Âyetlere Kim Ne Dedi?
Âyetlere kim nasıl bakarsa onları o şekilde görecek, onlar hakkında söz söyleyecek ve onlardan etkilenecektir. Onları Yüce Yaratıcının âyetleri olarak görenler, gerçeğe ulaşma aşkıyla onları akl-ı selimle okuyanlar onları farklı göreceklerdir. Onlara ön yargıyla şartlı bakanlar ise onlar hakkında farklı şeyler söyleyeceklerdir. Herkes âyetlerden bakış açısına göre, kapasitesine göre istifade edecektir. Yukarıda biz âyetlerden istifade eden ve edemeyenleri, bunun sebeplerini gördük. Şimdi de âyetler hakkında kim, ne söylemiştir bunu yine âyetlerden öğrenelim:
Müminler, âyetlerin Yüce Rabbe ait olduğunu kabul edenler, onlar üzerinde derinlemesine düşünenler ve onların hak katından geldiğine inananlardır. Müminler âyetlerle imanlarına iman katanlar, istikamet yolunda ilerleyenler, âyetlerle manen beslenenlerdir.
Sana Kitap’ı indiren O’dur. Onda Kitap’ın temeli olan kesin anlamlı/muhkem ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar/müteşâbih. Kalplerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: «Ona inandık, hepsi Rabbimiz’in katındandır» derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebilirler.
Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise «Allah bu misalle neyi murat eetti?» derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız yoldan çıkan fâsıklardır.
O müminler âyetler karşısında tam bir teslimiyet gösterirler, onları okuyup dinlediklerinde gözyaşları içerisinde secdelere kapanarak bu iman ve teslimiyetlerini ispat ederler:
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.
Rahman’ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taşlamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücutlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.
Müminler için Kur’ân âyetleri öğüt veren zikirdir, aydınlatan nurdur, yol gösteren rehberdir, gerçeği söyleyen hak kelâmdır. Sözlerin en doğrusu, en etkilisi, en güzelidir.
Ötekiler ise âyetlerin yanından geçip gidenler, onlara yüzeysel bakanlar, yüzeysel okuyanlardır. Onlar hakikati inkâr eden, gerçeğin üstünü örterek görmezden gelen kâfirlerdir. Onlar, kalp hastası münafıklardır. Böyleleri âyetlere inanmazlar, ayetleri tartışma konusu yaparlar, âyetlerle alay ederler, onları boş-bâtıl şey olarak görürler. Onları geçersiz kılmak için çırpınırlar. Âyetlere sihir/büyü, şiir, eskilerin masalları, uydurma sözler, karışık rüyalar demekten çekinmezler.
Göklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler. Onların çoğu, ortak koşmadan Allah’a inanmazlar. Zaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi.
Sihir-büyü-kehânet dediler: Aslında onlar başta Kur’ân olmak üzere âyetlere sihir derken, farkında olmadan onun etkileyici gücünü itiraf ediyorlardı. Çünkü onlara göre herkes sihir yapamaz, herkes etkileyici söz söyleyemezdi. Ancak onlar, sihirbazların söylediklerine itibar ettikleri kadar âyetlere değer vermiyorlardı. Onlar, bütün bunları âyetleri inkâr etmek için söylüyorlardı.
Gerçek, katımızdan onlara gelince: «Doğrusu bu apaçık bir büyüdür» dediler. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkâr edenler, ‘Bu apaçık bir büyüdür’ demişlerdi. O, şâir sözü değildir; ne az inanıyorsunuz! Kâhin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz! Kur’ân, âlemlerin Rabbinden indirilmedir. Doğrusu bu Kuran kesin bir sözdür. O, eğlence için değildir.
Şiir dediler: İnkârcılar Kur’ân âyetleri için şiir yakıştırmasında bulunurken bir anlamda onun üslubunun uyum ve ahenkli oluşunu, eşsiz ve etkileyici olduğunu itiraf ediyorlardı. Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran’dır.
Uydurma söz/masal dediler: İnkâr edenler, «Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir» derler. Onlar: «Hayır; bunlar karışık rüyalardır», «Hayır, onu uydurmuştur» «Hayır; o şairdir,» «Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin» dediler.
Bâtıl-boş söz dediler: Şayet sen onlara bir mucize getirmiş olsan, inkâr edenler: «Siz ancak batıl şeyler ortaya atanlarsınız» derler.
Aslında âyetler karşısında insanlar dün olduğu gibi bugün de bu iki duruşu sergilemeye devam ediyorlar. Bir tarafta onları ciddiye alanlar, onları fark edenler, onlardan istifade edenler. Diğer tarafta onları görmezden gelenler, onları hafife alanlar, âyetler karşısındaki acizlik ve çaresizliklerini inkâr sözleriyle geçiştirmeye çalışanlar.
Bu açıklamalar ışığında şimdi âyetler karşısında duruşumuzu, safımızı belirleyelim. Bizler hangi tarafta bulunuyoruz, hangi tarafa daha yakınız, kararı kendimiz verelim. Unutmayalım ki âyetler hakkında olumlu-olumsuz söylenenler, âyetlere değil, bu sözlerin sahiplerine değer katacak yahut onları değersiz kılacaktır. Çünkü âyetlerin sahibi Yüce Allah’tır, O’na ait olan her şey gibi âyetler de yücedir.
Oysa onu daha önce inkâr etmişler, uzak bir yer olan körü körüne gayba taş atıyorlar/dil uzatıyorlardı.
