Karye Ehlinin Misali

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ

İnsanlara, halkına elçiler gelen kasabaları anlat:

Onlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü elçiyle desteklemiştik. Onlar: «Biz size gönderildik» demişlerdi.

Onlar: «Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz» demişlerdi.

Elçiler: Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir» demişlerdi.

Onlar: «Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır» demişlerdi

Elçiler: «Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mı? Hayır; siz, aşırı giden bir toplumsunuz» demişlerdi.

Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve söyle demişti: “Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun. Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar. Beni Yaratana ben ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O’na döneceksiniz. O’nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar. Doğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum. Şüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin.”

Ona «Cennete gir» denince, Keşke kavmim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi! demişti.

Ondan sonra kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık… O kadar, hemen sönüp gittiler. Kullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı. Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi? Hepsi huzurumuza getirileceklerdir.

Son derece açık olan bu kıssanın evrensel mesajlarından bir kısmını özetleyelim:

Hayat Rehberimiz Kur’ân, bizi izzetli bir hayata hazırlarken zaman zaman tarihin derinliklerine götürür. Tarihte yaşanmış ibretlik hadiselerden kıssalar sunar. Onları okuyup anlayalım ve onlardan ibret alalım diye. Kur’ân, bir tarih kitabı değildir, onun kıssa anlatımındaki amacı tarihi bilgiler vermek değildir. Onun asıl gayesi, tarihi, malumat sahibi olmak için değil, ibret almak için okumaktır. Biz geçmişi okurken, geçmişi yargılamak için okumayız, zira onların hesabı Allah’a kalmıştır. Biz, onların yaşadıklarından kendi payımıza düşeni almaya ve safımızı belirlemeye gayret ederiz.

Kur’ân, mesajının evrensel olması için anlattığı tarihî olayların yaşandığı yeri, olayın tarihini ve kahramanlarını çoğu zaman zikretmez. Onun bazı kıssaları anlatırken az da olsa yer ve şahıs isimlerine yer verme sebebi ise, anlatılanların gerçek hayatta yaşanmış hadiseler olduğuna vurgu yapmaktır. Böylece anlatılan kıssanın mesajı her coğrafyaya, her kesime ve her çağa ışık tutacaktır.

Bu ayetler, tevhid mücadelesine karşı müşriklerin, sert bir şekilde karşı çıktığı bir dönem olan Mekke devrinin ortalarında inmiştir. Ancak ayetlerin mesajı, her dönem için evrenseldir. Ayetler, onları okuyan Müslümanlar için teselli, inanmayanlar için ise tehdit içermektedir. Ayetler müminler için motivasyon, münkirler için ültimatom niteliğindedir. Bu ayetlerle inanan insanlar manen dolacaklar ve güçlü bir donanımla durmadan dinlenmeden ve yılmadan davetlerini sürdüreceklerdir.

Kur’ân’ın Kalbi diye bilinen Yâsîn suresinde anlatılan kıssanın geçtiği yer, yaşandığı tarih ve kahramanların kimliği de açıkça kıssada geçmez. Müfessirler bu kıssanın Antakya şehrinde geçtiğini söylerler. Şehre Hz. İsa’nın davetçileri gönderilmiş, önce iki kişi şehre gelmiş, ardından gelen üçüncü kişiyle davet ekibi takviye edilmiştir. Aslında bu gönderimde de bir strateji takip edilmiştir. Üç davetçinin birden sahaya sürülerek üçünün de yıpratılmasının önüne geçilmek istenmiştir. Bu anlatımdan da anlaşılacağı üzere tevhid mücadelesinde davetçiler, birbirlerine destek olmalı, ortak strateji belirlemeli ve beraber hareket etmelidirler. Gerektiğinde yeni davetçiler ve yeni taktiklerle davete yeni ve taze kan/can gelmeli, davet kesintisiz olarak sürmelidir.

Peygamberler ve onların seçip insanlığa gönderdiği elçiler de beşerdir, insanüstü değildirler. Beşer olmak, davetçi olmaya engel değildir. İnsana beşer davetçinin gelmesi, insanlığın hayrınadır. Böylece insanlar, kendi içlerinden gelen elçiyle daha kolay anlaşabilecek ve onların yaptıklarını yapabileceklerdir. Yüce Yaratıcı isteseydi, insanlığa melek yahut cinlerden elçiler de gönderebilirdi. Ancak bu durum, insanların çeşitli mazeretler ileri sürmelerine sebep olacaktı. Biz, bizim cinsimizden olmayan bu elçiyle nasıl anlaşırız, biz onun gibi olamayız, o ulaşılamaz birisi, onun yaptıklarına bizim gücümüz yetmez, gibi. Davetçinin insanüstü özelliklere sahip olmasını beklemeye de gerek yoktur. Zira inanmak istemeyenlere tarih boyunca Peygamberler, nice olağanüstü mucizeler göstermişler, inanmayan yine inanmamıştır.

Davetçi halkın içerisinde yaşayan bir halk adamı olarak mesajını apaçık bir şekilde sunmalıdır. Şifreli, gizemli anlatımlardan uzak durmalıdır. Apaçık dini, anlaşılır bir şekilde apaçık olarak sunmalıdır.

Hak seda karşısında sözü bitenler, tehdide, şiddete başvururlar. Bu hep böyle olmuştur. Rabbin Rızasını ve Cennetini kazanma uğruna yola çıkan Davetçi, karşısına çıkabilecek güçlüklere hazır olmalıdır. Yılmadan, usanmadan, taviz vermeden sabır ve kararlılıkla yoluna devam etmelidir.

İslam’da uğursuzluk yoktur. Hayra da şerre de insan kendisi davetiye çıkarır. Her insanın kader kuşu kendi boynundadır ve herkes yaptıklarına bağlıdır. Gidişatı insanlar hak eder, Yüce Allah da yaratır.

İsraf, haddi aşmaktır. İsraf yalnızca ekonomik hayatta olmaz. Herhangi bir konuda ölçüsüz olmak, aşırı gitmek de israftır. Allah ise israfçıları sevmez. Müslüman, her konuda ölçülü davranmasını bilen, aşırılıktan uzak duran mutedil insandır. Denge ümmet/Vasat Ümmet olmak da ancak bu şekilde olacaktır.

Yâsin Kahramanı olan ve kaynaklarımızda adının Habibü’n-Neccâr olduğu söylenen adamın koşturması dikkat çekicidir. Zira o, işinin önemini kavramış, gecikmemesi gerektiğini, geride kalırsa kaybedeceğini anlamış ve hedefine koşarak gelmiştir. Dava adamı bilir ki hayır sonraya bırakılamaz. Onun için Kur’ân bizi hayırlarda yarışa çağırır: Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Rabbinizin mağfiretine ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşusun. Yarışanlar, bunun için yarışsınlar.

Kıssada davetçiler gelmeden önce olayın yaşandığı yer Karye, davetçilerden/tevhid gündeme girdikten sonra Medine oluyor. Demek ki bir yer ne kadar büyük ve kalabalık olursa olsun, gündemine tevhid oturmamışsa orası köy/kasaba/karye hükmündedir. Yüzölçümü ve nüfusu ne kadar olursa olsun gündeminde tevhid olan yer şehir/medine hükmündedir.

Kavminin hayrı için tevhid uğruna koşturan adam, kavmim diyerek halkını sahipleniyor, ikna edici bir üslupla ve önce kendi nefsini örnek vererek onları uyarıyor. Onlar, onu şehid ederken bile o kavmim bilip anlasaydı diyerek kavmine ne kadar düşkün olduğunu gösteriyor.

Allah’ın dinine sahip çıkanları Allah yardımsız bırakmaz: Şehidin kanı yerde kalmıyor, zulmedenlerin yaptıkları da yanlarına kalmıyor ve onun intikamını bizzat Yüce Allah alıyor. O’nun olanlara O sahip çıkıyor. Onlar hakikatin sesini kısmaya kalktılar, ilahî azap sesi de onları susturdu. Suça uygun bir ceza ile helak oldular. Hiç yaşamamış gibi sönüp gittiler.

Şehid, Allah yolunda can veren hakikatin şahididir. Eş-Şehid, Allah’ın isimlerinden bir isimdir. Yolunda can verenlere Yüce Allah kendi ismini vermiştir. Şehid, son nefesini verirken cennetteki makamına yahut onu karşılayan meleklere şahit olduğu için bu ismi almıştır. Şehidin günahları affedilir. Şehitler Allah katında rızıklanırlar. Onlar ölmemenin çaresini bulan yiğitlerdir.

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

Yüce Allah, insanlığa peygamber göndermek zorunda değildi, peygamber göndermek O’nun rahmetinin tecellisidir. Zira O, insanın fıtratına hakka uyma yetisini koymuş, ona akıl vermiş, Kâinatı ayetlerle donatmış. Bunun yanında insana olan sevgi ve rahmetinin bir eseri olarak ona elçiler/davetçiler göndererek onu bir kez daha uyarmıştır. Bu şekilde bir taraftan insanın istikamet yolunda ilerlemesini istemiş, diğer yandan bunca uyarılara rağmen kayan/sapan insanları yeniden düştükleri bataklıklardan kurtarmayı dilemiştir. Elçiler hem iyileri daha iyi yapmak için uğraşırlar, hem de kötüleri iyiler seviyesine çıkarmak için çırpınırlar.

Yaratılış gayesine uygun davranıp istikamet üzere kalanlar ve bu uğurda malları ve canlarıyla mücadele edenler de yaptıklarının karşılığını dünya ve ahirette görecekler; tevhide karşı çıkıp davetçileri yalanlayan, onları üzen ve onlara zarar verenler de yapıp ettiklerinin cezasını dünya ve ahirette göreceklerdir.

Yasîn kıssası, bizim safımızı belirlememize, boş duranlardan değil tevhid yolunda koşturanlardan olmamıza, Rabbimizin Rızasını ve Cennetini kazanmamıza vesile olsun!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir