Vı. Soru

Topluma Sevap Kaynakları: Yetimler

Sana yetimlerden soruyorlar 2/220

وَيَسْأَلُونَكَ عَنْ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنْ الْمُصْلِحِ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Sana yetimleri sorarlar, de ki: «Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır». Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırdetmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim’dir.

Sınav dünyasında her insanın sınav soruları farklı farklı olabilir. Ama sonuçta herkes sınanır, çeşitli sorulara maruz kalır. Kimi analı babalı olarak anne ve babasıyla sınanır, kimi çocuklarıyla sınanır. Kimi de küçük yaşta anne babasını kaybederek sınanır. Kimi anne babaya Yüce Yaratıcı çocuk vermez, çocuksuz olmakla sınar; kimine kız kimine erkek çocuk vererek onlarla imtihana tabi tutar. Nice insanlar vardır onlar için çocuksuz olmak hayırlıdır, nicesi için de çocuklu olmak. Çocuklu olan pek çok insan vardır çocuklarının olması ve yaşaması onlar için hayırlı değildir. Nice insan vardır anne babasının kıymetini bilmez ve analı babalı olarak tabi tutulduğu sınavı kaybeder. Kur’ân bu durumu ne kadar güzel tespit ve tasvir eder:

klerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir. Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir’dir.

İnsanlar arasında savaşlar bitmediği sürece, hastalıklar ve kazalar olduğu sürece, anne babasını kaybedip öksüz ve yetim kalan çocuklar olacaktır. Toplumda yetim ve öksüzler, onlara bakması ve sahip çıkması gereken velileri, yakınları ve toplumun diğer kesimleriyle sınanacaktır. Öksüz ve yetimler, sabır testinden; velileri ise sorumluluk testinden geçeceklerdir. Öksüz ve yetimler, pek çok yakın ve variyet sahibi insan için Allah’ın rızasını ve cenneti kazanma sebebi olacak; pek çok kişi için de cehenneme düşme nedeni olacaktır.

Öksüz ve yetimleri her şeyden önce din kardeşi olarak görmektir Kur’ân’ın bizden istediği. Onları kardeş bilip acılarını ve sevinçlerini paylaşmak, sahip olunan imkanları o kardeşlere sunabilmek.

Kur’ân yetim hakkına yaklaşmamayı emreder: Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Yetimin malına yaklaşmayın. Ayet yetimin malını ve hakkını yememek, yemeyi aklından bile geçirmemeyi emreder. Varlık sahibi yetimin malına yaklaşmamak, onun malını korumak, işletmek, değer kaybetmesini önlemek için tedbiir almaya engel değildir. Nitekim yetimlerin mallarını yemeyin, onlara yaklaşmayın mealindeki ayetler gelince bazı sahabîler, aman onların mallarına hiç yaklaşmayalım, onların mallarını yemeyelim diyerek yetimlerin mallarına el sürmemeye başladılar. Bunun üzerine ayetler indi ve onların yemeklerinden yiyilebileceği, onların işleri görüldüğünde karşılığında ücretinin alınabileceği belirtildi.

Variyet sahibi yetimin malını haksız yere gasbetmek ve yemekti yasaklanan. Onun malını gasbetmek ve yemek için ona yaklaşmaktı yasak olan. Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır. Yoksa bu yasak, yetimlerle birlikte yaşamaya, onların malını çalıştırmaya ve buna karşılık ücret almaya engel değildi. Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahit bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.

İslam, variyet sahibi olan yetimlerin mallarını haksız yere yemeyi yasakladı. Öte yandan ihtiyaç sahibi yetimlere sahip çıkmayı, onlara yardım etmeyi emretti. Özellikle yetimlerin yakınları velileri, hem o yetimlere sahip çıkacaklar, onlara maddî yardımda bulunacaklar; hem de onlara anne babalarının yokluğunu hissettirmeyecekler, şefkat ve merhamet kanatlarını onların üzerine gereceklerdi. Kur’ân, öksüze yetime göz kulak olmayı, onlara kol kanat ermeyi, onlara bakmayı zorlu yokuşları aşmanın bir yolu olarak belirledi.

İlk insan Hz. Âdem ve onun eşi Hz. Havva annesiz babasız olarak dünyaya geldiler. Son Peygamber de daha doğmadan babasını, altı yaşında bir çocuk iken de annesini kaybetti. Yüce Yaratıcı ilk peygambere ve son peygambere yetim olmanın ne demek olduğunu bizzat yaşatarak öğretti. Seni öksüz bulup da barındırmadı mı? Öyleyse sakın öksüze kötü muamele etme! Son Peygamber yetim olarak dünya geldi ki yetimliği tanısın ve yetimlere hâmi olsun. Öyle de oldu. O, pek çok öksüz ve yetime kol kanat gerdi ve onlara sahip çıkmanın önemine vurgu yaptı. Ben ve yetimin hamisi, kıyamet gününde birbirimize şu iki parmağım arası kadar yakın olacağız buyurdu.

İlk yıllardan itibaren inen ayetlerde yetimlerin haklarına dikkat çekildiği gibi, Medine döneminde inen ayetlerde de bu konu ısrarla işlenmeye devam etmiştir. Zira toplumun bu kesimi, her zaman mağdur edilebilmiş, velileri yahut çevresindekiler onların küçük, güçsüz ve kimsesizliğinden cesaret alarak haklarını yemekten çekinmemişler yahut onların mallarını kendi malları gibi titizlikle koruyamamışlardır. Oysa onların kimsesi Yüce Allah’tı. Müminler de onların kimsesi, yardımcısı ve hâmisi olmalıydı. O’nun ve Rasülünün katında kim olursa olsun, hak sahibi olan her zaman güçlü olandı.

Arapçada tek kalmış anlamına gelen yetim, babası vefat etmiş çocuğa dendiği gibi, annesi vefat etmiş öksüze de denir. Çocuğa bakmakla baba sorumlu olduğu için, öksüz ve yetimler daha çok malî konularda mağdur edildikleri için, onlardan yetimler diye bahsedilmiştir. Kur’ân’da yirmi iki ayette yetimlerden, onların haklarından söz edilmiştir. Bu da Kur’ân’ın bu konuya verdiği önemi gösterir. Arapça da kocasız kalmış kadın için de yetim kavramı kullanılmıştır. Zaten hadislerde yetim ve kadın toplumun iki zayıf kesimi olarak birlikte kullanılmıştır. “Yetim ve kadın, bu iki zayıf hakkında Allah’tan korkunuz.

Kendisi de yetim ve öksüz olarak büyüyen Peygamberimiz, yetim ve öksüzlüğün ne olduğunu çok iyi bilen ve her zaman onların üzerine şefkat kanadını indirendi. Medine’ye teşriflerinde Peygamberimiz Mescid yapılacak yerin iki yetim kardeşe ait olduğunu öğrendi, onların arsalarını mescid için bağışlamak istemelerine rağmen, bunu kabul etmedi ve arsayı onlardan satın aldı. Onun bu uygulaması da yetim hakkı konusunda ne kadar hassas davrandığının açık göstergesidir.

Medine de inen Nisa suresi ayetlerinde yetim haklarından bahseden ayetlerin arasında, evli kadın haklarından bahsedilmesi de oldukça dikkat çekicidir. Kur’ân bu söylemi ile, anne baba evlerini bırakıp kocalarının evlerine gelen hanımları da yetimler mesabesinde tutmuş ve onların haklarını koruma altına almıştır.

Medine döneminde savaşa izin verildi ve Müslümanlar kendilerini Bedir, Uhud, Hendek, Mute başta olmak üzere pek çok savaşın içerisinde buldular. Bu savaşlarda şehidler verildi, geride onların yetimleri kaldı. Dolayısıyla o yetimlere, şehitlerin emaneti olarak bakmak, onlarla ilgilenmek, onların haklarının korunması gerekiyordu. İşte Medine döneminde inen pek çok ayette bu konuya temas edildi:

İslam, başkasına ait olan bir çocuğu kendi üzerine geçirme demek olan evlatlık edinmeyi yasaklamıştır. Onun bu yasaklaması, nesebin karışmaması amacına yöneliktir. Yoksa kimsesiz çocuklara bakmak, onların haklarını korumak, onların yetişmesine katkıda bulunmak İslam’ın değer verdiği ibadetlerdendir. Kur’ân, kıyamet günü sarp yokuşları aşmanın yolunun yetim ve yoksul kimselere bakmaktan geçtiğini haber verir: O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yemek yedirmektir, Yakınlığı olan bir yetime. Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.” Buna göre yetim ve yoksullara yardım etmeyen kimse yollarda kalacak, sarp yokuşları geçemeyecek menzile ulaşamayacak, Rızaya erip cennete giremeyecektir.

Rabbimiz, bizi Cennette Peygamberimize yakın ve komşu et diye dua eden müminler olarak Peygamberimize gerçekten yakın olmak istiyorsak yetimleri korumalı, onlarla ilgilenmeli ve onlara yardım etmeliyiz. Özellikle maiyetlerinde yetim bulunan Müslümanlar buna daha da dikkat etmelidir.“Müslümanlar içinde en hayırlı ev kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de kendisine kötülük yapılan bir yetimin bulunduğu evdir.

Peygamberimiz, babası Uhud’da şehit düşmüş olan Beşîr bin Akrabe’yi ziyaret etmiş, çocuğun ağladığını görünce, “Ağlama ey sevgili çocuk, ne diye ağlıyorsun? Ben baban, Ayşe de annen olsun, istemez misin?” diyerek onu teselli etmiştir. O, bu sözleri yalnızca yetimin gönlünü almak için söylememiş, o yetime gösterdiği yakın ilgi, sevgi ve yardım ile söylediklerinin gereğini yerine getirmiştir.

Günümüzde toplumsal problemlerin başında gelen sokak çocukları, şehit çocukları, savaşın çocukları, bakıma ve korunmaya muhtaç çocuklar konularına İslam’ın bu hassasiyeti çerçevesinde bakılmalıdır. Tabi ki bu çocukları kimsesiz çocuklar haline getirenler en başta sorumludurlar. Sonra onların zayıf ve güçsüzlüğünden yararlanarak onların sosyal ve mâli haklarını gasp edenler sorumludurlar. İmkânları olduğu halde bu garibanlara duyarsız kalanlar sorumludurlar. Bu garibanları çocuk yuvalarında bir başlarında kalmaya mecbur ve mahkûm edenler sorumludur. Kendileri hayatta oldukları halde, dünyevî basit sebeplerle yuvayı yıkan ve çocuklarını analı-babalı yetim öksüz halinde bırakan ebeveynler sorumludur.

Asıl öksüzlük ve yetimlik ise İman ve İslam’dan yoksun olmaktır. Yüce Mevlâ, bizleri İmandan öksüz, İslam’dan yetim bırakmasın! O halde ey müminler!

Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin.

Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir.

Yetimlere mallarını verin. Temizi mundara değişmeyin, onların mallarıyla kendi mallarınızı karıştırarak yemeyin, çünkü bu büyük bir suçtur.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir