Hak ve Batılın Örneği
أَنزَلَ مِنْ السَّمَاءِ مَاءً فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًا وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَاءَ حِلْيَةٍ أَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاءً وَأَمَّا مَا يَنفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْأَرْضِ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ
Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için söyle misal verir: Köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir.
Bir önceki ayette sor bakalım, Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? Allah’tır, de.denilerek hem soru sorulmuş, hem de cevabı verilmişti. Ayette soruyu soran Yüce Allah, soruya farklı bir cevap verilmesine fırsat vermeden, doğru cevabı da kendisi söylemişti. Bu ayette de gökleri ve yeri yaratanın, gökten yere yağmuru yağdıran olduğu çarpıcı bir şekilde anlatılmaktadır.
Gökten yağışların yere düşmesi, gökle yerin buluşmasıdır. Tıpkı bunun gibi ilahî yardımlar ve azaplar da yukarıdan gelir. İnsanlığın manevî gıdası vahiy de yukarılardan gelir.
Yağan yağmurla beraber yerde sular birikir, vadiler dolar ve büyük akıntılarla seller oluşur. Seller dereleri vadileri aşıp coşkun bir şekilde akarken köpükler oluşur. Tıpkı potada eritilen maden eriğinin üzerinde oluşan köpükler gibi. Sonuçta her ikisinde de oluşan köpükler uçar gider, asıl fayda veren su yahut maden geride kalır. Aslında sütün, ayranın üzerinde de köpükler oluşur, ancak o köpükler sütün ve ayranın yağlı ve lezzetli oluşuna işaret eder. Ancak, akarsu üzerindeki yahut potada kaynayan maden eriyiğindeki köpükler öyle değildir.
Hak ile batılın misali de buna benzer. Hak devamlı ve kalıcıdır, batıl ise saman alevi yahut köpük gibi uçucu ve kaybolup gidicidir. Kirler ve ağırlığı olmayan atıklar da köpükle beraber kaybolur gider. Hak varken, batıla yer yoktur. Hak gelince batıl zâil olmaya mahkûmdur. Şayet bir yerde batıl gündemde ise bu, orada hakkın net bir şekilde ortaya konulamayışındandır.
Su, hayat kaynağıdır, varlıkların asıl maddesi sudur, yine varlıkların varlıklarını sürdürebilmeleri suyla mümkündür. Vahiy de insanın can damarı, hayat kaynağıdır. Hayatın anlamlı hale gelmesi ancak vahiyle mümkün olacaktır. Gönüller vahiyle doyuma/itminana erişir, gönüller vahiyle huzur bulur, tereddüt ve şüpheler vahiy gerçeğiyle buluştuğunda yok olur, zihinler vahiyle aydınlanır ve ikilemlerden kurtulur.
Ayette vahiy yağmura, vahye karşı direnen batıl köpüğe, vahye açık olan kalp vadilere benzetilmiştir. Kalpler vadilere benzer, her kalp kedi alım gücü/kapasitesine göre su toplar, suyu tutar ve ondan gereğince istifade eder. Yağan yağmurlar vahyin gerçekleri, ona açılan gönüller dere yatakları mesabesindedir. Yağan yağmurunu dağa taşa yağdığı halde dere yataklaırnda toplanıp aktığı ve kâinatı sulayıp yeşerttiği gibi; vahiy de iyi kötü her insana ulaşır ama ondan faydalanacak olanlar ona açılmış mümin gönüllerdir. O gönüllere düşmekle, toplanmakla o rahmet yağışları, mümbit gönülleri yeşertip sâlih amellere dönüşecektir. Suyun üstündeki köpük, ise sahip olmadığı şeylerle kabaran nefislerin kibridir.
Bâtıl ehli, hakikate karşı harekete geçer, olmadık tavırlar sergiler. Reklam ve cazgırlıklarıyla bazen hakikatin üstüne çıkar, her türlü hareketi yaparlar. Akar suyun üstündeki yahut maden eriyiğinin üstündeki köpük gibi su ve maden bazen görünmez olur. Bu hareketleriyle hakkı susturacaklarını yahut durduracaklarını sanırlar. Bâtılın sahnedeki bu çırpınışları karşısında hak, köpük altındaki su gibi akıp gider ve yoluna devam eder. Bazıları üstteki köpük ve tortunun hareketlerine bakarak, hakikatin yok olduğunu bile sanabilir. Ama köpük asla akan suyu yönlendiremez, onu yok da edemez. Zira asıl olan sudur, köpük değil. Asıl olan maden eriğidir, tortu değil. Sonuç da bâtılın beklediği gibi olmaz. Hakikat kendi mecrasında akmaya/yoluna devam eder. Bâtıl ise saman alevi gibi yandıktan sonra, kısa bir süre gündeme geldikten sonra sürüklenir giderken, bir kenara fırlatılıp atılır, yahut patlamış balon gibi söner biter. Yeryüzünde değerli madenler, nasıl apaçık ortada bulunmazlar, toprakların-taşların arasına gizlenmiş, açığa çıkmak için potada belli sıcaklıklarda eritilip cürufundan ayrılmak/kurtulmak gerekirse… Hakikatin yolculuğu da böyledir, onun da karşısına bâtıl çıkacak, ona karışmaya, onu örtmeye çalışacaktır. Ama sonuçta zafer, hakikat ehlinin olacaktır. O halde, hakikatin savunucusu müminler, çeşitli engellerle karşılaşmaya ve potada eriyip pişmeye, olgunlaşıp cüruftan kurtulmak için çilelere hazır olmalı, bunları sabırla göğüslemesini bilmelidir. Hak ile bâtıl mücadelesi, çatışması, çarpışması kesintisiz devam edecektir. Sonunda bu savaştan hak gâlip olarak çıkacaktır. Hak ile bâtılın çatışmasından sonunda hakikat net bir şekilde parlayacaktır.
Gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah’a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size! Demek hak var oldukça, onu durdurmaya, susturmaya ve yok etmeye çalışan bâtıl da olacaktır. Nitekim tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Ancak sonuçta yok olup giden batıl olmuş, varlığını koruyan ve yoluna devam eden hak olmuştur.
De ki: Görünmeyenleri en iyi bilen Rabbim, batılı hak ile ortadan kaldırır.» De ki: «Hak geldi; artık batıl ne yeniden başlar, ne de geri gelir.» De ki: «Hak geldi, batıl ortadan kalkmaya mahkumdur. Yüce Rabbimiz, bir ayetinde Kitap ehline ve onların şahsında tüm insanlığa seslenerek şöyle buyurur: Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin. Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?
Taşkın sel sularının cürufu sürükleyip götürdüğü gibi, vahyin taşkın akan hakikatleri de batılın yansıması olan tereddüt ve şüpheleri süpürür gider. Vahiy, girdiği kalpte durup kalmaz, onu doldurur, coşturur, harekete geçirir, koşturur. Vahiyle beslenen gönül ve zihin sahiplerinin dillerinden hakikatler dökülür, hallerinden sâlih ameller ortaya çıkar.
Gökten yere inen yağışlarla, Yüce kattan yeryüzüne inen vahiy arasında şöyle ince bir fark vardır. Pek çok ayetinde Yüce Allah yağmur için de vahiy için de inzâl (enzâlnâ/indirdik) kelimesini kullanır. Ancak Rabbimiz, yağmuru gökten indirip yere atmıştır, vahyi ise Kur’ân olarak yeryüzüne indirip asmıştır. Vahiy, Yüce Allah’ın kullarına yücelerden sarkıtılmış kopmaz ipidir. Dolayısıyla vahyin bir ucu, yukarılarda sağlam bir yerdedir. O sarkıtılan sağlam ipte herkesin tutunabileceği bir yer, herkesi tatmin edecek bir enginlik ve zenginlik vardır.
Toptan Allah’ın ipine (hablullah) sarılın, ayrılmayın. Allah’a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa (el-Urvetü’l-Vüsgâ) sarılmıştır. İyilik yaparak kendini Allah’a veren kimse, şüphesiz en sağlam kulpa sarılmış olur. İşlerin sonucu Allah’a aittir. “Kur’ân, Allah’ın sağlam ipidir” Bu yüzden yeryüzüne indirilip atılan yağmur bazen rahmet olurken, bazı zamanlarda tufan ve helak sebebi de olabilmektedir. Çünkü onun iki ucu da yerdedir. Ama yeryüzüne indirilip asılan Kur’ân’ın bir ucu yukarıda asılıdır ve o tutunan kimseler için her zaman rahmet ve hidayet sebebidir. Onun için hak her zaman aydınlıktır, her zaman parlaktır, her zaman rahmettir.
Bu çarpıcı misalleri de derinlemesine düşünenler anlar.
Çarpıcı Meselin İbretlik Dersi:
Şu sınav dünyasında Hak ve bâtılın tarih boyunca bitmeyen mücadelesi kesintisiz sürecektir. Hak ve batılın bu mücadelesi, tıpkı coşkun akan su ile üzerinde oluşan köpük ve potada kaynayan maden ile üzerinde oluşan köpüklere benzer. Hak coşkun akan su, potada kaynayan madene benzer. Hak sürekli hareket halindedir ve kalıcı olandır. Bâtıl ise, suyun üzerinde oluşan ve içerisine çer çöp karışmış köpüğü andırır. Yahut batıl, maden potasında oluşan köpüğe benzer. Köpüğün altındaki su da maden de varlığını korur, ama köpüğün ömrü uzun değildir. O üste çıkar, kabarık ve büyük görünür, ama kısa süre içerisinde yok olur gider.
Önemli olan fanî olan bâtılın değil, kalıcı olan hakkın yanında yer almaktır. Köpüğün aldatıcı bir hareket ve görüntüsü olsa da kimseye kalıcı bir faydası yoktur.
Gönüller, hakikate açıldığında, vadilerde biriken suların onların yeşermesine sebep olduğu gibi, o vadilerden akan suların onları tertemiz ettiği gibi; imanlı gönüllerden sâlih ameller yeşerecek ve o gönüller şek-şüphe-şirk-nifak kirlerinden arınacaktır. Batıl da geçici ve kısa bir süre hakikatin üzerinde arz-ı endâm etse de sonunda yok olup gidecektir.
