İnsan ve İmtihan!
Şu sınav dünyasına, imtihan için geldik. İmtihanın yerini, süresini, sorularını Yüce Rabbimiz belirliyor. O, hiç kimseye gücünün yetmeyeceği şeyleri yüklemiyor, cevaplayamayacağı soruları sormuyor. Dolayısıyla hiçbir kimsenin beni niçin şu zamanda, şu mekânda, şu kadar sürede, şu sorularla sınadın deme hakkı yoktur. Herkese düşen tâbi tutulduğu sınavda başarılı olmak için gayret etmektir. Zaten Müslüman, içerisinde bulunduğu her hali hayra dönüştürmesini bilen kimsedir. Bir hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Müminin işine şaşılır, zira onun her hâli, her işi hayırdır. Bu durum yalnızca mümin için söz konusudur. Şöyle ki mümin bir nimete erer, şükreder, bu onun için hayır olur. Bir bela ile karşılaşır, sabreder, bu da onun için hayır olur.
Buna göre bizler, her zaman ve şartta, her yer ve ortamda Yüce Yaratıcının kuluyuz ve O’na, O’nun yasalarına bağlıyız. Yalnızca darda zorda kaldığımızda değil, her ân ve her şartta O’na aidiz, O’nun gözetimi altındayız. Mümin, günlük olarak yaşadıklarını/adetlerini ibadetlere dönüştürmesini bilen kimsedir. Nitekim bir ayette bu durum şöyle açıklanmıştır: Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı anarlar… Zaten insanın üç hali vardır. O, ya ayakta bir eylemin içerisindedir ya oturmaktadır yahut da yanı üzere yatmaktadır. İman adamı, her üç halinde Yüce Rabbinin huzurunda olduğunun bilincinde, O’nu hatırlayarak, diliyle ve haliyle O’nu anarak bu üç halini/yani her halini anlamlı hale getiren kimsedir.
Bir hadislerinde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Kıyamet kopuyorken bile sizden birinizin elinde bir fide varsa, onu diksin! Ufuk Peygamberinin bu yönlendirmesi bize en kritik anda bile hayattan kopmamayı; ümitsizliğe düşmemeyi; her zaman ve her şartta yeşili-çevreyi korumayı, hayırlı nesiller yetiştirmeyi; kimseyi dışlamadan herkesin hidayeti için koşturmayı öğretiyor. Şimdi bir düşünelim, kıyamet kopmakta ve elimizde bir fidan bulunmakta. O fidanı diksek de kıyamet kopacak ve fidanın yaşaması mümkün olmayacak, kimseye de bir yararı olmayacak. Ama mümin olarak biz, bize düşeni yapmış olarak Rabbimizin huzuruna gitmiş olacağız. Zira mümin, hayırlı bir işte yorulan ve bir başka hayırlı işe doğrulan, hep hayırlı işlerde yorulup dinlenen kimsedir. Önemli olan, ölüm meleğinin bizi hayır bir eylemin içerisinde bulmasıdır. Gerçek mümin, cennete girene kadar hayır dinlemeye/hayır işlemeye doymaz.
Ömür Boyu Sınav!
Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle sınarız, sabredenlere müjdele.
Ayetteki korku, düşman, hastalık, ölüm ve kıtlık-iflas korkusu; açlık oruc ibadeti yahut kıtlık; malların eksilmesi zekât ibadeti, diğer maddî harcama ve kayıplar; canlardan eksilme hastalık ve ölümler; ürünlerden eksilme evladın ölümü yahut diğer maddî zayiatlar ve bereketsizlik olarak anlaşılmıştır. Ayet, hastalıkların da bir sınav sorusu olduğunu bize bildiriyor. Elbette insan, alması gereken tedbirleri alacak, hastalanmamak için çaba gösterecek, hastalanmışsa tedavi olmak için çırpınacak, ancak her hal ü karda sonuçları Yüce Yaratıcıya bırakıp tevekkül edecektir. Nitekim tüm bu sınav soruları karşısında Yüce Rabbimiz bizlere sabretmeyi ve Biz Allah’a aidiz/O’nun için varız ve sonunda yaptıklarımızdan sorgulanmak üzere O’na döneceğiz dememizi istemektedir.
İnsanlık, Korona Sınavından Kaç Puan Kazandı?
Şu korona günleri de aslında insanlık için bir sınav sorusu olmuştur. Bütün insanlık çok yönlü olarak bu imtihan sorusuyla sınanmıştır. Her şeyden önce insanlık, acziyetini bir kere daha görmüştür. Gözle görülmeyen küçücük bir virüsün ne kadar tehlikeli olabileceğini, insanlığın çoğu zaman övünüp kibirlendiği maddî birikim ve teknolojik imkânların yetersiz ve aciz kaldığına bir kez daha tanık olmuştur. Kimi insan bana bir şey olmaz, atın ölümü arpadan olsun, kaderimde varsa olur, olacakla öleceğe çare yoktur diyerek bu sınavda tedbirsizliğin içerisinde kaybedenler sınıfına düşmüştür. Tedbirsizliği ile farkında olarak yahut olmayarak hem kendisini, hem çevresini tehlikeye atmıştır. Kimi insan, asırlar önce bulaşıcı hastalıkların olduğu yere girmeyin, bulunduğunuz yerde bulaşıcı hastalık varsa oradan çıkmayın diyerek insanlığa karantina dersi veren, temizliği imanın temellerinden sayan İslam Peygamberinin azizliğini bir kez daha fark etmiştir. Kimileri suyla, temizlik maddeleri ile dezenfekte olurken, abdestle-namazla-duayla manen ve maddeten dezenfekte olmayı/arınmayı düşünememiştir… Kimi aldığı tüm tedbirlere rağmen yakalandığı bu hastalık sonucu derecesini yükseltmiş yahut vefat ederek belki de şehitler kervanına katılmıştır. Kimi insanlığın bu zorlu sınav gününde fedakârca koşturarak sevap hanesine bol puanlar eklemiştir. Yani sınav sonucu herkes duruşuna göre farklı puanlar almıştır.
Sızlanan ve Her halükarda Sabreden İnsan!
Yarattığı insanı bütün özellikleriyle en iyi bilen Yüce Yaratıcı, insandaki zafiyetlere dikkatlerimizi çekerken şöyle buyurur:
İnsan, gerçekten pek huysuz yaratılmıştır/hep sızlanıp durur: Başına bir fenalık gelince feryat eder. Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder…
Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman, o: Rabbim beni şerefli kıldı, der. Ama onu sınamak için rızkını daraltıp bir ölçüye göre verdiği zaman: Rabbim bana hor baktı, der.
İnsan iyiliğin gelmesine dua ettiği gibi, kötülüğün gelmesine de dua eder/dua eder gibi beddua eder. Esasen insanoğlu acelecidir.
Önemli olan insanın başına gelenleri sabır ve metanetle karşılaması, başına gelen şeylerin önünü sonunu görmesi, onları hayra dönüştürmenin gayret ve çabası içerisinde olmasıdır. İnsan, neyin hayırlı neyin hayırsız olduğunu her zaman ve yalnızca dış görünüşe bakarak bilemeyebilir: Savaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.
Pişmanlıkta Samimi Olunursa Dünyadaki Pişmanlık Fayda Verir
Zafiyetlerimize, yanılgılarımıza dikkat çekerek bizi istikamet üzere anlamlı bir hayata hazırlayan, güçlü-azimli olmayı bize öğreten hayat kitabımız Kur’ân’da şöyle buyrulur:
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince de yese düşer. De ki: Herkes yaradılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir. İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır.
Denizde bir sıkıntıya düştüğünüz zaman, Allah’tan başka yalvardıklarınız kaybolup gider, fakat O sizi karaya çıkararak kurtarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan pek nankördür.
Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O’na hemen es koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.
Sizi karada ve denizde yürüten Allah’tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgârla götürürken yolcular neşelenirler; bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise Allah’ın dinine sarılarak, Bizi bu tehlikeden kurtarırsan and olsun ki şükredenlerden oluruz, diye O’na yalvarırlar. Allah onları kurtarınca, hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar! Geçici Dünya hayatında yaptığınız taşkınlık aleyhinizedir. Sonra dönüşünüz Bizedir. Yaptıklarınızı size bildiririz.
Dağlar gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar; onları karaya çıkararak kurtardığında, içlerinden bir kısmı doğru yolda kalır. Zaten ayetlerimizi bilerek ancak hain nankörler inkâr eder.
De ki: Kara ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız diye O’na gizli gizli yalvarır yakarırsınız.
O halde bizler, bu ayetleri sürekli okumalı ve bollukta kabul ettiğimiz Rabbimizi darlıkta da kabullenmeliyiz. O’nun bize bahşettiği var olma, sağlıklı olma, maddî manevî sayısız nimetlere sahip olma gibi bahşettiği şeyler yanında, hastalık, darlık gibi sınav sorularının geçici ve daha kısa süreli olduğunu görmeliyiz. Darda-zorda kaldığımızda iyi-dürüst faydalı insan olacağımıza dair verdiğimiz sözleri unutmamalıyız.
Tabi tutulduğu zorlu sınav sonucu malını, evladını, sağlığını kaybeden Hz. Eyyub’un, karısına söylediği şu sözler ne kadar anlamlıdır: Yüce Allah bana seksen yıllık sıhhatli afiyetli bir ömür verdi. Buna karşılık yedi yıldır bu sıkıntıları çekmekteyim. Şimdi bana seksen yıl sıhhat afiyet, variyet veren Yüce Rabbimize şu birkaç sene hastalık verdi diye şikâyette bulunursak bu insafa sığar mı?Ben yalnızca O’na şöyle dua ederim: Rabbim, başıma bir bela geldi, Sense merhametlilerin en merhametlisisin!
Son Pişmanlık Fayda Vermez: Ahiretteki pişmanlık
Onlar Kur’ân’dan alıkoyarlar ve ondan uzaklaşırlar. Böylece yalnız kendilerini mahvederler de farkına varamazlar. Onların, ateşin kenarına getirilip durdurulduklarında, keşke dünyaya tekrar döndürülseydik, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve inananlardan olsaydık, dediklerini bir görsen! Hayır; daha önce gizledikleri onlara göründü. Eğer geri döndürülseler yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler. Doğrusu onlar yalancıdırlar.
Onlardan birine ölüm gelince: Rabbim! Beni geri çevir, ne olur geri döndür, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim, der.
Suçluları Rablerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık, derlerken bir görsen!
Bunları bize haber veren, doğrudan başka bir şey söylemeyen Yüce Allah’tır. O halde, ahiretteki bu acı akıbetler başa gelmeden tedbirimizi almalı, yapılması gerekeni yapmalı, bu ömür süresinin sınırlı olduğunu düşünerek en güzel, en anlamlı ve en verimli şekilde değerlendirmeye gayret etmeliyiz. Unutmayalım verdikleri sözlerde durmayanlar, pişmanlıklarında samimi olmayanlar dünya ve ahirette kaybedenler olacaktır.
