Ümmetin Şerefi Bu Kitaptadır
لَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
And olsun ki, size içerisinde zikriniz/şerefiniz olan bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz?
Yüce Yaratıcı, sınav için dünyaya gönderirken onu başıboş bırakmamış, hayat düsturunu da ona göndermiştir. Ayette Yüce Allah, Biz diyerek kudretine vurgu yapmakta ve yaptığı şeyin azametine dikkatlerimizi çekmektedir. Biz yaptık mı en güzelini, en mükemmelini yaparız. İşte size Kitabı da Biz indirdik. Kitabın Yüce Rabbin katından gelişi, melek ve peygamber vasıtasıyla olmuştur. İlahî arşiv/Levh-i Mahfûzda hazır olan Kur’ân ayetlerini vahiy meleği almış, peygamberin kalbine indirmiş, o da bize teblîğ ve tebyîn etmiştir. Kutlu Elçi, Yüce Allah’tan aldığı gibi aynen bize okumuş ve onu bize açıklamıştır.
O Kitab, özel bir kitaptır. Yüce Allah’ın kelamıdır. O’nun son peygamberine indirdiği son kitabıdır. O, insanlığa sunulmuş evrensel mesajdır. Onda insanlığın dünya ve ahiret saadetini sağlayan ilkeler vardır. O Levh-i mahfuzda yazılı idi, Hz. Peygamberin kalbine indikten hemen sonra vahiy kâtiplerince yazıya geçirilmiş ve yine sayısız hafızlar tarafından ezberlenerek zihinlere kazınmıştır. Onun için o kitaptır, yazılı belgedir. Bu yüzden din yazılı belgeye/kitaba dayanır. Ayette, din konusunda konuşan iddia sahiplerinden yazılı belge/kitap getirmeleri istenir: Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım. Bu yüzdendir ki Kur’ân’ın ikinci ismi Kitab’tır. Zira o, çokça okunan Kur’ân ve yazılı metin Kitaptır. Kur’ân’ın şerefine dikkat çekmek/tazim için ayette Kitab kelimesi nekre olarak gelmiştir. Çünkü Kur’ân, birkaç kelime ile anlatılmayacak özellik ve güzellikte bir kitaptır.
Ayetteki zikir, ümmetin anılması, şerefi, dini olarak anlaşılmıştır. Muhtaç olduğunuz öğüt ve zikirler bu kitaptadır, sizin dillere destan olacak şan ve şerefiniz de bu kitapladır. Zikir öğüt ve uyarı anlamına geldiği gibi, sürekli hatırda tutulan, unutulmayan, devamlı gündemde olan anlamına da gelir. Buna göre Kur’ân, müminlerin öğretileriyle öğüt alacakları ve gündemlerini belirleyip sürekli gündemde tutacakları kitap olmalıdır. Gerçek mümin kitaba göre rotasını belirleyecek, kitaba göre konuşacak ve kitaba göre yaşayacaktır. Doğrusu bu Kur’ân sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.
Bu kitapta ümmetin zikri vardır. Yani bu kitap ümmetin sorularına cevap veren, sorunlarına çözüm getiren ilkeler mecmuasıdır. Bu kitap ümmeti tanıtan, tanımlayan, onun özelliklerini söyleyen ayetlerle doludur. Buna göre bu ümmet, insanlığın hayrına seçilip çıkarılmış ve görevlendirilmiş en hayırlı ümmettir. Bu ümmet, iyiliği emreden, kötülüğe dur diyen bir ümmettir. Bu ümmet, insanlığı hayra/hakka çağıran bir ümmettir. Bu kitap, ümmeti insanlığa anlatan-tanıtan- sunan kitaptır. Onun için onda sizin zikriniz vardır buyrulmuştur.
Zikir, şeref olarak da anlaşılmıştır. Buna göre bu kitapta ümmeti ümmet kılan, onu Allah ve insanlık katında seçkin, izzetli ve şerefli kılan ölçüler vardır. Bu ümmet, kitaba tutunduğu sürece izzetli olmuş, şerefli bir toplum olarak varlığını sürdürmüştür. Ne zaman ki ümmet, Kitaba yabancılaştı, kitabın belirlediği ölçülerden saptı, kitapla arasına mesafeler koydu zillete duçar oldu.
Kültürümüzde kitapsızlık hakaret ifadesidir. Onun için iman adamı kitabı olan, kitabıyla doğru yolu bulan ve kitabıyla o yolda mesafe kateden kimsedir. Ama kitaplı olmak kuru bir iddia değildir. Kitaplı olmak, Kitaba sahip çıkmak, kitaba ait olduğunun bilincinde olmak, onu düzgünce okumak, doğru bir biçimde anlamak ve gereklerini yaşamakla olur. Yoksa kendilerine inen kitabı sahiplenemeyen, onu tahrif etmekten koruyamayan, hatta onu değiştirmeye çalışan, onu gündemlerine almayan Yahudi ve hıristiyanlar Ehl-i Kitab/kitap ehli olarak anılmıştır. Onlarca ayette Yüce Allah, onların ayetlere inanmayan, kitapla amel etmeyen, dinde aşırı giden, insanları Allah yolundan alıkoyan kimseler olarak kınamış ve uyarmıştır. Sözgelimi o ayetlerden birinde şöyle buyrulmuştur: Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça siz bir şey, bir temel üzere değilsiniz, de. Yani siz, doğru bir din üzere değilsiniz, kitap ehli olmanız size bir fayda sağlamıyor, sizi istikamette tutmuyor! Allah’ın dini üzere olduğunuz iddiası da temelsiz kuru bir iddiadan ibarettir! Demek ki sadece kitap ehli olmakla iş bitmiyor. Kitap ehli olmak, Kitaba göre yaşamakla mümkündür. Allah, kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere sattılar. Alış verişleri ne kötüdür!
Bütün bunları anlayabilmek için akletmek gerekir, derinlemesine düşünmek gerekir. Onun için ayet aklınızı kullanmıyor musunuz ifadesiyle son bulmuştur. İnsan bütüncül bir bakışla Kur’ân’a yönelirse, onu bir bütün olarak anlamaya ve yaşamaya gayret ederse izzet ve şerefe erecektir. Çünkü Kur’ân dünyada izzet, huzur ve şerefle yaşanacak bir hayata çağırır, bunun sonucunda o bize ahiret saadetini müjdeler. Bir sistem kendine ait parçalarıyla bütünlük içerisinde çalıştığında randımanlı çalışır ve hedefe ulaştırır. Kur’ân da öyledir. İman, ahlak, amel bütünlüğü içerisinde okunur anlaşılır ve yaşanırsa vadettiği dünya ve ahiret saadetine ulaştırır. Kur’ân ile şereflenmek için Kur’ân’lı bir hayatın adamı olmak şarttır.
يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ
Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.
Ey insanlık, yaratıcınız ve yöneticiniz olan Rabbiniz sizi size bırakmadı, sizi başıboş da bırakmadı ve size katından bir öğüt, gönüllere şifa, hidayet rehberi ve rahmet kaynağı bir kitap gönderdi.
Evet, Kur’ân tüm insanlığa gelmiş evrensel ilahî mesajdır. Onu insanlığa ulaştıracak olan da öncelikle ona inanan, onu okuyan müminlerdir. Nasıl ki Hz. Peygamber, kendisine inen vahyi gece gündüz demeden, engellere-kısıtlamalara aldırmadan ulaşabildiği herkese ulaştırmışsa; ondan sonra da Kur’ân’a inanan müminlere düşen bu mesajı insanlığa ulaştırma gayreti içerisinde olmalarıdır.
ŞU sınav dünyası kâinat bir hastane ise, Yüce Allah kalplerin baş doktoru/Tabibe’l- kulûb, Peygamber de yol gösteren doktor, Kur’ân ise ilahî reçete/ilaçtır. Kur’ân, hastalıkları doğru teşhis eden ve onları kendi eczanesinden en güzel şekilde tedavi eden kitaptır. Kur’ân, insanın sorularına cevap veren, sorunlarına çözümler getiren kitaptır. Şairin dediği gibi: Hasta olsam, ilâcım, çorbam, sütüm, o kitap/ Suda mantarım, gökte; paraşütüm o kitap…
Kur’ân’ın tedavi metodunda izlenen yol şudur: Öncelikle koruyucu hekimlik, insanın fıtrat üzere kalması, sapmadan doğru yolda yolculuğuna devam etmesidir. Bunun için en etkili öğüt/mevıza Kur’ân’da’dır. Çünkü o, önce gönüllere dokunur, ardından akılları düşünmeye sevk eder, sonra da anlaşılan doğrular doğrultusunda bir hayat yaşamaya onları teşvik ve tahrik eder. İnsanın aynı anda hem kalbine, hem duygularına, hem aklına, hem dünyevî ve uhrevî menfaatlerine seslenen başka bir kitap da yoktur. Fıtrattan kopan, fıtrata yabancılaşan biri oldu mu, Kur’ân onları da bırakmaz. Hastalık, stres, buhran bataklığında debelenen o kimseye kopmaz ipini uzatır, tut elimden seni kurtarayım der ve onu cahiliye bataklığından İslam’ın aydınlığına çekip kurtarır. Tedavi için hastalığın doğru teşhisi ve doğru ilacın dozunda alınması gerekir. İşte Kur’ân bunu en güzel şekilde yapar. Zira o, yarattığını en güzel şekilde bilen Yüce Allah’ın reçetesidir. Hiç Yaratan, yarattığını bilmez mi? O, bütün gizli ve incelikleri bilir, her şeyden de haberdardır.
Doğru teşhis ve tedavi ile hastalıktan kurtulup şifa bulunca hidayet gelir, sonra da rahmete erilir. Bütün bunlar da O’nun lütuf ve rahmetiyle olur.
يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكُم نُورًا مُبِينًا
Ey İnsanlar! Rabbinizden size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur indirdik.
Ayetteki burhândan kasıt Muhammed (a.s.)’ın zatı; Nûr-î mübîn, Kur’ân, Sırat-ı müstakîm, din ve İslâm şeriatıdır. Zaten Peygamber aleyhisselamın gelişi ile birlikte Kur’ân inmeye başlamış ve ikisiyle de din insanlığa sunulmuştur. Kırk yıl içerisinde yaşadığı toplumda dürüstlüğü, güvenilirliği, yardımseverliği, akraba ve diğer insanlarla geçimli oluşuyla tanınan Hz. Peygamberin gelişi açık bir kanıttır. Kırk yıl hiç şiir söylememiş, herhangi bir iddiada bulunmamış ümmî bir kişinin, bir anda ilâhî mesajları okuyor olması onun peygamber olarak görevlendirildiğinin en açık delilidir. İnsanlara yalan söylemeyen bir kimsenin, Allah adına yalan söylemesi imkansızdır.
Ayet, kitap ehlinin yanlışları açıklandıktan sonra gelmiştir. Buna göre kitap ehline ve tüm insanlığa çağrı yapılmakta, artık ellerindeki kitapların tahrif edilmiş, zamanı geçmiş olduğu bildirilmekte, son peygambere ve onun getirdiği son kitaba inanmaya ve ona sarılmaya çağrılmaktadırlar.
O halde ey insanlık, bu gelen ilahî mesaja sımsıkı sarılın. Onu Rabbinizden size gelmiş bir emanet olarak görün. Hayatınızı onunla anlamlı hale getirin. Çünkü o kesin delildir. Hakkı hak olarak, batılı da batıl olarak net bir şekilde açıklayandır. Selim akılları ikna eden açık kanıttır. O gönüllere inşirah veren, karanlıkları aydınlatan apaçık bir nurdur.
Bir sonraki ayette Yüce Rabbimiz, bu kitaba tutunup sarılanların dünya ve ahiret mükafatının açıklayarak şöyle buyuruyor: Allah’a iman edenleri ve O’nun kitabına sarılanları; Allah rahmetine ve bol nimetine kavuşturacaktır. Onları, kendisine götüren doğru yola eriştirecektir.
Mesajlar:
Kur’ân, Yüce Rabbin katından tüm insanlığa gelmiş ilahî mesajdır.
Onu insanlığa ulaştırmak öncelikle müminlerin görevidir.
Kur’ân, insanı konu alan, insanı anlatan, ona yaratılış gayesini hatırlatan ve bu gaye doğrultusunda ilerlemesini sağlayan mürşittir.
Kur’ân, insanlık için en etkili öğüttür.
Kur’ân maddî ve manevî hastalıklar için şifa reçetesidir.
İlahî mesaja muhatap olmak insan için büyük şereftir. Zira Yüce Yaratıcı, onu muhatap almış, onunla ilgilenmiş ve ona seslenmiştir.
Peygamberin gelişi ve Kur’ân’ın inişi, insanlık için açık bir bürhan/delildir. Hakkın hak olduğunu, batılın batıl olduğunu net bir şekilde ortaya koyan Kur’ân geldikten sonra insanlığın herhangi bir mazeret ileri sürmesine imkân kalmamıştır.
Kur’ân cahiliye karanlıklarına son veren, insanın gönlünü, aklını, ufkunu aydınlatan nurdur.
Kur’ân, bu ümmetin şerefidir. Bu şerefe nail olmak için, Kur’ân’ı sahiplenmek, onu okuyup anlamak ve gereklerini yerine getirmek gerekir.
Kitaplı olmak yeterli değildir. Önemli olan Kitaba göre bir hayatın adamı olmaktır.
