Allah Erlerinin İncil’deki Misali

وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنْجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمْ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا

Onların İncil’de ki misali de şöyledir: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkârcıları öfkelendirir. Allah, onlardan inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vadetmiştir.

Ayetin ilk bölümünde Allah erlerinin Tevrat’taki misalleri anlatılmıştı. Onların en belirgin özellikleri anlatılarak bizlerden o halkaya katılma yarışına girmemiz istenmişti. Ayetin bu kısmında ise onların İncil’deki özellikleri anlatılıyor. Ne büyük bahtiyarlıktır Yüce Allah’ın Kitaplarına kahraman olarak geçmek. Mübarek ve mukaddes kitaplarda anılabilmek için Yüce Rabbin rızasını kazanmak lazımdır. İşte Saadet Çağının güzel insanları bu bahtiyarlığa erdiler. Onlar sorumluluklarını yerine getirdiler. Şimdi sıra bizde. O halka, önden giden öncüler kervanında yollarına devam ettiler. Bu yolculukta sonra gelenlere, işte Yüce Allah’a kul böyle olunur, işte Muhammed Ümmeti böyle olunur diyerek gittiler. Onlar, hem üzerlerine düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getirdiler, hem de sonrakilere kutlu bir çığır açtılar.

Öyle ya Yüce Yaratıcıya kul olmak, O’nun Son Peygamberine ümmet olmak kuru bir iddiadan ibaret kalamazdı. Bu söylemin, sergilenecek eylemlerle ispat edilmesi gerekirdi. Nitekim Hz. Ömer, Hac ibadeti sırasında bazı Müslümanlardan uygunsuz davranışlar gördüğünde onları şöyle uyarmıştı: Bu ümmetten olduğunu iddia eden, onun gereğini yapsın. Sonra Adalet Anıtı Hz. Ömer şu ayeti okumuştu: Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği/marufu emreder, kötülükten/münkerden meneder ve Allah’a inanırsınız… Buna göre bu ümmetten olduğunu iddia eden marufu ve münkeri doğru bir şekilde tanıyacak. Önce kendisi marufu yapacak, ardından başkalarına taşıyacak. Münkeri tanıyıp ondan sakınacak ve başkalarını da münkerden alıkoyacak. Bir de gerçek anlamda Allah’a iman edecek. Yani iyiliklerin adamı olacak, ama iyilikleri kendinde kalmayacak. İyiliklerini başkalarına taşıyacak. Yani pasif iyi değil, aktif iyi olacak. Böylece toplumda iyilikler artacak, kötülükler en aza inecek. Böyle bir toplumda yaşayanlar da gerçek imanın tadını tadacaklar. İyiliklerin yaygınlaşmadığı, kötülüklerin engellenmediği bir toplumda imanda kemale nasıl erilecek ki?

İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarım, sonra onlardan sonra gelenler, sonra da onlardan sonra gelenlerdir diyerek önden giden öncüleri bizlere örnek olarak sunan Peygamberimiz bir başka hadislerinde, Benim ümmetim yağmur gibidir, başı mı hayırlı, sonu mu hayırlı, bilinmez buyurarak hayırlı halkanın herkese açık olduğunu beyan etmiştir.

Bir hadislerinde ise O şöyle buyurmuştur: İslam gariplerle başladı, ilerde bir zaman gelecek yine gariplerle bir kez daha başlayacak/yenilenecek. Gariplere müjdeler olsun.

Buna göre tıpkı İslam’ın ilk günlerinde olduğu gibi müminler toprağa ekilen bir tohum gibi, imanı kalplerinde kökleştirecekler, sonra güzelim söylem ve eylemleriyle neşv ü nema bulacaklardır. O tohum asla toprağın altında kalmayacak. İman asla, vicdanlara hapsedilmeyecek, dil ile cihana ilan edilecek, davranışlarda kendini gösterecektir. Mümin de öyle, asla yerinde saymayacak, hep iyilik ve güzellikleriyle kendini ispat edecek. Sağlam bir şekilde kökleşen İslam ağacı, ümmet bilinciyle her alanda güçlü kuvvetli olacak, dosta moral verecek, düşmana korku salacaktır. O ağaç, tohumu diken davetçilerin hoşuna gidecek, yetişen o ağacı devirmek yahut kurutmak isteyen hakikat düşmanlarını kin, haset ve garazla öfkelendirecektir. Onları ne dostlarının takdirleri şımartacak ve ne de düşmanlarının öfkeleri onları zayıflatıp yollarından alıkoyacaktır. Kendisini yoldan alıkoymak için gizli açık planlar kuran İslam düşmanlarını gördükçe onlara Öfkenizden çatlayın/kininizle geberin diyerek yoluna devam edecektir.

Allah, onlardan inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vadetmiştir. Evet, ayetimiz bu kutlu cümle ile sona ermektedir. Bu cümle Biz, sana açık bir fethi lütfettik ayetiyle başlayan Fetih suresinin de son cümlesidir. Surenin ilk ayetinde feth-i Mübin/apaçık fetih de nekre olarak geldi, son cümledeki mağfiret ve ecr-i kerîm de nekre geldi. Bu, her türlü maddî ve manevî fethi/beldelerin ve gönüllerin fethini içine aldığı gibi; dünya ve ahirette her türlü bağışlama ve şerefli ikramları da içerisine alır. Şairin dediği gibi, Rabbin yolunda durmadan çalışanlar! Size Rabbim takacaktır Cennetten nişanlar! Elbette Yüce Rabbin hak eden kullarına takacağı nişanları tanımlamaya kelimeler yetmez, O’nun dünya ve ahiret ikramları saymakla bitmez. Zira O, büyüktür, ikram ve izzeti de büyüktür, sınırsızdır, kesintisizdir.

Elimizdeki İncil’in Yeni Ahid bölümünde o güzel insanların özellikleri şöyle anlatılmıştır: Îsâ onlara bir benzetme daha anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir adamın tarlasına ektiği hardal tanesine benzer” dedi. “Hardal tohumların en küçüğü olduğu halde, gelişince bahçe bitkilerinin boyunu aşar, ağaç olur. Böylece kuşlar gelip dallarında barınır.” sa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir kadının üç ölçek[a] una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır.” Îsâ bütün bunları halka benzetmelerle anlattı. Benzetme kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı. Hz. Îsâ söylemlerini misallerle anlatır ve bunun sebebini de şöyle açıklardı: Öğrencileri gelip Îsâ ‘ya, “Halka neden benzetmelerle konuşuyorsun?” diye sordular. Îsâ şöyle yanıtladı: “Göklerin Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi. Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşturulacak. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak. Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü, ‘Gördükleri halde görmezler, duydukları halde duymaz ve anlamazlar.’ Îsâ bütün bunları halka benzetmelerle anlattı. Benzetme kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı. Bunun sebebini de şöyle açıklardı: “Ağzımı benzetmeler anlatarak açacağım, Dünyanın kuruluşundan beri Gizli kalmış sırları dile getireceğim.”

İmam Mâlik der ki: Hıristiyanlar Şam’ı fetheden ashabı gördükleri zaman şöyle derlermiş: Allah’a yemin olsun ki bize ulaşan bilgiler ışığında bunlar havarilerden daha hayırlıdırlar. Buradan da anlaşılıyor ki Kitap Ehli, son Peygamberin özellik ve güzelliklerini bildikleri gibi, onun ümmetinin özelliklerini de biliyorlardı. Ne var ki onlar haset ve kibirlerinden dolayı son peygambere inanıp onun kutlu ümmetinden olamamışlardır. Ancak, kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; fakat kendilerine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar. Bu da bize gösteriyor ki bir şeyi bilmek yetmiyor, önemli olan bilginin gereğini yapmaktır. Dürüst olmanın gereğini herkes bilir ama, dürüst olanlar, asıl bu bilginin hayrını görenlerdir. Son peygamberin geleceğini ve özelliklerini bilmek tek başına yeterli değildir. Önemli olan, o peygambere inanmak ve onun izinde gitmektir. Aynı durum bizim için de geçerlidir. Peygamber aleyhisselamı bilmek, onunla beraber olanların özelliklerini tanımak yetmez. Asıl olan O’na layık ümmet olmak ve onunla beraber yürüyen o ilkler gibi O’nun izinde yürüyebilmektir.

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

Kutsal Kitapların kahramanı olmak, Yüce Rabbin Rızasını kazanmakla mümkündür. Rabbin Rızasını kazanmak ise, O’na yaraşır kul olmakla, O’nun emirlerini tutup yasaklarından kaçmakla, O’nun kutlu yolunda koşturmakla olur. Bu özellik ve güzelliklere sahip olan herkes bu kutlu listeye adını yazdırabilir. Zira Rabbin gözde kullarının amel defterleri İlliyyûn kayıtlarındadır. İlliyyûn ise, gözde meleklerin tuttuğu yücelerde bulunan ilahî arşiv kayıtlarıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz Mutaffifîn suresinde kötülerin kayıtlarının Siccîn denilen cehennem zindanlarında tutulurken; iyilerin kayıtlarının İlliyyûn adlı yüce makamlarda tutulacağını haber vermiştir. Bu kayıtlara girebilmek için gönüllerde kökleşen sağlam imanın, davranışlarla meyveye durması gerekir. Çünkü o kayıtlarda imansızlara ve amelsizlere yer yoktur. Güçlü bir imanla o kayıtlara girebilmek için ise imanın sâlih amellerle desteklenmesi gerekir. Öyle bir iman ve öyle bir mümince duruş ki sürekli Kur’ân ve Sünnetle besleniyor; Yüce Rabbin karşısında eğilen başı, Allah düşmanları karşısında dik, onurlu ve tavizsizdir. Onların bu dik duruşu, kâfirlerin yüreğine korku salarken, kutlu yürüyüşünde Ümmete haz ve hız verir. Onlar Hz. Peygamberin eliyle yetişen Saadet Çağının Kutlu insanlarıdır ve onların izinde giden Muhammed Ümmetidir.

Şimdi, kendimizi bu Kur’ân kahramanları karşısında test etme vaktidir. Yüce Rabbimizin ayetlerinde bir resmî geçit gibi sunduğu bu kahramanlara bakarak onlara ne kadar benziyoruz, onları ne kadar seviyoruz, onları ne kadar özlüyoruz sorularına cevap verme zamanıdır. Unutmayalım kervan yürüyor, hakikatin öncüleri kardeşlerinin kendilerine katılmalarını gözlüyor.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir