün, yoksa seni bırakmam diye tehdit etti. Adam çaresiz kalınca, içkiyi içti, sarhoş oldu, çocuğu öldürdü ve zina etti.

İçki içen, mümin olarak onu içemez.

Ümmetimden bir kısım kimseler, içkiyi farklı isimlerle içeceklerdir.

O halde hangi isimle karşımıza çıkarsa çıksın, hangi şartta ve kim tarafından sunulursa sunulsun haramlar bir kerecik olsun denenmeye değmez. Zira onlar virüsler gibidir, bulaşıcıdır, pek çok maddî ve manevî hastalığa davetiye çıkarırlar. Kur’ân’ın hamr olarak isimlendirdiği alkol de insanın aklını örten, beynini uyuşturan şeydir. Aklı olmayanın ise, ne dini kalır, ne de başka bir değeri!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir