Yüce Allah’a Ortak Koşan Kimsenin Misali

وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنْ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ

Allah’a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgârın bir uçuruma attığı şeye benzer.

Şirk, insanda farklı şekillerde tezahür edebilir. Allah’a inandığını iddia ettiği halde Putperestler gibi bir takım putlara, Yüce Allah’ın bazı isim ve sıfatlarını verip onlara tazim gösterme şeklinde olabilir. Günümüz çağdaş dünyada da devam eden daha ilkel bir şirk çeşidi olan; bir takım totemleri tabulaştırıp kutsamak ve onların insana fayda sağlayacağına yahut zarar verebileceğine inanmak, onlara olağan üstü güç isnat edip değer verme şeklinde olabilir. Sözgelimi bir taş parçası mavi boncuktan medet umma, kurşun döktürüp ondan şifa bekleme, at nalını yahut bir kemik parçasını bir yere asıp onların tehlikelerden koruyacağını umma vb. şekilde olabilir. Bazı kişi yahut kişileri ilahlaştırıp onları kutsama şeklinde olabilir. Yahut yaptığı ibadet ve iyilikleri Allah’tan başkalarını hoşnut etme şeklinde gizli şirk denilen riya şeklinde olabilir. Bunların hepsinden kaçınmak ve Yüce Allah’a sığınmak gerekir. Bütün bu sayılanları yapanların Allah’a inandıklarını iddia etmeleri onları şirkten kurtarmaz. Zira Mekke müşrikleri de Allah’a inandıklarını söylüyorlardı. Teslise inanan Hıristiyanlar da Yüce Allah’a inandıklarını iddia ediyorlar. Ama Yüce Allah onları gerçek müminlerden saymamaktadır:

Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah’ı bırakarak tanrılar edindiler.

Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler.

Kafirler, O’nu bırakıp, bir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.

Nitekim şirkin karıncanın kara taş üzerinde bıraktığı izden daha gizli olduğunu söyleyen Peygamberimiz sabah akşam bizlere de sıkça okumamızı emrettiği bir duasında şöyle derdi: “Allah’ım! Herhangi bir şeyi bilerek sana şirk koşmaktan şüphesiz senin zatına sığınır; bilmediğim şeyler hakkında da Senden mağfiret etmeni dilerim.”

İnsanın şirke düşmesinin pek çok sebebi olabilir. Bunların başında cehalet gelir. Yüce Allah’ı isim ve sıfatlarıyla doğru bir şekilde ve tam olarak tanıyamamak. Yahut O’nu yanlış ve eksik tanımak. Bu yüzden İslam’ın ilk emrinin Yaratan Rabbin adıyla oku şeklinde gelmesi tesadüf değildir. Yüce Allah’ın isimlerini bilinçli olarak sayma ve O’nu sürekli hatırlama anlamına gelen zikir/tesbihat boşuna emredilmiş değildir. Yaşadığı her olayı, karşılaştığı her hadiseyi dua fırsatına çeviren ağzı dualı peygamberimizin günlük olarak ve tekrar tekrar okuduğu ve bizlere de okumayı tavsiye ettiği dua ve zikirler, temelde Yüce Allah’ı her vesileyle anmaya, O’nu hatırda tutmaya, böylece imanı zinde tutmaya yöneliktir.

Kuşlar, ne kadar iri ve güçlü olurlarsa olsunlar, kendilerinden daha hafif olan şeyleri kapabilirler. Rüzgâr da hafif olan şeyleri uçurur ve savurur. Güçlü bir iman anıtı olan gerçek mümini ne rüzgâr savurabilir, ne kuşlar kapıp uçurabilir. Kur’ân’nın pek çok ayetinde nasıl da savruluyorsunuz böyle dediği kimseler de aslında imansız yahut inandığını sanan çok zayıf imanlı kimselerdir. Savrulan kimseler kaybetmeye ve helak olmaya mahkûmdurlar. Onun için savrulmamak için güçlü bir imana sahip olmak gerekir. İmanı güçlü kılan, bilinçlenmek ve onu sâlih amellerle desteklemektir. Müslüman mütevazı olandır. Ağırbaşlı mümin, güçlü imanı ile çokça yaptığı sâlih amelleriyle olgunlaşmış meyveleriyle dallarını aşağıya doğru eğen meyveli ağaç gibidir. O, imanı ve amelleriyle ağırdır, savrulmaz.

Ayette Yüce Allah’a ortak koşan kimse, gökten yere düşen kuşların kaptığı yahut rüzgârın sürükleyip uçuruma attığı bir parçaya benzetilmiştir. Aslında iman ve imanın gereği yapılan sâlih ameller kişiyi semaya/yüceliklere yükseltir ve kişiye değer kazandırırdı. Ama kişi şirk koşarak bu yükseklere çıkmak şöyle dursun, Yüce Allah’ın kendisine biçtiği saygın konumdan (Ahsen-i takvîm) aşağıların aşağısına yuvarlanmakta ve rüzgârın önünde savrulan değersiz bir şeye dönmektedir. Bu husus ayetlerde şöyle açıklanır:

İzzet isteyen kimse bilsin ki, izzet, bütünüyle Allah’ındır. Güzel sözler O’na yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir.Biz insanı en güzel şekilde yarattık. Sonra onu aşağıların en aşağısı kıldık.

Müminlerin inanarak yaptıkları amelleri Yüce Allah’ın katına yükselir, bu müminleri de Allah katında yüceltir, onlara değer kazandırır. Müşriklerin yaptıkları ise göğe çıkmak şöyle dursun, gökten yere düşüp havada uçuşarak savrulur. Zira onların yaptıklarının bir ağırlığı, Allah katında bir değeri yoktur. Onun için amellerin tartılacağı mizanda cennetlik olan iyiler tartıları ağır gelenlerdir, cehenneme atılacak olan kötüler ise tartıları hafif gelenlerdir.

İnsanın önünde iki yol vardır: Yak hak yol üzerinde kalacak ve o yolda ilerleyecektir; ya da batıl yollara sapıp savrulup gidecek, kaybedenlerden olacaktır. De ki: «Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah’tan başka şeylere mi yalvaralım?»

Ayet, müşrikin dünya hayatında iken savruluşunu açıklamış olabileceği gibi, küfür üzere ölen kişinin öldükten sonra ruhunun görevli melekler tarafından semaya çıkarıldığında, ona sema kapılarının açılmayışı üzerine meleklerin ruhu savurup atmalarına da işaret ediyor olabilir. Nitekim hadislerde bu konu açıklanmıştır: “Küfür üzere ölen kimsenin ruhundan, yeryüzünde görülmüş en pis kokan leş gibi bir koku çıkar. Görevli melekler ruhunu alıp yukarı doğru çıkarlar. Meleklerden her bir topluluğun yanından geçtikleri her seferinde mutlaka melekler: Bu kötü ve pis ruh da ne oluyor, derler. Onlara, bu filan oğlu filandır, diyerek, dünyada kendisine verilen isimlerin en çirkinini zikrederler. Nihayet o ruh ile dünya semasına ulaşırlar. Kapının açılmasını isterler. Fakat kapı onlara açılmaz. Daha sonra Rasulullah: “Onlara gök kapıları açılmayacaktır”, ayetiyle «Kim, Allah’a ortak koşarsa, gökten düşüp te kuşların kaptığı veya rüzgârın bir uçuruma attığı şeye benzer.» âyetini okudu.”

Bir tarafta iman ve ameliyle ötelere yükseldikçe yükselen mümin; öte yanda şirk ve isyanı ile aşağılara yuvarlandıkça yuvarlanan müşrik. Bir tarafta imanın yüce ufuklarına doğru kararlılıkla seyahat edenler, öte tarafta uçsuz bucaksız bir boşluğa, uçurumlara yuvarlananlar. Savrulmamak, uçurumlara yuvarlanmamak için ise Yüce Allah’ın kopmaz ipi (hablullah) sağlam kulpa (urvetu’lvüskâ) tutunmak, onun manevî gıdalarıyla beslenmek ve bilenmek gerekir. Şairin dediği gibi: Hasta olsam, ilacım, çorbam, sütüm o Kitap/Suda mantarım, gökte paraşütüm o Kitap.

Yırtıcı kuşlar avlarını yukarıları kaldırıp yere bırakırlar, ardından yere düşüp parçalanan avlarını bir güzel yerler. Müşrikin durumu da bu av hayvanının acıklı haline benzetilmiştir. Sonuçta müşrikin de tüm yapıp ettikleri yok olup gitmiştir. Zira ikilem içerisinde olan müşrikin düşünceleri de darmadağın, iç ve dünyası da paramparçadır.

Çarpıcı Meselin İbretlik Dersi:

Mümin, Yüce Allah’ın özüne/fıtratına kazıdığı tevhid üzere kalan ve yerden göğe, süfliyattan ulviyâta yükselen kimsedir. Müşrik ise, fıtrattan kopan, fıtrata yabancılaşan ve alçaldıkça alçalan kimsedir. O, ahlakî bakımdan da parçalanmış, erimiş ve çökmüş kimsedir.

O halde ey insanlık! Gelin bir olan, Yaratan ve Yöneten Yüce Allah’a inanın, O’na bağlanıp kul olun. O’ndan başka kimseleri, şeyleri ilahlaştırmayın, onlara bel bağlamayın. Dini yalnızca O’na has kılarak O’na içtenlikle teslim olun, O’na boyun eğin ve O’nun ölçüleri doğrultusunda bir hayat yaşayın ki değeriniz artsın, ağırlığınız ve vakarınızla ne kuşlar kapabilsin, ne rüzgârlar savurabilsin, ne de ins ve cin şeytanları size zarar verebilsin. Öyleyse Allah’a ortak koşmaksızın yalnızca O’na yönelerek pislikten/putlardan kaçının, yalan sözden çekinin.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir