Rasülün Hayatına Andolsun Ki!
ONLAR GÜNAH SARHOŞLUĞU İÇERİSİNDE BOCALAMAKTADIRLAR!
Günah sarhoşluğu içerisinde kendilerini kaybetmiş olan, Peygamberlerinin uyarılarını kulak ardı eden ve yaklaşmakta olan helaktan habersiz olan Lût kavminin içler acısı durumunu anlatırken Rabbimiz şöyle buyurur:
( لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ)
Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
Günah insanı bu kadar mı sarhoş eder! Günah şehveti içerisinde kıvranan insanlar bu kadar mı kendilerini kaybederler!
Ayette üç temel kavram geçmektedir: Ömür/amr… Sekret… Ameh…
Ömür ve amr aynı anlama gelir. Yemin söz konusu olunca amr kullanılır. Ömür, hayat demektir. Ama bu hayat Rasülün yaşadığı hayattır. Bazı âlimler burada kendisiyle yemin edilen Rasülün ömrü, onun dinidir demişlerdir ki zaten Allah’ın Rasülü insanlığa tebliğ ettiği dini bizzat kendisi en güzel şekilde yaşamıştır. Yüce Rabbimiz bu yeminiyle Rasülüne ve onun yaşadığı örnek hayatına dikkatleri çekiyor. Bu son peygamber için büyük bir lütuftur. Yüce Yaratıcı, Rasülünden başka hiç kimsenin hayatına yemin etmemiştir. Yüce Allah, değer verdiği çok önemli şeyler üzerine yemin etmiştir. Bu ayette de Rasülünün hayatına yemin etmektedir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber ise varlıkların en şereflisidir.
Her insan için ömür, Yüce Rabbimizin kuluna bahşettiği en büyük nimet, kulluk için en büyük fırsat ve sorumlu olmak için bir sebeptir. Nitekim bir ayette bu husus şöyle hatırlatılmaktadır: Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti… Önemli olan ise Yüce Allah’ın bu büyük nimeti ömrü, O’nun yolunda kullanabilmektir. Büyükler, Yüce Allah’ın ölçüleri doğrultusunda, İslam ile geçmeyen yıllarını ömürlerinden saymazlarmış. Çünkü ömre değer kazandıran, Rabbin rızası doğrultusunda kullanılan ve sahibine cenneti kazandıracak olandır.
Bazı âlimler bu ayetten yola çıkarak Peygamber hakkı için gibi yemin ifadelerini caiz görmüşlerdir. Ancak bu takdirde Yüce Rabbimizin kendisiyle yemin ettiği güneş, ay, gece, gündüz, yıldız gibi şeylerle de yemin edilebileceği söylenebilir ki bu isabetli değildir. Aynı şekilde Ka’be hakkı için, Peygamber hakkı için gibi ifadeler mekruh görülmüştür. Zira mümin yemin edecekse yalnızca Yüce Allah’ın adına yemin etmelidir. Nitekim hadislerde Peygamberimizin Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki diyerek yine Yüce Allah adına yemin ettiği görülür.
Sekret, günah sarhoşluğu, gaflet demektir. Ölüm anında kişinin kendisini kaybedip dış dünya ile irtibatını kesmesi için de sekâratü’l-mevt denmiştir. Tüsterî bu ayetin tefsirinde şöyle der: Bütün günahlar cehaletten kaynaklanır. Cehalet ise bütünüyle sarhoşluktur. Ayette günah sarhoşluğu içerisinde bocalayanlar Lut kavmi mi yoksa Mekke müşrikleri mi konusunda farklı görüşler söylemişlerdir. Her ikisi de mümkündür. Hatta meleklerin Hz. Lût’a hitaben Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar dedikleri de ileri sürülmüştür. Durum ne olursa olsun Lût kavmi, cinsellik konusunda ihdas ettikleri sapıklık içerisinde kendilerini kaybetmişler ve Hz. Lût peygambere misafir olarak gelen erkek suretindeki meleklere sarkıntılık etmeye kalkmışlardı. Benzer şekilde Mekke müşrikleri de şirk şehvetinin etkisi ile Hz. Peygambere ve getirdiği hakikatlere karşı çıkıyorlardı. Daha öncesinde kırk yıl Emîn Muhammed dedikleri peygamberi yalanlamaktan, ona düşmanlık etmekten, ona ve beraberindeki müminlere eziyet etmekten, hatta savaşmaktan geri kalmıyorlardı. Her iki kavim de peygamberlerinin uyarılarına kulak vermiyorlardı. Ayette yer alan onlar kendi sarhoşlukları içinde ifadesi de dikkat çekicidir. Demek sapan, kendi sapkınlığını hazırlamaktadır. Dolayısıyla hiç kimsenin dünya ve ahirette başkasını kınamasına, suçu başkasına atmasına gerek kalmamaktadır. Şu sınav dünyasında yapıp ettikleriyle herkes ya kendi cennetini dizayn eder, ya da kendi cehennemine yakıt taşır.
Ameh, cehalet ve şaşkınlık içerisinde bocalamak demektir.
İnsan günah sarhoşu olduğunda işleyeceği günahın dünya ve ahirette kendisine kaybettirecekleri şeyleri, rezil ve rüsvalığı, Allah’ın gazabını, azabını göremez ve düşünemez olur. Günaha niyetlendiğinde, günahı düşündüğünde insan ve cin şeytanları onun etrafını sararlar. Düşünce, söylem ve eylem dünyasını etki alanlarının içerisine alırlar. Günahları cazip hale getirirler. Nefsin de bu koroya katılmasıyla artık günahlar sıradanlaşır ve işleniverir. Lût kavmi böyle sapmadı mı? Müşrikler böyle şirke düşmediler mi? Atalarımız da böyle yapıyordu yahut herkes yapıyor diyerek günahlarla sarmaş dolaş oldular ve kendilerini kaybettiler. Akılları kayboldu, doğru düşünemez oldular. Benlikleri kayboldu, insana yakışmayan günahı kendilerine yakıştırdılar. Yüce Yaratıcıyı ve O’nun kutlu elçilerini dinlemek varken şeytanlara kulak verdiler. Nefisler devreye girdi, akl-ı selîm devre dışı kaldı. Şeytanlar devreye girdi, Rasüller devre dışı kaldı. Cehalet devreye girdi, hikmet devre dışı kaldı. Sonunda hem dünya hem de ahirette kaybedenler oldular. Rabbimizin buyurduğu gibi: Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden koru körüne bocalarlar.
İnsanın bu günah sarhoşluğu içerisinde bocalayıp durmaktan kurtulması için ise aklını başına alması, Nebevî çağrıya kulak vermesi ve gaflet içerisinde geçirdiği anları için tevbe istiğfar etmesi gereklidir.
Kendisiyle yemin edilenle, üzerine yemin edilen arasındaki irtibata gelince; Rasülden ve Rasülünün örnek hayatından uzak olan kimse, günah şehveti içerisinde kendini kaybeder, şüphe ve tereddütler bataklığında bocalar durur. Şimdi bir kez daha okuyalım Rabbimizin ayetini:
Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
