El-mümin’e İman Eden Müminler

Mümin, inanan, güvenen, güven veren anlamına gelen bir kavramdır. Yüce Rabbimizin bir adı da el-Mümin’dir. el-Mümin, güven veren, korkulardan emniyete çıkaran güven kaynağı anlamınadır. Mümin insan da bu kaynakla irtibatlı olan ve bu kaynağa bağlanıp dayanan, ondan destek alan kimsedir. Yüce Allah’ın kendi isimlerinden biriyle biz müminleri isimlendirmiş olması ne kadar anlamlıdır!

Dilimizde kullanılan iman, emniyet, emanet, emîn, emân, temin kavramları hep aynı kökten gelir. Mümin, Yüce Yaratıcının, din olarak insanlığa bildirdiği tüm her şeye içtenlikle inanan kimsedir. Dinin iç dünya ile ilgili olan kısmına iman/mümin; davranışlara yansıyan kısmına ise İslam/Müslüman denir. Mümin, güven kaynağı Yüce Allah’a inanıp bağlanan, O’na güvenen; bunun sonucu dünyada stres ve buhranlardan, ahirette azap ve korkulardan güvende olan kimsedir. O, aynı zamanda çevresine güven veren, güvenilen kimsedir. Yine mümin, inandığı doğrularıyla özgüven içerisinde olan kişidir. Pek çok meziyeti kendisinde toplamış önderler olan her peygamberin öne çıkan bir sıfatı vardır. Son Peygamberin, en fazla öne çıkan sıfatı da el-Emîn oluşudur. Zira O, peygamber olmadan önce de doğruluk, dürüslük ve güvenilirliği ile öne çıkmış Emîn Muhammeddi, sallahü aleyhi ve selem. Onun için O mümini, elinden ve dilinden insanların güvende olduğu kimse olarak tanımlamıştır.

Hayat Düsturumuz Kur’ân, müminlerin tanımını yapan ayetlerle doludur. Kitabın ilk sayfasında onlar, müttakîler başlığında şöyle tanımlanır:

O takva sahipleri, gayba inanırlar namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler. Onlar, sana indirilen Kitap’a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar. İşte Rablerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır. (Bakara 2/3-5) Kur’ân’ın ilk sayfalarında bu ayetlerin yer alma sebebi, Kur’ân’ı eline alıp okuyan bu tanımla kendisini test etsin, eksikleri varsa tamamlasın, yanlışları varsın düzeltsin diyedir. Zaten ayetler, Kur’ân’ın bu kesimler için hidayet rehberi olacağını, Kur’ân’dan bu kimselerin istifade edeceğini belirterek başlar.

Başka bir surede muhsinler başlığı altında müminler şöyle tanımlanırlar:

O kimseler namazı kılarlar, zekâtı verirler; ahirete de yakînen inanırlar. İşte onlar Rablerinin yolunda olanlardır, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Lokman 31/4-5)

Bu ayetlerde yakînen iman kavramı dikkatleri çeker. Yakînî iman, görmediğine, gerçekliğinde hiç şüphe duymadan gözüyle görmüş gibi, bilinçli bir şekilde iman etmektir. Müminler, öldükten sonra diriltilip hesaba çekilecekleri ahiret gününe sanki onu görmüş yaşamışcasına inanırlar. Bu yakînî iman onları, hesap gününe hazır olmaya, her zaman o bilinçle yaşamaya götürür. Onun için pek çok kişinin inanmadığı yahut şüphe duyduğu ahiret gününe müminler yakînen iman ederler.

Müminlerin temel özelliğini sayan ayetlerden biri de şöyledir: Müminlerden her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandılar. Onlar şöyle dediler: O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik, bağışlamanı dileriz rabbimiz, gidiş sanadır. (Bakara 2/285)

Kur’ân’da bir mümin adlı sure vardır, bir de müminûn/müminler adlı sure vardır. Bunlardan Mümin suresi adını Firavun ailesinden inanan bir kişiden bahseden ayetlerden almıştır. Surenin 28-45. Ayetlerinde anlatıldığına göre imanını gizleyen bu kişi, Rabbim Allah’tır diyenlerin öldürülmemesi gerektiğini, haddi aşan kimselerin yanlış yolda olacaklarını söyleyen; dünyanın geçici olduğunu, kalıcı asıl yurdun ahiret yurdu olduğunu söyleyen, kavmini ahiret azabıyla uyaran ve Firavun’un kötülüklerinden Yüce Allah’ın koruduğu imanlı erdir. Aslında bu sayılanlar, her müminde olması gereken temel özelliklerdir.

Müminûn suresinin ilk ayetlerinde müminler şöyle tanımlanırlar: Müminler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazda huşu içindedirler. Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekâtlarını verirler. Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler. Bu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir. Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler. Namazlarına riayet ederler. İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır. (Müminûn 1/11)

Bize müminleri tanıtan birbaşka ayet grubu da şöyledir: Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getirirler, yeminlerini asla bozmazlar. Onlar Allah’ın, korunmasını emrettiği bağı koruyan, rablerine saygıda kusur etmeyen, hesabın kötü sonuç vermesinden korkan kimselerdir. Ve onlar rablerinin rızasını elde etmek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda gizli açık harcayan, kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte dünya hayatının güzel sonu (cennet) sadece onlarındır. (Ra’d 13/20-22)

Bu ayetlerde de dünya ve ahirette felaha/kurtuluşa eren müminlerin özellikleri sayılırken özellikle namaz, zekât, namus, emanete riayet, vefalı olmak, boş söz ve işlerden uzak olmak, Allah’ın ve mahlukatın haklarını korumak, hesap günü endişesi taşımak, kötülüğe karşılık iyilik yapmak gibi hasletler zikredilmiştir.

Gerçek Mümin Kimdir?

Enfâl suresi ilk ayetlerde de müminler şöyle tanımlanırlar: İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler. İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır. (Enfâl 8/3-4)

Ayetteki gerçekten inanmış olanlar işte bunlardır ifadesi oldukça dikkat çekicidir. Demek ki mümin olduğunu iddia eden sahtekârlar da vardır. Nitekim münâfıklar onlardandır. Ayetlere göre gerçek mümin Allah’ı zikirle, bir adı da zikir olan Kur’ân ile beslenen, bu manevî gıdalarla imanlarına iman katan kimselerdir. Bu şekilde onlar imanlarının gereğini yaparak tahkik-i iman mertebesine çıkmış ve Yüce Allah tarafından mümin oldukları tescillenmiş kişilerdir. Yüce Rabbimiz, kalbine iman yerleşmediği halde iman ettik diyenleri şöyle uyarır:

Bedeviler, İnandık, dediler, de ki: İnanmadınız ama İslam olduk deyin; inanç henüz gönüllerinize yerleşmedi; eğer Allah’a ve peygamberine itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez; doğrusu Allah, bağışlar, merhamet eder. İnananlar, ancak Allah’a ve peygamberine inanmış, sonra şüpheye düşmemiş; Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihat etmiş olanlardır. İşte onlar doğru olanlardır. (Hucurât 49/14-15)

Demek ki dil ile söylenen imanın kalpte kökleşmesi gerekmektedir. Zaten kalpte kökleşen iman, orada sıkışıp kalmayacak, söylem ve eylem dünyasına yansıyarak sâlih amel meyvelerine duracaktır.

O halde müminler olarak Kitabımızdaki bu ayetlerle imanımızın sağlamasına yapmalı, kendi kanaatimize göre mümin sayılmak yerine, dinin sahibi olan Yüce Allah’a göre gerçek müminler olmaya gayret etmeliyiz. Unutmayalım ki bu din Yüce Allah’ındır ve bizler O’nun dininin esaslarına göre müminler olmak zorundayız. Gerçek mümin ise kalbinde kökleşmiş imanını diliyle cihana ilan etmiş ve imanının gereğini yerine getirme çabası içerisinde koşturan kimsedir.

Öyleyse şimdi eskilerin iman tazelerken söyledikleri şu cümleleri söylüyor ve yolumuza devam ediyoruz: Âmentü billah ve bimâcâe min ındillah. Âmentü bi Rasülillah ve bimâcâe min ındi Rasülillah. Allah’a ve O’nun katından gelen her şeye iman ettim. Rasülullaha ve O’nun katından gelen her şeye iman ettim.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir