Xvıı. Soru: Kelâle
MİRAS HUKUKUNU, MÜLKÜN ASIL SAHİBİ BELİRLİYOR
يَسْتَفْتُونَكَ قُلْ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ إِنْ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَا إِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌ فَإِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنثَيَيْنِ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَنْ تَضِلُّوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
4 Nisâ 176 Senden fetva isterler, de ki: «Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkında fetva veriyor: «Şayet çocuğu olmayıp bir kız kardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşe kalır. Fakat kız kardeşinin çocuğu yoksa kendisi, ona tamamen varis olur. Eğer iki kız kardeş kalmışsa, bıraktığının üçte ikisi onlaradır. Eğer mirasçılar erkek ve kadın kardeşlerse, erkeğe, iki dişinin hissesi kadar vardır. Doğru yoldan saparsınız diye Allah size açıklıyor.» Allah her şeyi bilir.
Kadınlar anlamına gelen Nisâ suresi bu ayetle sona eriyor. Surede kadınlar hakkında pek çok ayet yer aldı. Onların hakları konusunda titiz davranılması konusunda Müslümanlar uyarıldı. Yine surede miras paylaşımı ile ilgili temel ilkeler ayrıntılı bir şekilde açıklandı. Bu son ayette de Kelâle denilen ikinci derecede mirasçılar hakkında açıklamalar yer alıyor. Kelâle, geride kız kardeş bırakan çocuksuz kimsedir. Yani konu yine kadın mirasçılar hakkındadır. Kur’ân bu durumda da kadının hakkının korunmasını özellikle istemektedir.
Konu hakkında fetva peygamberden istenmiş, ancak Yüce Rabbimiz doğrudan kendisi bu konuda fetvayı/hükmü vermiştir. Dolayısıyla bu hükmü yerine getirenler, bizzat Yüce Rabbin hükmünü yerine getirdiklerinin farkında olmalıdırlar. Bu hükümleri çiğneyenler de Yüce Allah’ın hükümlerini çiğnediklerini unutmamalıdırlar. Nitekim surenin başlarında miras ayetleri şöyle sona ermişti:
Bunlar Allah’ın yasalarıdır. Allah’a ve Peygamberine kim itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur. Kim Allah’a ve Peygamberine baş kaldırır ve yasalarını aşarsa, onu, temelli kalacağı cehenneme sokar. Alçaltıcı azap onadır.
Aynı surenin 12. Ayetinde yine Kelâle konusunda şu açıklama yer almıştı: Eğer bir erkek veya kadına kelâle yollu (çocuğu ve babası olmadığı halde) varis olunuyor ve bunların ana bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyorsa, her birine edilen vasiyetten veya borçtan artakalanın altıda biri düşer; ikiden çoksalar, üçte birine, zarara uğratılmaksızın ortak olurlar. Bunlar Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah bilendir. Halim’dir.
Ayetin sonunda miras paylaşımındaki temel olan erkeğe, iki dişinin hissesi kadar vardır ilkesi bu vesile ile bir kez daha hatırlatıldı. İslam’ın mirasçı durumunda olan kadın erkek arasındaki bu ikili birli paylaşımı hep tartışma konusu olmuştur. Hâlbuki bütüncül bir yaklaşımda herhangi bir problemin olmadığı görülecektir. Şöyle ki:
Bir kere her hak sahibini hakkını veren Cenab-ı Hakkın dininde asla bir haksızlık söz konusu yoktur. Kullarının durumunu en iyi bilen ve bir adı da Hakîm olan Yüce Mevla’nın her söyleminde ve her eyleminde sayısız hikmet vardır. Biz müminler olarak önce buna iman ederiz. O’nun buyruklarını da itirazsız kabul ederiz. Ancak hikmetlerini anlamaya çalışırız.
Miras paylaşımı ekonomik bir meseledir. Bütüncül bir yaklaşımla baktığımız zaman kadın ve erkeğin İslam’a göre kazanma ve harcama kalemlerini bilmemiz gerekir. Erkek miras yoluyla variyet sahibi olur ve çalışarak kazanç elde eder. Erkek, hem kendi iaşeseni, hem de bakmakla yükümlü eşi, çocukları, anne-babası, kızkardeşi vb kişilerin iaşesini kazanmak durumundadır. Evlenmek için mehir de erkeğe düşer. Boşanma durumunda çocuklarının hepsinin bakımı erkeğe aittir ve belli bir süre boşadığı eşine nafaka ödemek erkeğe aittir. Cihad ve benzeri masraflar da erkeğe düşer. Erkeğin asabesi/erkek akrabalarından kaynaklanan diyet borcu gibi daha başka harcama kalemleri de vardır. Görüldüğü üzere kazanım kalemleri sınırlı olan erkeğin harcama kalemleri oldukça fazladır.
Kadının kazanma kalemleri ise miras, kendi çalışması, evlendiğinde kocasından alacağı mehirdir. Kadının harcama kalemleri ise sıfırdır. Kadının kendi variyetinden aile bütçesine yapacağı katkılar, bir vecibe değil, tamamen kendi ikramıdır. Kadının herhangi bir harcama kalemi yoktur. Kadına babası, kocası yoksa erkek kardeşleri yoksa erkek akrabaları bakmak zorundadır. Bakacak hiç kimsesi olmayan kadına bakmakla devlet yükümlüdür. İslam, malın/variyetin kişilerin elinde pasif olarak durmasını istemez. Meşru çerçevede harcanmasını ve piyasaya sürülmesini ister. Ta ki mal/variyet yalnızca zenginlerin elinde dolaşıp duran bir devlet olmasın. Durum bu çerçevede değerlendirildiğinde miras paylaşımındaki ikili birli taksimin hikmeti daha iyi anlaşılır. Kaldı ki miras paylaşımında kadın her zaman erkeğin yarısı kadar pay almaz. Anne olduğunda, eş olduğunda, kız kardeş olarak mirasçı olduğunda yani ölene mirasçı olma konumuna göre kadının mirastan alacağı pay oranları da değişir. Sözgelimi konumuz olan ayette kelâle olarak mirasçı olan kadın, mirasın yarısını almaktadır.
Bir rivayete göre bu ayet, son inen ayetidir. Muteber olan ise ayetin Hicrî 9. Yılda inmiş olmasıdır. Her iki durumda da ayet, son inen ayetlerdendir. Konunun Nisa suresinin başında yer almasından sonra, son ayetinde tekrar yer alması oldukça dikkat çekicidir. Kur’ân, temel hükümler belirler, ayrıntılara çok fazla girmez Ancak miras paylaşımı konusunda Kur’ân’da iki sayfaya yakın ayet yer almış, hemen hemen miras paylaşımında söz konusu olabilecek durumlar bir bir ele alınmıştır. Bu da Kur’ân’ın bu konuya ne kadar önem verdiğini gösterir. Zira bu ayetlerin indiği dönemde de adaletsiz bir miras paylaşımı vardı. Bugün bu ayetlere inandığını söyleyen Müslümanlar arasında da miras paylaşımında Kur’ân’ın belirlediği esaslara tam olarak uyulduğu söylenemez. Kimi Müslümanlar, gereksiz yere miras paylaşımını geciktirmekte; kimi Müslümanlar da hala kadının mirastaki payı konusunda cahiliye âdetini andıran uygulamalar içerisinde yer alabilmektedir. Oysa ölüm hak miras helaldir gerçeği doğrultusunda ölümden sonra miras paylaşımı geciktirilmemeli ve herkese hakkı verilmelidir. Paylaşım girilen gerçekleşmese de ölüm olayı ile birlikte taraflar paylarına düşeni hak etmiş olurlar. Ölümden yıllar sonra da paylaşılsa bunu hesaba katmak zorundadırlar. Müslümanlar kadını miras paylaşımında tümden devre dışı bırakan uygulamalardan da vazgeçmelidirler.
Öte yanda varise vasiyet olmaz hadisiyle Yüce Allah’ın mirasçılar için belirlediği sınırları aşmayı yasaklayan nebevî uyarıyı esas alarak mirasçılar arasında hayatta iken gereksiz ve adaletsiz uygulamalardan vazgeçilmelidir. Bugün nice anne babalar, daha hayatlarında çocukları arasında taksimat yapmakta, hem çocukların arasına düşmanlık girmesine sebep olmakta, hem de diğer mirasçılardan mal kaçırma taktiğine başvurmaktadırlar. Oysa miras, ölümle gerçekleşir ve kimin önce yahut sonra öleceğini ise Yüce Allah’tan başkası bilemez. Tarihte kimi zaman evlatlar anne babalarına varis olur, kimi zaman da anne babalar evlatlarına varis olabilmektedirler.
Miras hükümlerinin son dönemlerde inen ayetlerde ayrıntılı bir şekilde yer alması, hem surenin başında hem de sonunda tekrarlanması, şimdiye kadarki İslamî uygulamaların bu çerçevede olmaya devam etmesi; bazılarının iddia ettiği gibi konunun tarihsel olmadığını gösterir. Bu anlamsız ve mesnetsiz iddiaya göre Kur’ân, kadını miras paylaşımında sıfır olan durumdan aldı, toplumun seviyesine göre ikili birli yani erkeğin yarısı konumuna getirdi. Dolayısıyla kadın erkek arasında eşit paylaşıma kapı araladı vb. Oysa Yüce Rabbimiz, peygamberinin hayatında insanlık için seçip uygun gördüğü dini tamamladığını ve eksik bir taraf bırakmadığını açıkça beyan etmiştir.
Doğru yoldan saparsınız diye Allah size açıklıyor. Allah her şeyi bilir. Demek ki Yüce Rabbimizin açıklamaları bizleri istikamette tutmak içindir. Yüce Allah’ın belirlediği hükümleri esas almayan kimseler, her an sapabilirler, yanlış yapabilirler. Kim ilahî öğretiler doğrultusunda hareket ederse doğru yolda kalır. Bu öğretilere uymayan kimse ise sapıklığa düşmüş olur. Elbette Allah her şeyi bilir. O, hangi konuda ne söyleyeceğini, nasıl hüküm vereceğini en iyi bilendir. Verdiği hükümlerin kişilerin ve toplumun ne kadar hayrına olacağını da en iyi O bilir. O, kimin hangi niyetle yasalarına uyduğunu da bilir, kimin onları hangi amaçla çiğnediğini de bilir. Elbette O’nun bilmesi, kuru bir bilgilenme değildir. O her şeyi bilir ve gereğini de yapar. O halde kullara düşen O’nun hükümlerine teslim olmak ve onların gereklerini yerine getirmektir.
