Varlığın İlahî Mayası Merhamet
Şefkat, acımak, esirgemek, insaflı davranmak anlamlarına gelen merhamet, Yüce Allah’ın rahman isminin bir yansımasıdır.
Kur’ân-ı Kerîm’de merhamet kelimesi bir âyette geçerken rahmet 114 defa tekrar edilmiştir. Ayrıca 260 kadar âyette Allah’ın rahmân ve rahîm isimleriyle aynı kökten olan çeşitli fiil ve isimler yer almaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de geçen rahmet kelimesi doksan iki yerde zât-ı ilâhiyyeye nisbet edilmiştir. Ayrıca 119 yerde fiil kalıbında, elli yedi yerde rahmân ve 114 yerde rahîm ismi şeklinde yine Allah’a izâfe edilmiştir. Cenâb-ı Hak dört âyette “erhamü’r-râhimîn”, iki âyette “hayrü’r-râhimîn” olarak nitelendirilmiştir. Merhamet kaynağı olan Yüce Allah, merhametlilerin en merhametlisi ve en hayırlısıdır.
Rahman ve Rahim olan Yüce Allah, kendisine rahmeti yazmış, rahmetinin bir yansıması olarak varlıkları yaratmış, onlara rahmetinden bir pay vermiş, varlığı rahmet mayasıyla mayalamıştır. Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Allah rahmeti yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını yanında tuttu, bir parçasını ise yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça (rahmet) sayesinde bütün mahlûklar birbirlerine merhametli davranırlar. Hatta kısrak (yavrusunu emzirirken) basıp da ona zarar verme korkusuyla ayağını (bu rahmetin eseriyle) kaldırır.” Bize düşen O’nun rahmetinden payımıza düşeni azami ölçüde alabilmektir.
Yüce Allah, tüm varlıklara rahmetini yansıttığı gibi bizden de tüm varlıklara merhametli olmamızı istemiştir. Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” aslında her insanda merhamet yeteneği vardır, önemli olan onu gün yüzüne çıkarmak ve hayata yansıtabilmektir. Bunun için kâinattaki Yüce Yaratıcının rahmet izlerini görmek, tüm insanlığa merhamet kucağını açan insanlık sevdalısı Peygamberleri ve Allah dostlarını yakından tanımak ve onların ahlakıyla ahlaklanmak gerekir.
BESMELEYLE GIDALANIP HER İŞE BESMELE MÜHRÜ VURMAK
Besmele Kur’ân’ın bir ayetidir ve anlamı, Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla demektir. Kur’ân bu cümleyle başlar, sureler bu cümle ile başlar, mümin her önemli/hayırlı işine de bu cümle ile başlar. Çünkü Peygamberimizden öğrendiğimize göre, başında besmele çekilmeyen her iş, hayırsız ve güdüktür. Onun için Müslüman hayata besmeleyle başlar, hayatı besmeleyle anlamlı hale getirir. Onun su içmeye, yemek yemeye başlaması besmeleyledir. O, okumaya yazmaya besmeleyle başlar. Yola besmeleyle çıkar, arabasına besmeleyle biner. Dükkanını tezgahını besmeleyle açar. Düğün dernek, meclis merasim açılışını besmeleyle yapar. Dünya evine besmeleyle girer.
Müminin dilinden hiç düşürmediği besmele hayırlı işe vurulan rahmet mührüdür, her hayırlı işin markasıdır. Başında besmele çekilerek kesilen hayvan helal olduğu gibi, başında besmele çekilen her iş meşrudur. Harama besmele çekilmez, Müslüman da başında besmele çekilmeyen işe yaklaşmaz.
Bu kutlu cümlede Yüce Allah’ın iki ismi zikredilmektedir. Er-Rahman ve er-Rahîm. Her ikisi de rahmet kökünden gelir. Evet Yüce Yaratıcı, iyilik ve nimet, rahmet ve merhamet kaynağıdır. Var olan her şey O’nun rahmeti sayesinde var olup varlıklarını sürdürürler. Dünya ve ahiretteki tüm hayır ve güzellikler, O’nun rahmetinin görüntüleridir. O, dünyada inanan inanmayan herkese rahmet eder, Ahirette ise sadece inananlara merhamet edecektir. Her kutlu işin anahtarı olan ve bir Kur’ân ayeti olan ‘Besmele’de bu iki sıfat özellikle geçer. “Sizin ilahınız Rahman ve Rahim olan Allah’tır.” “Şüphesiz O, müminlere karşı Rahîmdir.” “O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”
Rahmet ve merhamet isteyen, O’na yönelmeli, O’nunla bağlantı kurarak rahmeti haketmeye çalışmalıdır. En önemlisi de Yaratandan ötürü yaratılanı sevip O’nun kullarına merhameti esirgememelidir. Rahman ismi de Yüce Allah’a has özel bir isim olup tam anlamıyla tercümesi bile mümkün değildir. Dolayısıyla ‘esirgeyen’ ifadesi onu karşılamaz. Rahîm sıfatı ise başkaları için de kullanılabilir. Taberî, Rahmân ve Rahîm isimleri arasında fark olmadığını söyleyenleri eleştirirr ve Rahmân isminin Rahîm ismine göre daha kapsamlı olduğunu söyler.
Rahmân, bir Kur’ân suresinin adıdır. Rahmen suresinin ilk ayetlerinde şöyle buyrulur: “Rahman, Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı. Ona açıklamayı öğretti.” Yüce Allah Kur’ân nimetine dikkatlerimizi çekerken özellikle Rahmân ismiyle söze başlamıştır. Zira, Kur’ân’ın insanlığa indirilişi ve öğretilişi Rahman’ın en büyük tecellisidir. Çünkü O, insanlığın hayat düsturunu göndererek onlarla ilgilenmiş, onları dünya ve ahirette huzur ve mutluluğa götürecek yolları göstermiştir. O’nun insanlığa bu rahmet yansıması ilk insana verilen kitap (sahifeler) ve öğretilen ilahî öğretilerle kesintisiz devam etmiştir.
Kur’ân’ın inişi gibi Hz. Peygamberin gelişi de rahmettir. Zira O, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Evet, O’nun gelişi yalnızca kendi zamanına, kendi coğrafyasına yahut müminlere değil tüm âlemler için rahmet sebebidir. Yeter ki, varlıklar alıcılarını O’nun rahmet vericisine çevirebilsinler. Burada yapılması gereken Rahmet Elçisinin önderliği ve örnekliğinde, onun insanlığa getirdiği hayat düsturu rahmet kitabının rehberliğinde hayatı merhamet yumağına dönüştürebilmektir. Unutmayalım ki rahmet elçisini tanıdıkça, rahmet kılavuzunu anlayıp hayatımıza taşıdıkça merhamet elçileri olarak hem kendimize hem çevremize rahmet nazarıyla bakabileceğiz ve onlara merhamet kanatlarımızı indirebileceğiz. Bugün insanlığın hayatını karartan, çevreyi katleden, varlıkları hoyratça tüketen, dünyayı içindekilere zindan edip kirletenler Rahmet elçisini layığıyla tanımayanlar ve onun merhamet pınarlarından nasiplenemeyenlerdir.
Hayat membaı olan yağmurun gelişi de rahmettir. Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Allah’tır. Rüzgârlar, yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltip, çıkarırız; belki bundan ibret alırsınız. Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O’dur. O, övülmeye layık olan dosttur. Rahmet olan yağmur, canlılar için hayat sebebidir, kirleri yur yıkar, berraklığıyla gönüllere huzur verir, akışıyla gözleri ferahlatıp dinlendirir, ölü toprağı diriltir, yeşertir… Merhamet de öyledir, O da kişileri ve toplumu ihya eder, dinlendirir ve huzur verir. Vahiy de yücelerden gelir, yağışlar da yüce göklerin derinliklerinden iner. Her ikisi de diriltir, varlıklara hayat verir, huzur verir.
İslam toplumu da rahmet tohumlarıyla yeşerir, yetişir ve sonuçta her yeri rahmet kaplar. O toplumu oluşturan Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” İman harcıyla birbirine kaynaşıp kardeş olan müminler, rahmet yansımalarıyla birbirlerini severler, birbirlerinin dertleriyle dertlenirler, birbirlerini koruyup kollarlar. Müminin gönlüne ekilen merhamet tohumları, yeşerip meyveye durunca o meyvelerden yalnızca insanlar değil tüm varlıklar yararlanır. Artık o mümin, eşyaya merhamet gözüyle bakar, herhangi bir şeyi israfta, günahta kullanamaz. Bir meyve ağacından meyve koparırken bile nazik ve narin davranır. Hayvanlara aynı gözle bakar, onlara eziyet edemez. Karıncayı bile incitmekten sakınır. Çünkü o bilir ki susamış bir köpeğe su vermekle kişi Rahmanın merhametine mazhar olur; aç susuz bırakarak bir kedinin ölümüne sebebiyet vermekle Rahmanın rahmetinden mahrum kalır.
Konuyla ilgili pek çok nebevî yönlendirmeden bir kaçı şöyledir: On tane çocuğu olduğu halde hiç birisini alıp öpmediğini söyleyen bir bedeviye Rahmet Elçisi, şöyle çıkışmıştır: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Allah kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim!”
“Bir kadın/bir kişi, kedisini hapsederek açlıktan ölmesine neden oldu ve bu yüzden azaba duçar oldu.” “Bir kişi/kadın, mestini çıkararak çölde susamış bir köpeği suladı, bu yüzden Allah onu bağışladı.” “Peygamberlerden birini bir karınca ısırdı. O da öfkelenerek karıncanın yuvasının yakılmasını emretti. Bunun üzerine Allah ona şöyle vahyetti: Bir karınca ısırdı diye sen, tesbih eden bir ümmeti yaktın öyle mi!“ Bir keçiyi sağan adama Peygamberimiz şunları söylemiştir: “Ey Falan! Sağdığında yavrusu için de süt bırak.” Kendisine hayvanlara yapılan iyilik için de mükafat var mı diye soran bir adama şu cevabı vermiştir: “Evet, her yaş ciğer sahibi canlı için yapılan iyilik için mükafat vardır.”
Davarları yapraklarını yesin diye, bir ağacı sopayla çırpan adama şöyle müdahale etmiştir: “Ey Arabi! Ağır ol bakalım, ağaca vurarak, onu kırıp dökerek değil, tatlılıkla sallayarak yaprağını dök!”
Müminlere bu engin ufku bizzat Hz. Peygamber çizmiştir. O şöyle buyurur: “Merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değildir. Asıl merhamet bütün yaratıkları kuşatan merhamettir, evet bütün mahlukatı kuşatan bir merhamet.”
Cüneyd Bağdâdî İslam’ın yetiştirmeyi hedeflediği ideal insan tipini sûfî diye isimlendirerek şöyle tanımlar: “Sûfî/Arif toprak gibidir. Üzerinde iyi kötü herkesi ve her şeyi taşır. Bulut gibidir, herkesi gölgelendirir. Yağmur gibidir, herkese rahmet olur yağar. Üzerine atılan her türlü pisliği içinde eriten, temizleyen ve içinden güzel şeyler bitirerek o pislikleri güzelliklere dönüştüren verimli bir topraktır o.”
O halde Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’a inanan Müslüman! Üzerindeki ve çevrendeki varlıklardaki Yüce Yaratıcının kuşatıcı rahmetinin izlerini fark et. Yüce Allah’ın insanlığa sunduğu Rahmet Düsturu Kur’ân’ı oku, anla ve yaşa. Bu konuda Rahmet Elçisini örnek al, izle ki Rahmete eresin ve nihayet merhamet adamı olarak Rahmet-i Rahmana kavuşasın.
