Size, Sizden Bir Misal: Farklılıklarınız Zenginliğinizdir

ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ أَنْفُسِكُمْ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَاءَ فِي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَأَنْتُمْ فِيهِ سَوَاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ أَنفُسَكُمْ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

Allah size kendinizden bir misal vermektedir: Size verdiğimiz rızıklarda, emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit surette hak sahibi olmalarına razı olur ve birbirinizi saydığınız gibi bu ortaklarınızı sayar mısınız? Düşünen bir topluma ayetleri böylece uzun uzadıya açıklarız.

Rabbimiz burada bize, bizden bir örnek sunmaktadır. Kendimizden, kendi hayatımızın içinden bir örnek. Zaten Kur’ân, bizi bize anlatan, bizim sorularımıza cevap, sorunlarımıza çözüm önerileri sunan bir kitaptır. Onun konusu biziz, onda anlatılan da biziz. Onda bizim zikrimiz, bizim şerefimiz, bizim hayatımız söz konusu edilir: And olsun ki, size bir Kitap indirdik, şerefiniz ondadır; akletmiyor musunuz? Kur’ân’ın içerisindekileri hayatınızda uygulamak size gerçek anlamda hayatı öğretir. O, sizi ve davranışlarınızı değerlendiren ve size Rabbiniz katında değer kazandıran hayat düsturudur. Biz onun gereklerini yerine getirirsek, bu bizim için şeref olur. Onun gereklerini yapmazsak bu sefer o bizim zelil olmamıza sebep olur. Hadiste buyrulduğu gibi: Kur’ân ya senin lehine delildir ya da aleyhine delildir.

Yüce Rabbimiz, imtihanın gereği olarak insanları farklı özellik, farklı konum ve imkanlar içerisinde yaratmıştır. O, isteseydi tüm insanlar aynı özellik, aynı konum ve eşit imkanlar içerisinde olabilirlerdi. Ancak bu takdirde hayat yaşanmaz olurdu. Şöyle bir düşünelim, bütün insanlar aynı özellik, aynı kapasite, aynı konum ve imkân içerisinde olsaydılar, birbirlerine ihtiyaçları ve eyvallahları olmazdı. Bu durumda herkes, her işini kendisi yapmak zorunda kalacaktı. Halbuki Yüce Yaratıcı, insanları farklı özellik, kapasitede yarattığı gibi, malî yönden de farklı farklı yaratmıştır. İnsanların renkleri, ırkları, dillerinin farklı olduğu gibi; aklî seviyeleri de farklıdır, malî güç ve imkânları da farklıdır. Bütün bu farklılıklar insanların birbirleriyle denenmesini ve birbirlerine muhtaç olmalarını sağlamış; bunun sonucu olarak da birbirlerine saygılı olmalarını gerektirmiştir. Nitekim bir hadislerinde Peygamberimiz, güçlü mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir buyurduktan sonra her bir müminin de hayırlı bir tarafı vardır buyurarak her mümine ihtiyaç olduğuna dikkatleri çekmiştir. Hadis bizleri, iman, amel, ilim, akıl, beden ve malî bakımdan güçlü olmaya yönlendirirken konumları ne olursa olsun müminlerin birbirlerini küçük görmemesi ve yok saymamasını da istemektedir. Onun için inanan her insan değerlidir, önemlidir ve İslam toplumunda dolduracağı bir yeri vardır. Âmir-memur, patron-işçi, hoca-talebe, imam-cemaat, efendi-hizmetli her insan önemlidir.

Yüce Allah’ın insanlara farklı nimetler vermesi imtihanın gereğidir. Yoksa bu ayetler bütün insanların her bakımdan eşit derecede olmasını gerektiren ifadeler değildir. Yani bu ayetlerden yola çıkarak mülkiyet hakkını yok sayma, malî konuda herkesi aynı seviyeye getirme gibi bir sonuç çıkarmak Kur’ân’ın ruhuna da aykırıdır, vakıaya da aykırıdır. Nitekim her Peygamberin döneminde yaşayan toplumlar içerisinde fakirler de olmuştur, zenginler de olmuştur. Ve bu iki sınıf birbirini yok saymadan, hor hakir görmeden, birbiriyle sınanmış ve çoğu zaman sınavı birlikte kazanmışlardır. Zengin, malî imkanları doğru yönetmesiyle, fakirleri kardeş bilip onlara yardım etmesiyle, cömertliği ile kazanmış; fakir de sabrı ve kanaati ile kazanmıştır.

İnsanlara verilen nimetlerin farklılığına ve bunun hikmetine dikkat çeken başka ayetler de vardır:

Onların ve bunların her birine Rabbinin nimetinden ulaştırırız. Esasen Rabbinin nimeti kimseye yasak kılınmış değildir. Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Doğrusu ahirette daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.

Allah rızıkta kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar, emirleri altında bulunanların rızıklarını vermezler. Oysa rızıkta hepsi eşittir. Allah’ın nimetini bile bile inkâr mı ediyorlar?

Yüce Rabbimiz, bu ve benzeri ayetlerde farklılıkların aslında insanlık için bir zenginlik olduğuna dikkatleri çektikten sonra, müşrik mantığın tutarsızlığına sözü getirmiştir. Şöyle ki müşrikler, kendileri için uygun görmedikleri şeyleri Yüce Allah’a yakıştırmaktan çekinmiyorlardı. Sözgelimi kendileri, kız çocuğuna sahip olmak istemedikleri halde, melekleri Yüce Allah’ın kızları olarak tanımlıyorlardı. Kendi elleriyle yaptıkları bir kısım putlara dişi isimler vererek/onları tanrıçalar olarak isimlendirip bunlar bizi O’na yaklaştıracak vasıtalardır diyerek Allah’a ortak koşmaya kalkıyorlardı. Oysa Yüce Allah, onların bu iddialarından uzaktı.

Benzer şekilde onlar mallarını köleleriyle paylaşmak istemiyorlardı, kölelerinin üzerinde başka ortakların olmasını da istemiyorlardı. Buna rağmen Yüce Allah’a bir kısım şeyleri ortak koşuyorlar, Allah’ın yetkilerini onlara vermeye kalkıyorlar, şunlar Allah’ın kızları, bunlar Allah’ın oğulları gibi saçmalıkları din olarak söylemekten geri durmuyorlardı. Oysa hiç kimse Yüce Allah adına din uyduramazdı. Dinin temel ilkelerini, dinin sahibi belirlerdi. Bütün bunlara karşı Yüce Allah şöyle çıkışır: Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.

Dikkat edin, halis din Allah’ındır; O’nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: «Onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz» derler.

Ey inkârcılar! şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat’ın ne olduğunu söyler misiniz? Demek erkekler sizin, dişiler Allah’ın öyle mi? Öyleyse bu haksız bir paylaşma! Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.

Kendilerine verdiğimiz rızıktan, onların ne olduğunu bilmeyen putlara pay ayırırlar. Allah’a and olsun ki, uydurup durduğunuz şeylerden elbette sorguya çekileceksiniz. Beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah’a malediyorlar. O bundan münezzehtir. Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir.

Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı? Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler? Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, «Allah doğurdu» diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar. Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş? Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz? Hiç düşünmez misiniz? Yoksa apaçık bir deliliniz mi var? Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım. Allah’la cinler arasında da bir soy bağı icat ettiler. And olsun ki, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler. Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.

Evet, insanların mal varlığı ve bir kısım şeylere sahip olmaları, sonradan olma ve gelip geçici şeylerdir. Yüce Allah’ın mâlik oluşu/sahip oluşu ise ezelîdir ve gelip geçici değildir. Her şeyin asıl sahibi O’dur, her şey de O’nundur. O’nun mülkünün ortağı yoktur. O, mülkünde dilediği hükümranlığa sahiptir. İnsanların sahip oldukları ise sonradandır, geçicidir ve insanların sahip olduğu şeyler, kimi zaman ortaklığı da kabul eder. O halde insanlar, sahip olduklarının asıl sahibi olarak Yüce Allah’ı bilmeli ve nimete şükrü yalnızca O’na hasretmelidirler. O’na kulluk ve ibadette hiç kimseyi ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalıdırlar. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işlesin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın.

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

Çarpıcı misali veren Yüce Allah. O, topluca düşünüp ibret almamız için bize, bizden bir misal veriyor. Verdiği rızıkları paylaşmamızı istiyor. Rızkın asıl sahibi, onun kulları arasında paylaşılmasını istiyor. Ne var ki çoğu zaman kulları buna yanaşmıyorlar. Belki de hayatın devam edebilmesi için, insanların birbirlerine muhtaç olması ve bir kısım işlerini birbirlerine yaptırabilmeleri için böyle olması gerekiyor. O zaman imkân sahipleri hiç olmazsa sahip olduklarının onda birini yahut kırkta birini ihtiyaç sahiplerine versinler. Ama çoğu insan buna da yanaşmıyor. Zira yapılan araştırmalar gösteriyor ki zenginler hakkıyla zekâtlarını verseler, yeryüzünde fakir kalmayacak.

Mala düşkün olan insan, kendisi sahip olduklarını başkalarıyla paylaşmak istemezken, Yüce Yaratıcıya ortaklar koşarak O’nun hak ve yetkilerini başka varlıklara paylaştırmaya kalkıyorlar. Kendileri için uygun görmedikleri şeyleri Yüce Allah’a yakıştırmaya çalışıyorlar. Oysa Yüce Allah, hiç kimseye benzemez. Onlar kimin yetkisini kime veriyorlar? Kimin adına din uyduruyorlar? Hiç, düşünmüyorlar mı? Elbette herkes yaptığını sonucuna katlanacaktır. Allah’a şirk koşan, O’nun söylemediğini O’na söyletmeye kalkan zalimler, nasıl bir azapla karşı karşı kalacaklarını yakında göreceklerdir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir