Hz. Âdem ve Hz. Îsâ’nın Yaratılış Misali

إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِنْدَ اللَّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُنْ مِنْ الْمُمْتَرِينَ

Allah’ın katında Îsâ‘nın durumu kendisini topraktan yaratıp sonra ol demesiyle olmuş olan Âdem’in durumu gibidir. Gerçek Rabbindendir, o halde şüphelenenlerden olma.

Meryem oğlu misal verilince, senin kavmin buna gülüp geçiverdi. Bizim tanrılarımız mı yoksa o mu daha iyidir, dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir toplumdur. Meryem oğlu Îsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.

Yüce Allah erişilmez kudretin sahibidir. O’nun ilmi, rahmeti, kürsüsü, kudreti tüm her şeyi kuşatmıştır. O, olmazları olduran Yüce Yaratıcıdır. O, yaratıklarından hiç kimseye benzemez ve O’nun sıfatları hiç kimse ile mukayese edilemez. O’nun akıllara durgunluk veren, insan havsalasını aşan kendi zatına özgün özellik ve güzellikleri vardır. En güzel isim ve sıfatlar O’nundur. O’nun isim ve sıfatları, eksiklik, kusur ve ayıptan uzaktır. O’nun şanı yücedir. O, müşriklerin O’na yakıştırdıkları tüm ayıp ve ağmanlardan münezzehtir.

Yüce Allah’ın yaratma sıfatı da insanın aklını ve gücünü aşan bir özellikte gerçekleşir. O, yoktan var eden, eşsiz biçimde halk eden, yarattığına en güzel şekil verendir. O, her an yeni bir iştedir, O’nun tüm sıfatları hep diridir, asla yorulmuş/eskimiş/işlevsiz/âtıl değildir. O’nun yaratma sıfatı da öyledir. Göklerde ve yerde olan kimseler her şeyi O’ndan isterler; O her an kâinata tasarruf etmektedir. Dikkat edin yaratma da O’nundur, yönetme de O’nundur. Rabbin, şüphesiz, her istediğini yapar. O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.

Yüce Yaratıcı, varlığını bildirmek ve erişilmez kudretini göstermek için nurdan melekleri, dumansız ateşten cinleri yarattığı gibi çamurdan da insanı yaratmıştır. O’nun ilk insanı yaratışı da eşsiz kudretinin göstergesidir, sonra onun eşini yaratması da öyledir, Âdem ve Havva çiftinden insanların kadınlı erkekli olarak çoğaltması da eşsizdir. Bütün bu var oluşlarda Yüce Yaratıcının kudret imzası vardır. Kara balçıktan ilk insanın yaratılması kadar, bir damla sudan insanın oluşması da ilginç ve bir o kadar da harikuladedir. Sürekli şahit olduğumuz doğumlarla bizler bu olanları sıradanlaştırsak da bir çocuğun, ana rahminde bir damla sudan nutfe/meni-alaka-muzğa-et-kemik aşamalarından geçerek bir insan olarak kızlı erkekli dünyaya gelmesi; doğduktan sonra çocukluk-gençlik-olgunluk-ihtiyarlık dönemlerini yaşaması, bunların hepsi olağanüstüdür. Derinlemesine düşünüp ibret almak isteyenler için hepsinde çok büyük dersler vardır.

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir. Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir’dir.

İlk insan Hz. Âdem’in ana-baba olmadan, ana rahmine düşmeden, çocukluk dönemi geçirmeden yaratılması da O’nun eşsiz kudretinin göstergesidir. Ardından onun eşinin benzer şekilde yaratılması da O’nun erişilmez kudretinin bir başka delilidir. Asırlar sonra Hz. Îsâ’nın babasız olarak bir anneden doğması da bir başka kudret delilidir. Hz. Âdem’in anasız babasız yaratılmış olması nasıl ki Yüce Yaratıcı için imkânsız değilse, Hz. Îsâ’nın babasız yaratılması da imkânsız değildir. Benzer şekilde Hz. Âdem’in anasız babasız yaratılmış olması nasıl ki onun ilah yahut ilahın oğlu olmasını gerektirmiyorsa; Hz. Îsâ’nın babasız olarak dünyaya gelmesi de onun ilah yahut ilahın oğlu olmasını gerektirmez. Her ikisi de Yüce Allah’ın seçkin kullarıdır. Biz, olanlarda Yüce Yaratıcının sonsuz kudretini görmekle yükümlüyüz.

Ne var ki çoğu zaman insanlar bu kudret vurgusunu görmezden gelirler, Yüce Yaratıcıyı yaratılan gibi görmeye kalkarlar ve O’nun ‘ol’ emriyle olanları inkâr etmeye yahut sıradanlaştırmaya çalışırlar. Oysa Yaratıcı, yaratılana benzemez, O yaratılanla mukayese bile edilemez. Göklerin ve yerin Yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.

Bu inkâr edilemez gerçeğe rağmen nice insan Yüce Allah’ı kendi akıllarının koyduğu kurallara uymaya adeta mecbur etmeye kalkmışlar ve akıllarının almadığı şeyleri O’na yakıştıramamışlardır. Kimi insan da Yüce Yaratıcının ilk insanı annesiz-babasız olarak yoktan var edişini kabul ederken; Hz. Îsâ’nın yalnızca babasız olarak yaratılmasını kabullenememişler ve Hz. Meryem’e iftiralar atmaya kalkmışlardır: Yüce Allah, onların kalplerini mühürledi. Bu, bir de inkârlarından Meryem’e büyük bir iftirada bulunmalarından ötürüdür… Meryem çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi, dediler. Meryem oğlu Îsâ Mesih, Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Evet, Hz. Îsâ, kelimetüllah/Allah’ın kelimesidir. Zira o, Yüce Allah’ın ‘ol’ demesiyle olmuştur. Aslında Yüce Allah’ın yarattığı her şey O’nun izniyle ve ‘ol’ demesiyle olmaktadır. Ancak bu Hz. Îsâ’nın var edilişinde daha belirgin bir şekilde kendini göstermiş ve alışılagelmişin dışında Hz. Îsa, babasız olarak dünyaya gelmişti. Tıpkı Hz. Âdem’in hem annesiz hem babasız dünyaya gelmesi gibi.

Bir kısım insan da Hz. Îsâ’nın babasız olarak dünyaya gelişini bahane ederek ona ilahlık payesi vermeye kalkmışlardı. Oysa Hz. Îsâ, Allah’ın oğlu yahut parçası değil, O’nun seçkin bir kulu idi: Meryem oğlu Mesih sadece peygamberdir, -ondan önce de peygamberler geçmiştir,- onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı’dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir. And olsun ki, Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir, diyenler kâfir olmuşlardır.

Evet, Yüce Allah diğer peygamberlerine verdiği gibi Hz. Îsâ’ya da bir kısım mucizeler bahşetmişti. Ancak onun babasız dünyaya gelişi gibi, onun nübüvvetini destekleyen mucizeler de O’nun Allah’ın oğlu yahut bir parçası olmasını gerektirmez, aksine Yüce Allah’ın seçkin bir peygamberi olduğunu teyit ederdi. Zaten Îsâ peygamberin kendisi bütün bu mucizeleri hep Allah’ın izniyle gerçekleştireceğini açıkça söylemekteydi: Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah’ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah’ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır. Ayetteki ifadelerden de anlıyoruz ki Hz. Îsâ, tüm bu olağanüstü işleri Yüce Allah’ın izniyle ve O’nun birer mucizesi olarak onlara göstermiştir.

Yüce Rabbimiz müşriklere hitaben Siz ve Allah’tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz Ayetini indirince müşrikler gelip Peygamberimize bağrışarak, gülüşerek şöyle sordular: Sen Allah’tan başka tapılanlar cehennem odunudurlar, diyorsun, Kitab ehli de Üzeyr’e ve Îsâ’ya tapıyorlar. Şimdi onlar da cehennem odunu mudur? Onların bu saçma sorusu üzerine Yüce Rabbimiz onların bu şamatacı durumlarını yukarıda geçen Zuhruf suresi ayetinde anlattı ve onlara cevaben şöyle buyurdu: Şüphesiz ki daha önce kendilerine Bizden güzellik va’di geçmiş olanlar; bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır. Peygamberimiz de onlara şöyle dedi: Evet, Allah yerine kendisine ibadet edilmesini kabul eden herkes, kendisine ibadet edenlerle birlikte Cehenneme girecektir. Dolayısıyla o sâlih insanların cehenneme girmelerini ve odun olmalarını gerektirecek hiçbir sebep yoktur. Zira onlar insanları tevhide çağırmışlar, asla kendilerinin Allah’ın oğlu olduğunu söylememişlerdir. Hesap gününde Yüce Allah, Ey Meryem oğlu Îsâ! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı olarak benimseyin, dedin, demişti de o şöyle cevap vermişti: Hâşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin, demiş ve eklemişti: Ben onlara sadece ‘Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ diye Senin bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe onlar hakkında şahittim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahitsin.

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

Mümin, Yüce Allah’ı sonsuz ve erişilmez kudret sahibi yaratıcı olarak kabul eden kimsedir. Yüce Yaratıcı için zor olan, yapılamaz hiçbir şey yoktur. O’nun için dilediği herhangi bir şeye ‘ol’ demesi yeterlidir. Yüce Yaratıcı, olmazları oldurandır. O’nun zatı ve sıfatları gibi fiilleri de yaratılan hiç kimseye benzemez. Dolayısıyla Yüce Allah’ın yaptığı/yarattığı bir şeyi kul aklıyla anlamak her zaman mümkün olmayabilir. Sınırlı ve sorunlu aklın kavrayamayacağı şeyi inkâr etmek yahut aklîleştirmek ise doğru değildir.

Hz. Âdem’in bir anne ve babaya ihtiyaç duymadan topraktan yaratılması nasıl eşsiz bir kudret örneği ise… Hz. Havva’nın yaratılması nasıl eşsiz bir yaratılış örneği ise… Ana rahmine düşen bir damla suyun nasıl insan olarak dünyaya gelmesi eşsiz bir mucize ise… Gökten toprağa düşen bir damla suyla nasıl kuru toprak yeşeriyorsa… Hz. Îsâ’nın, babasız olarak Meryem anadan doğması da benzer bir kudret göstergesidir. İsrailoğulları din adamlarının kadını aşağıladığı, mabedden ve dinden dışladığı, insan olup olmadığını tartıştığı bir dönemde Yüce Allah, Îsâ Mesih’i bir erkekle beraber olmadan bir kadından dünyaya getirerek insanlığa önemli bir ders vermiştir. Verilmek istenen mesaj özetle şöyledir:

Ey erkekler, siz kendinizi her şeyi bilen, yapan/yaratan ilah konumuna çıkarmayın. Sizin yapıp ettiğiniz her şey, Yüce Yaratıcının size bahşettiği güç kuvvetle ve O’nun izniyle olmaktadır. O, size mecbur ve muhtaç değil; siz O’na mecbur ve muhtaçsınız. İşte bakın, Allah dilerse, bir erkek olmadan da bir kadın çocuk sahibi olur. Unutmayınız ki sizi var eden de O’dur, sizi erkekli kadınlı olarak çoğaltan da O’dur. O’dur olmazları olduran. Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya Kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, O’nun buyruğu sadece, o şeye Ol demektir, o hemen oluverir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir