Ümmetin Şiarı Olan Şûrâ, Kur’ân’da Bir Surenin Adıdır!
İstişare, şura, meşveret, danışma İslam toplumunun en temel meziyetlerindendir. Sözlükte danışma, görüş alışverişinde bulunma, danışan kimseye fikrini söyleyip onu yönlendirme, anlamına gelen şûrâ, bir meselede isabetli kararın ortaya çıkması için fikir alışverişinde bulunmanın adıdır. Sosyal ve siyasî hayattaki meclislerin temelini istişare oluşturur.
Kur’ân, istişareye büyük önem vermiştir. Bir Kur’ân suresinin adı, istişare anlamına Şûrâ suresidir. Bu surede şöyle buyrulur: Onların işleri aralarında danışma iledir. (Şûrâ 42/38) Ayet şûrânın İslam ümmetinin en temel özelliği olduğunu özellikle vurgulamaktadır. Nitekim bir önceki ayette müminlerin büyük günah ve ahlaksızlıktan kaçınanlar, öfkelendiklerinde kusurları bağışlayanlar, Rablerinin davetini kabul edenler olduğu belirtildikten sonra işlerinin istişare ile olduğu vurgulanmıştır. Devamında da onların infak edenler olduğu belirtilmiştir. Ayetlerde istişare iman, günahtan sakınma, afv, namaz ve infâk gibi müminlerin şiarı olan en temel hasletlerin arasında şûrânın sayılması oldukça dikkat çekicidir. Ayette onların işleri-ve emruhüm ifadesi ile müminlerin işlerinin kendilerine ait olduğu, onların kendi işlerini kendilerinin sahiplendiği ve başkalarının boyunduruğuna girmeden, despotlukla değil, kendi aralarında fikir ve güç birliği ile hallettikleri ifade edilmiştir.
İstişare ile ilgili bir başka ayet de şöyledir: Önemli iş hakkında onlara danış. (Âlu Imrân 3/159) Ayette geçen iş/emr kelimesinin, savaş olduğunu ve özellikle savaş konusunda istişarenin yapılması gerektiğini söyleyen ilim adamları olmuştur. Ancak kelimeyi genel manada ele alarak hakkında açık nas bulunmayan her işte istişare yapmanın gerekli olduğunu söyleyen âlimler çoğunluktadır… Nitekim Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: Biliniz ki, Allah ve Resulü müşavereden herhalde müstağnidirler ve fakat Allah Teâlâ bunu benim ümmetime bir rahmet kıldı. Onlardan her kim istişare ederse doğru yoldan mahrum kalmaz. Her kim de terk ederse hatadan kurtulmaz…Müşavere eden bir toplum, herhalde işlerinin en doğrusuna muvaffak olur. Bu sebeple Hz. Peygamber için istişare mendub olsa da ümmet için vaciptir. (Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili)
Yine bir ayette çocuğun sütten kesilmesi ile ilgili olarak ana-babanın istişare ile alacakları karardan bahsedilir. Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de sorumluluk yoktur. (Bakara 2/233) Ayet, ailede karşılıklı fikir alışverişinin, istişarenin önemine dikkatlerimizi çeker.
Kur’an, Sebe Kraliçesi Belkıs’ın devlet yönetimine ilişkin işlerde kavminin önde gelenleriyle istişare ettiğini övgüyle anlatır. (en-Neml 27/29-35).
Peygamberimiz de istişare eden kazanır, istişare etmeyen kaybeder buyurarak danışmanın önemine dikkat çeker. Hz. Peygamber, çok değişik meselede ashabı ile istişare etmiş ve bu konuda da bizlere en güzel örnekler sunmuştur. Oysa Hz. Peygamber, Yüce Allah ile irtibatlı olan, O’ndan vahiy alan, yanlış bir karar vereceği zaman Allah tarafından düzeltilen bir kişi idi. Buna rağmen o da ashabı ile istişare etmiş ve bu konuda da onlara en güzel örnekliği sunmuştur. Bu konuda Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Resûlullah”tan (sav) daha fazla ashâbıyla istişare eden bir kimse görmedim. (Tirmizî, Cihâd 35; İbn Hanbel, IV, 329)
Şöyle ki O, Mekke’de müşriklerin baskısı artınca ashabıyla istişare edip Habeşistan’a gitmelerini onlara tavsiye etmişti. Ezanın meşru olmasından önce namaza müminleri nasıl çağrılacağı konusunda ashabıyla istişare etmişti. Bedir esirleri konusunda istişare etmiş, Uhut savaşı öncesi savunma savaşı mı yoksa Medine dışında müşrikleri karşılama mı konusunda istişare etmiş, Hendek savaşı öncesi Medine’yi nasıl savunulacağı konusunda istişare etmiş, savaşın zorlu anlarında Medine hurma mahsülünün üçte birini Gatafanlılara verip vermeme konusunda istişare etmişti. İfk hadisesinde istişare etmiş, yine ailevi sorunlarda eşleriyle istişare etmiştir. Örnekleri çoğaltabiliriz
İlk bakışta şartları ashaba ağır gelen Hudeybiyye antlaşmasından sonra, sözünü dinlemeyen ashabı ile ilgili olarak Ümmü Seleme annemizle istişare etmiş ve onun tavsiyesi doğrultusunda hareket ederek mesele çözüme kavuşmuştur. Sadece umre niyetiyle yola çıkan Müslümanlarla, buna izin vermeyerek onları Mekke’ye sokmayan müşrikler arasında imzalanan anlaşmanın ağır şartları ashâbın o kadar zoruna gitmişti ki, anlaşma sonrası kurbanlarını kesip tıraş olmalarını söyleyen Peygamberlerinin emrine kimse karşılık vermemişti. Son derece üzülen Allah Resûlü, eşi Ümmü Seleme”nin yanına gidip olanları anlatarak onların bu durumunu hanımıyla istişare etmişti. Ümmü Seleme, Ey Allah”ın Resûlü, sen bunu yapmak istiyor musun? O hâlde çık, kurbanını kesinceye ve berberini çağırıp tıraş oluncaya kadar onlardan hiç kimseyle tek bir kelime konuşma diyerek ona çıkış yolu göstermişti. Eşinin bu fikrini uygulayan Peygamber Efendimiz, ashâbına örnek olmuş, sahâbe de onun yaptıklarını yapınca (Buhârî, Şurût 15) mesel çözüme kavuşmuştu.
Bu birkaç örnekten bile onun ibadetle ilgili konularda, savaş ve esirler gibi sosyal-siyasî konularda ve kendi ailesi ile ilgili konularda ashabıyla, aile fertleriyle istişare ettiğini görmekteyiz. O yaptığı istişareleriyle çevresindeki insanlara değer vermiş, onları dinleyerek gönüllerini almış, onları onura etmiş, onların görüşlerini alarak yaşananlara ortak olmayı, olumlu olumsuz sonuçlarda onların da sorumluluk sahibi olmalarını sağlamıştır.
İstişare edilen konu yalnızca kişinin kendisini ilgilendiriyorsa, istişare yapmakla kişi başka fikirlerden istifade etmiş olur. Şayet iş, başkalarını da ilgilendiriyorsa o zaman, kişi istişare etmekle onların da fikrini almış, sorumluluğa onları da ortak etmiş olur. Birden fazla kişi yahut kişileri ilgilendiren konularda bir kişinin tek başına karar vermesi, diğerlerine haksızlıktır. Böyle bir kişi ya kendi çıkarını düşünmektedir yahut da diğer kişileri önemsememektedir. İkisi da yanlıştır. Olumsuz sonuçlarda kişi tek başına karar vermekle bütün sorumluluğu üstlenmiş olacaktır. Bu da o kişi için dünya ve ahirette altından kalkamayacağı bir sonucu doğuracaktır.
İstişare yapılırken konu bütün açıklığıyla ortaya konulmalı, ilgili ve ehil olan herkesin görüşünü açıklamasına imkân verilmeli, karar alınırken adalet ve ümmetin hayrı-maslahatı gözetilmeli, her işte olduğu gibi bunda da Yüce Allah’ın rızasını gözetilmelidir.
Bugün Müslümanların işlerini üstlenen pek çok kişi/lider istişareden uzak durmakta, kendine güvenerek hareket etmekte, çoğu zaman da ya yanlış kararlar alabilmekte, istişaresiz olarak alınan karalar ise hayır ve bereket getirmemektedir. Hiç kimse Peygamberden daha yüksek bir makamda değildir. Peygamberimiz, hem de tüm peygamberlerden daha üstün bir makamda iken istişare etmişse makam sahiplerinin de istişareden kaçınmamaları gerekir.
Aile bireylerinin sorumluluğunu üzerine alan aile reisleri, aile fertleriyle istişare etmemektedirler. Ailenin ve çocukların geleceği ile ilgili kararlarda kendi fikir ve kararlarını dayatmaktadırlar. Bu fikir ve kararlar isabetli bile olsa, uygulama noktasında hayırlı sonuçlar getirmemektedir. Hele kadınlarla/kız çocuklarıyla istişare edenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Elbette çocukla istişare etmek, onun emrine girmek demek değildir. Doğru kararlar almada onların fikirlerinden istifade etmek, onlara değer vermek ve onları onura etmek, onları hayata hazırlamaktır.
Âmir konumunda olanlar, maiyetlerinde çalışanlarla istişare etmeyi hiç akıllarına bile getirmemektedirler. Oysa onlara danışmak, bilfiil işin içerisinde olanların tecrübe ve görüşlerinden istifade ederek daha isabetli ve daha bereketli işlere zemin hazırlayacaktır.
Okulda bir grup öğrencinin sorumluluğunu üzerine alan öğretmenler, öğrencileriyle istişare etmeyi zül addedebilmektedirler.
İşçilerinin sorumluluğunu üzerine alan işveren, onlarla ilgili kararları alırken onlara danışmamaktadır. Örnekleri çoğaltabiliriz.
İSTİŞARE, ORTAK AKILDAN İSTİFADE ETMENİN ADIDIR.
Unutulmamalı ki istişare, bilgi ve donanım açısından aşağı seviyede olanlarla da yapılır. İnsan ne kadar birikimli olursa olsun, göremediği taraflar olabilir ve yanılabilir. Bazen bir çocuk yahut bizden çok aşağı seviyede olan bir kişi çok isabetli görüşlerle hayatî değerde kararlara imza atabilir.
İstişare sonucunda alınan bir karar, kolektif akıl ürünüdür. Ben, bana yeterim, dediğim dedik diyenler, kendilerini bitirenlerdir.
Böyleleri hakkında bir hadiste, kim ben âlimim/her şeyi bilirim derse, o kimse cahilin ta kendisidir denilmiştir. Zaten Kur’ân, insanın kendi kendine yettiğini zannettiği sürece şımarıp azacağını haber vermektedir: Ama, insanoğlu kendini müstağni sayarak azgınlık eder. (Alak 96/6-7)
İstişare, hakkında kesin nas/ayet hadis bulunmayan konularda yapılır. İstişare bir meselenin dinî hükmünü öğrenmek için yapılıyorsa danışılan kişinin âlim ve âdil (dindar ve güvenilir) olması gerekir. İstişare dünyevî meselelerle ilgiliyse danışılan kişinin muhakemesi sağlam, tecrübeli, dindar, danışılan meseleyle ilgili özel amacı veya çıkarı bulunmayan biri olması gerekmektedir. (Talip Türcan, ‘Şûrâ’, DİA, 39/230-235) Nitekim hadiste “Danışılan, kendisine güven duyulan kimse demektir” (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 114; Tirmizî, “Edeb”, 57) buyurulmuştur.
İstişare meclisinde farklı görüşler olabilir. Her görüş sahibi kendi görüşünü gerekçeleriyle arzeder. Yapılan tartışmalar sonucunda bir görüş kabul edilir. Bazen çoğunluğun değil, az sayıda kişinin yahut liderin ortaya attığı bir görüş güçlü delillerle ortaya konulduktan sonra meclistekileri ikna eder ve kabul görebilir. Bir konuda istişare yapılır ve karar verilirse artık herkes o karar doğrultusunda amel etmelidir. Benim görüşüm kabul görmedi diye sonucu saygı duyup gereğini yapmaktan geri durmamalıdır. Bu da istişare adabı cümlesindendir. Zira şûrâ ayetinde, İş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah’a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever. (Âlu Imrân 3/159) Bu ayet, Uhud savaşı hakkında Peygamberimizin ashabıyla istişaresi üzerine inmiştir. Bilindiği üzere Peygamberimiz, onlarla istişare etmiş, kendi düşüncesi Medine’yi şehirde kalarak savunmak olduğu halde, ashabının ısrarlı istekleri sonucu Medine dışına çıkılmış ve sonuçta mağlubiyetle dönülmüştür. Ancak Peygamberimiz, onlara size uyduk böyle oldu, siz benim görüşüme uysaydınız böyle olmazdı gibi bir sitemde asla bulunmamıştır. Sonuçta Uhud savaşı ümmete, zaferle dönülen Bedir savaşından daha fazla ders ve mesaj bırakmıştır.
O halde, ey sorumluluk sahipleri, işlerinizi sahiplenin, önemseyin ve işlerinizde istişareye önem verin, unutmayın ki danışan yolda kalmaz.
