Allah Erlerinin Tevrat’taki Misali
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ
Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları çok rukulu, çok secdeli, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat’ta anlatılan misalleridir.
Yüce Allah’ın övgüsüne mazhar olmak ve kitabında anılmak ne büyük şereftir. Evet, o son peygamberle beraber olanlar, ona inanıp onu izleyerek ümmet olma şerefine erişenler ne güzel insanlardır. Onlar, meleklere ve tüm diğer varlıklara İşte Yüce Yaratıcıya gerçek anlamda kul böyle olunur diye örnek olanlardır. Yüce Rabbimiz de onları önce Tevrat’ında anmış, ardından onların İncil’deki özelliklerini sıralamış ve nihayet her iki kitabında andığı ve tanımladığı bu güzel insanları son kitabı Kur’ân’ında bir kez daha yâdetmiştir. Onları pek çok Kur’ân ayetinde tanıttığı gibi, daha onlar dünyaya gelmeden onları anlatarak, onlardan bahsederek onların seçkinliğini insanlığa ilan etmiştir. Bu, geçmişteki insanları onlar gibi olmaya davet olduğu gibi, onlardan sonraki dönemde gelecek olanları da onların özellik ve güzellikleriyle onların arasına katılmaya davettir. Yüce Rabbimiz bir başka ayetinde bu güzel insanları Allah’ın kendilerini sevdiği, onların da O’nu sevdikleri, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı zorlu bir kavim olarak tanımlar.
Bu özellik ve tanımların Tevrat yahut İncil’de geçtiğini Kur’ân söylüyor. Bugün elimizdeki Tevrat ve İncil’de bu özellik ve tanımlamalar yoksa bu onların tahrif edildiğini gösterir. Bunların bir kısmının o kitaplarda yer alması ise onların bozulmayan taraflarının olduğuna delildir. Nitekim bazı müfessirler, bu Kur’ân ifadelerine benzer bazı cümleleri Tevrat ve İncil’den aktarmışlardır. Mevdûdî ayeti tefsir ederken, bu tanımlamaların Tevratta yer almadığını, İncil’de ise bunlara benzer bazı ifadelerin yer aldığını söyler ve bunlara örnekler verir.
Bu girişten sonra ayette dikkatlerimizi çeken birkaç hususa dikkat çekelim:
Muhammed Allah’ın elçisidir. İnsan ne kadar akıllı olursa olsun, kendi kendine yetmez. Ona, örnek alıp izleyeceği bir önder lazımdır. Bu önder, her bakımdan güzel ve her konuda özel olmalıdır. Günahlardan korunmuş bir sicille geçmişi tertemiz olmalı. Hep tevhid üzere kalmalı, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, temizlik, iffetli olma, çalışkanlık, yardım severlik gibi temel ahlâki değerlerde hep örnek olmalı. İşte peygamberler böyle özel ve güzel örneklerdir. Son Peygamber Hz. Muhammed aleyhisselam ise şahsında tüm peygamberlerin özellik ve güzelliklerini mecz etmiş bir güzellik abidesidir.
Fetih suresi, Hudeybiyye anlaşmasından hemen sonra inmiştir. Anlaşma, Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında yapılmıştır. Müşrikler, anlaşma metnine Allah’ın Rasülü Muhammed ifadesinin yazılmasına itiraz etmişler, sonuçta bu Müslümanların zoruna gitmiştir. Bunun üzerine bu ayet inmiş ve Müslümanlar teselli edilmiştir. Mesaj açıktır: O günün yahut bu günün inkârcıları kabul etmese de Allah şahit ki Muhammed Allah’ın Rasülüdür. Yüce Allah’ın şahitliği her şeyden üstündür. Yüce Rabbimiz, kendi adıyla peygamberinin adının yanyana Kitabına yazarak onu onura etmiştir. Bu yazım Peygamberimiz ve tüm müminler için bir teselli vesilesi olmuştur. Hiç kimse kabul etmese bile Yüce Allah şahit ki O, Allah’ın Rasülüdür. Dünün ve bugünün inkârcıları, onun peygamberliğini kabul etmeme konusunda inat etseler de Yüce Yaratıcının bu tanıklığına katılacak pek çok Müslüman gelecektir. Halk bilmezse Hâlik bilecek ve Yüce Yaratıcı, bu gerçeği bilen ve ona içten inanan halkı da halk edecektir.
Muhammed’le beraber olanlar… Bu ifade öncelikle Hz. Muhammed aleyhisselamın döneminde yaşayanları akla getirir. Elbette onun döneminde yaşayan, onu gören, ona inanıp ondan feyz alanlar, ışığın ilk kaynağından beslenenlerdir. Elbette onlar, insanların en hayırlısıdır. İçerisinde yaşadıkları cahili karanlıklardan kurtulup ona tabi olan, onu izleyen kimselerdir. Bu meyanda Peygamberimizin, İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarım, sonra onları takip edenler, sonra da onların ardından gelenlerdir hadisi açıktır. Bu ifadeyi İslam’ın ilk günlerinden beri, en zor zamanlarda dahi Peygamberimizle beraber olmuş ve bu bağlılığını vefat edene kadar sürdürmüş Hz. Ebubekir; inkârcı Allah düşmanlarına karşı dik duruşuyla alem olmuş Hz. Ömer; sahip olduğu mal varlığını Allah’ın dininin ve ümmetin hizmetine sunmayı şiar edinmiş, son anlarında canı pahasına benim yüzümden ümmetin kanı akmasın diyerek kardeşlerine merhametin zirvesini bilfiil göstermiş Hz. Osman, secdeli-ruku’lu haliyle ilmin kapısı olmuş fazilet sahibi Hz. Ali; ve nihayet kadını erkeği ile diğer seçkin sahabeyle taçlandırmakta bir beis yoktur. Nitekim bazı müfessirler, onunla beraber olandan kasıt Hz. Ebûbekir, kafirlere sert olandan kasıt Hz. Ömer, aralarında merhametliden kasıt Hz. Osman, çok secdeli ve ruku’ludan kasıt Hz. Ali, Allah’ın lütfunu ve rızasını talep edenlerden kasıt Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebî Vakkas, Saîd b. Zeyd ve Ebû Ubeyde b. Cerrah’dır demişlerdir. Ancak bu yorum bir örnekleme olarak kabul edilse bile, ayetin çoğul kalıplarda gelmesi ve herhangi bir isim zikretmemesi ve bu özellikleri Peygamberimizle beraber olanların ortak özellikleri olarak sayması gibi sebeplerden ayeti genel olarak anlamak daha doğrudur. Dolayısıyla ayetle öncelikle kastedilenler, genel olarak sahabedir.
Şu da bilinen bir gerçektir ki Hz. Peygamber devrinde yaşamış olan, onu görmüş, sohbetini dinlemiş olan herkes bu halkaya katılamamıştır. Onun için Onunla beraber olanlar ifadesini, onun izin takip ederek onun ümmetinin içerisine girenler olarak anlamak daha isabetlidir. Nitekim ayette herhangi bir isim zikredilmemiştir. Zira Kur’ân’ın çağrısı evrensel olup her çağa, herkese şamildir. Onun için Ufuk Peygamberi, Benim ümmetim yağmur gibidir, evveli mi hayırlı, sonu mu hayırlı belli olmaz buyurmuştur. Bu yaklaşım asla sahabe kuşağının ayrıcalıklı oluşunu gölgede bırakmaz.
Onun için Ebu’l-Hasen Harakânî, kimin bir günü günahsız geçerse o peygamberle beraberdir, zira peygamberin günleri günahsızdır derken bu engin bakış açısını ortaya koymuştur.
Şimdi o seçkin insanların öne çıkan özelliklerine bakalım: Peygamberle beraber olmak, birbirlerine karşı merhametli olmak, kâfirlere karşı dik durmak, bol rukulu ve secdeli olmak, Allah’ın lütfundan nasiplenmek istemek, hep Allah’ın rızasına talip olmak. Secde izlerini simalarda taşımak… Bu özelliklerin hepsi üzerinde ayrı ayrı durulması gereken çok önemli meziyetlerdir. Onların bu güzellikleri, onların simasına yansıyacaktır. Bu hem maddî hem manevî; hem dünyevî hem de uhrevîdir. Hem bu dünyada yansıyacak, hem de öteki dünyada yansıyacaktır. Dünyada hem suretlerine yansıyacak, hem de siretlerine yansıyacaktır. Yani onlar ibadet neşvesi ile pırıl pırıl, güven veren, nurlu yüzlere sahip olacaklardır. Yine onlar içi dışı bir samimi halleriyle, söz ve davranışlarıyla birer ahlak abidesi şahsiyetler olacaklardır. Ahirette ise onlar bir taraftan abdest azaları nurlular diye çağrılacaklar ve bu ümmetin dışındaki diğer insanların mahşerdeki yürüyüşlerinde bunların hepsi neredeyse peygamber olayazmışlar diye imrenerek izledikleri kişiler olacaktır.
Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi
Ahirette Peygamberimizle beraber olmak, ona yakın olmak her Müslümanın gönülden istediği bir şeydir. Ancak O’nunla cennette beraber olmak ve ona yakın olabilmek için dünyada O’nunla beraber olmak gerekir. Bu ise Son Peygamber Hz. Muhammed aleyhisselamı doğru bir şekilde tanımak, onu malımızdan ve canımızdan daha çok sevmek, onu izlemek, ona benzemekle mümkün olacaktır. Bu ise en başta müminler olarak birbirine merhametli olmayı, Allah düşmanlarına karşı sert, tavizsiz ve onurlu olmayı gerektirir. Bunun yanında Yüce Rabbe karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeyi, en başta da namazlı niyazlı, rukulu secdeli olmayı gerektirir. Ve nihayet mümin bu kutlu cennet yolculuğunda helal rızık ve faydalı ilim talebiyle Yüce Rabbin rızasına aday olmalıdır. İşte bu özelliklere sahip olan müminler, isimlerini İlahî Kitaplara yazdıran kimselerdir. Onlar, geçmişte ve gelecekte hep kendilerine imrenilen, hayırla anılan, kendilerinden sitayişle bahsedilen kimselerdir.
Şimdi ayette sayılan bu özelliklerle kendimizi test edelim. Biz de bu sayılan temel özelliklerin kaçı ne ölçüde mevcut?
Müminler olarak birbirimize şefkat ve merhamet kanatlarımızı gerebiliyor ve birbirimizi bağrımıza basabiliyor muyuz? Öyle ya, Rahmet peygamberiyle beraber olmak merhametli olmayı gerektir!
İslam düşmanlarına karşı onurlu ve dik durabiliyor muyuz? Öfkemizi yöneterek gerektiğinde İslam düşmanlarına yöneltebiliyor muyuz? Kendi aramızda bir ve beraber olarak gücümüzü küfür ehline yöneltebiliyor muyuz? Kafirler karşısında granit kayalar gibi sağlam ve dik durabilmek için, sağlam bir imana sahip olmak, kalplerin, söylemlerin ve amellerin tevhid etmesi şarttır. Ümmetin maddî ve manevî bakımdan hazırlıklı olması şarttır. Parçalı kalpler, birbiriyle tutarsız farklı söylemler ve çarpık amellerle izzetli olunamaz.
Peygamberimizin gözünün nuru namazı içtenlikle ve gereği gibi kılabiliyor muyuz? Allah ve Rasülünün belirlediği vakitlerde aksatmadan namazları ikame eden, çok rukulu ve secdeli müminler halkasına katılabildik mi?
Beşikten mezara kadar bir ilim yolcusu, helalinden kazanıp helalinden harcayan bir rızık yolcusu olarak hayatımızı sürdürebiliyor muyuz?
Yaptığımız ve yaşadığımız bu güzellikler bizim siretimize ve suretimize yansıdı mı? Nurlu, onurlu, vakarlı, karakterli bir duruşa sahip miyiz?
Bu ve benzeri sorulara içtenlikle Evet, diyebiliyor muyuz? Yoksa Muhammed aleyhisselama ümmet olma ve onunla beraber olma, bizim için bir kuru iddiadan mı ibaret?!
Unutmayalım Yüce Allah’ın ilahî kayıtlarında iyiler listesine yazılabilmek için bu sayılanların öncelikle yerine getirilmesi gerekir. Dünya ve ahiret cennetini kuracak olanlar da bunlar olacaktır. Dünya saadetine ve ahiret cennetine nail olacaklar da!
