Âyetler Kimler İçindir?
Hayat Düsturumuz Kur’ân pek çok ayetinde insanlığa sunduğu âyetlerinden ibret alacak kimseleri bildirir. Şöyle ki onun dikkat çektiği hem kevnî, hem kitabî ayetlerinden istifade edebilmek için, o âyetleri fark edip onlardan ibret alabilmek için bu niteliklere sahip olmak gerekir. Sadece âyetlerin yanından/yakınından geçmek yetmez, âyetleri okumak, dinlemek de kâfi değildir. Öncelikle o ayetleri ve sahibini ciddiye almak gerekir. Olar üzerinde yoğunlaşmak gerekir, akl-ı selimle onların üzerinde derinlemesine düşünmek gerekir. Onları okumak, dinlemek, anlamak gerekir. En önemlisi de onların gereğini yerine getirmek gerekir. İşte Kur’ân ayetlerinden yararlanacak kimseleri şöyle belirler:
Akledenlere: Aklını kullanan kimseler için bunda âyetler vardır. Dinimize göre bir insanın sorumlu olabilmesi için akıl sahibi olması gerekir. Aklı olmayanın dini yoktur kaidesi gereğince aklı olmayanlar dinen sorumlu değildirler. Hayat kitabımız, inanmayan kimseleri akılsızlar, akıllarını kullanmayanlar olarak nitelendirir. Zira onlar Yüce Yaratıcının kendilerine verdiği aklı yerli yerince kullanmamışlar ve akılları onları doğru yola ulaştırmamıştır. Bunun yanında Kur’ân, ısrarla aklını kullanmaktan bahseder. Buna göre akıllı olmak yetmez, aklını kullanmak gerekir. Bunun için Kur’ân’da akıl kelimesi yalın olarak geçmez, bu kök fiil formunda kullanılır. Onun için aklı çalıştırmak ve onu doğruyu bulmada kullanmak gerekir. Öte yandan Kur’ân, kalp ile akletmekten, gönül kulağıyla dinlemekten ve kalp gözüyle görmekten bahseder. Bu ise doğru anlamak, anladığı gerçeğe inanmak ve anladığının gereğini yapmakla mümkündür. İşte Yüce Allah’ın âyetlerini de aklını kullananlar bilir, görür, anlar ve onların gereklerini yerine getirirler.
Akıl sahiplerine: Onlarda akıl sahipleri (ülü’n-nühâ) için şüphesiz âyetler vardır. Ayette geçen nühâ kelimesi, bâtıl ve kötü şeylerden sakındıran akıl anlamınadır. Demek ki âyetlerden istifade edebilmek için akıllı olmak yetmemektedir. Aklı hayır ve şerri birbirinden ayıran ve sahibini hayra yöneltip şerden alıkoyan bir meleke olarak kullanabilmektir. Böyle bir akıl, haricî etkenlerden korunmuş, fıtrat üzere kalmış, doğru düşünüp doğru karar verebilen akl-ı selîmdir.
Dinleyenlere: Kulak veren toplum için bunlarda âyetler vardır.İşitme duyusu doğruyu bulma, gerçeği öğrenmede en önemli duyularımızdan biridir. Eğitim öğretim dinleme ile gerçekleşir. Yüce Rabbin eğitiminden geçen ve eşyanın tüm isimlerini öğrenen ilk insan Hz. Âdem Rabbini dinledi. Son Peygamber, Vahiy Meleği Cibril-i Emin’i dinledi. Onun güzide ashabı, Peygamberimizi dinlediler ve seçkinlerden oldular. Hem de başlarına kuş konmuşçasına sükunetle, gönül kulaklarını onun inci tanesi sözlerine vererek. Onun için insan dinlemesini bilmeli, gerçeğin sesine kulak vermelidir. Bu yüzden ayetlerde dinleyen bir toplum vurgusu yapılmıştır.
Düşünenlere: Derinlemesine düşünen toplum için ayetleri böylece uzun açıklıyoruz.Tefekkür, derinlemesine düşünmek demektir. Yüzeysel bir düşünmeden öte, emek isteyen, beyni terletircesine/zonklatırcasına gerçekleştirilen bir fikir yürütme ameliyesidir. Âyetlerden nasiplenebilmek için onları tefekkür etmek, onları fikretmek, onlar üzerinde yoğunlaşmak gerekir.
Sorup araştıranlara: And olsun ki, Yusuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice âyetler vardır.Ayetlerden ders çıkarıp ibret almak için merak etmek gerekir, sorup araştırmak gerekir. Erbabına, ehil olanlara sorup öğrenmek, sahih kaynaklara müracaat etmek gerekir. Unutulmasın ki hakikate talip olanlar ona ulaşır.
Bilenlere: Bilen kimseler için âyetleri uzun uzadıya açıklıyoruz. Doğrusu bunlarda, bilenler için âyetler vardır. İslam, bilgi temelli bir dindir. Bu yüzden Kur’ân’ın ilk inen ayeti Yaratıın Rabbin adıyla oku şeklinde gelmiştir. İlk olarak iman et, namaz kıl, infâk et şeklinde değil de oku denilmiştir. Zira insan, neye nasıl inanacağını bilmezse doğru bir imanın sahibi olamaz. İbadetleri ne zaman, nasıl yapacağını bilmezse onları layıkıyla yerine getiremez. Onun için önce okumalı, öğrenmeli. Bu yüzden de âyetlerden bilenler yararlanabilecektir. Âyeti bilenler, âyetlerin sahibini tanıyanlar, âyetleri doğru düzgün okumasını bilenler, onların anlamını doğru bir şekilde bilenler ve daha da önemlisi ilmiyle âmil olanlar. Çünkü gerçek âlim, ilmiyle ve eylemiyle âlim olandır. Bilmek inanmayı, inanmak yaşamayı gerektirir.
İnananlara: İnanan toplum için bunda âyetler vardır. Yüce Allah’a iman eden kişi, O’nun âyetlerini bilir, o âyetleri saygıyla okur, acziyetini bilerek tevazu ile okur, O’nun âyetlerini O’nun öteki ayetleriyle ve O’nun Rasülünden gelen bilgiler ışığında onları anlamaya çalışır. Anladıkça ameli, takvası artar. İlim ve ameli arttıkça tevazusu artar. Ne kadar anlarsa anlasın, sonunda Allahü a’lem bissavâb/En doğrusunu en iyi Yüce Allah bilir demeyi ihmal etmez.
Yakınen inananlara: Kesin olarak inanan kimseler için âyetler vardır. Yakîn, gerçeğe uygun ve herhangi bir şüphe ile ortadan kalkmayacak şekilde şek ve şüpheden uzak olan sabit ve kesin bir inanış demektir. Diğer bir deyişle yakîn, şek ve şüphe bulunmayan kesin bilgi, şüphe karışmayan ilim, bozulması ihtimali olmayan ilimdir. Doğru bilgi, üzerinde derinlemesine düşünmekle sahibini yakîni imana götürecektir. Gerçek imana ulaşmış olan kimseler için âyetler ders olacak, ibret olacak, istikamet yolunda kilometre taşları, doğru yolun işaretleri olacaktır.
Sakınanlara: O’na karşı gelmekten sakınan kimseler için âyetler vardır. Şuurlu bir şekilde inanan kimse için âyetler, onun Yüce Allah’ı hesaba katarak yaşamasına vesile olacak, artık o kişi O’nun emirlerini tutacak, yasaklarından kaçacak ve müttakîilerden olacaktır.
Çokça sabreden ve çokça şükredenlere: Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için âyetler vardır. İlim, iman ve amel yolu zorlu bir yodur. Sınav dünyası insan için nefsin hoşlanmayacağı zorluklarla doludur. Lakin bunlar yapılamaz şeyler değildir, aşılamaz yokuşlar değildir. Ama bunların üstesinden gelebilmek için sabretmek gerekir. Kulluk ve ibadette devamlı olmaya, günahlardan uzak durmaya ve bela musibetlere katlanmak gerekir. Sabretmek yetmez, çokça sabırlı olmak lazımdır. Bela ve musibetlerin ilk vurduğu anda sabırlı olmak, her zaman, her şartta ve her mekanda sabırlı olmak lazımdır. Yine şükretmek gerekir. Hem de çokça şükretmek. Bunun için nimetin farkında olmak ve nimeti, nimetin asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanmak gerekir.
Düşünen keskin anlayışlı kimselere: Bunda, görebilen insanlar (mütevessimîn) için âyetler vardır. Âyette geçen mütevessimîn kelimesi basiret ve firaset sahibi olan kimseler demektir. Olaylara ibret nazarıyla bakabilen, üzerinde derinlemesine düşünen kimsele demektir. Nitekim bir hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Müminin firasetinden sakının. Zira o, Allah’ın nuruyla bakar.
Yazımızı zorlu hayata iyi hazırlansınlar diye Osmanlının ilk mekteplerinden çocuklarımıza okutulup ezberletilen Avâmil adlı eserin şu ölümsüz cümleleriyle bitirelim: İnsanlar helâk oldu, âlimler hâriç. Âlimler de helak oldu, ilmiyle amel edenler hâriç. İlmiyle amel edenler de helak oldu, ihlâslı olanlar hâriç. İhlâslı olanları da ne zorluklar beklemektedir yollarında!
Yüce Rabbimiz, âyetlerinin aydınlığında, şu sınav dünyamızda zorlukları ilim, amel ve ihlâsla aşmayı nasip etsin!
