Kur’ân Namaz İlişkisi

Salât, Kur’ân’ın temel kavramlarından biridir. Salâ kökünde ateşi yakmak, ateşte yanmak, kızarmak gibi anlamlar vardır. Kur’ân’da salât dua, zikir, ibadet anlamlarında kullanılmıştır. Buna göre namaz kılan kimse, ilahî huzurda durmakla, kendini huzura vermekle adeta kendinden geçmekte, yanıp tutuşmaktadır.

Salât, şu ayetlerde dua anlamında kullanılmıştır:

Mallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et (salli); senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir. (Tevbe 9/103)

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât ederler; ey inananlar! Siz de ona salât edin ve içtenlikle ona selam edin. (Ahzâb 33/56) Yüce Allah’ın Peygambere salâtı, onu anması, sevmesi, övmesidir. Meleklerin salâtı, onu anmaları, övmeleri ve ona dua etmeleridir. Müminlerin Peygambere salâtı ise, onu anmaları, övmeleri, sevmeleri ve ona dua etmeleridir. Aslında peygambere salât ve selam etmek, ona bağlı olduğunu, onun izinde olduğunu ilan etmektir.

Pek çok ayette de belli vakitlerde, belli şekillerde yapılan ve dilimizde namaz diye bilinen ibadetin adı olarak geçmiştir. Aslında bu ibadetin içerisinde en başta dua etmek, teslim olmak, ilahî huzurda kendinden geçmek, yanıp tutuşmak gibi şeylerin hepsi vardır/olmalıdır. Râgıb’ın ifadesiyle, namaz kılan kişi, namaz ibadetiyle kendini ilahî ateşe atıp kendinden geçmektedir. (el-Müfredât, s, 288) İbadetin yapıldığı yerler için de salavât kavramı kullanılmıştır. (Hac 22/40) Zaten Yüce Rabbin anıldığı, övüldüğü, kendisine ibadet yapıldığı her yer salavât hükmündedir. Bunun için Peygamberimiz, yeryüzü bana mescit kılındı (Buharî, Müslim, Ebû Davûd, Nesâî, Dârimî, Ahmed) buyurmuştur. Bu hadiste yeryüzünün her temiz yerinde ibadet yapılabileceğine, yeryüzünün her yerinde mescitteymiş gibi günahlardan ırak olunması gerektiğine ve yeryüzünün her yerinin maddî ve manevî kirlerden temiz tutulması gereğine işaret edilmiştir.

Namaz, zikir arasında da yakın ilişki vardır. Çünkü namaz kılmakla mümin Rabbini hatırlamış, O’nun huzuruna çıkmakla haliyle ve namazda okuduklarıyla diliyle Rabbini anmaktadır. Kur’ân’ın da bir adı zikirdir. Dua zaten kulun Rabbini hatırlaması ve O’na sığınmasıdır. Dolayısıyla namaz ibadetiyle, zikir, dua ve Kur’ân bir araya gelmektedir.

Şüphesiz Ben Allah’ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl. (Tâhâ, 20/14) Benim Zikrimden/Kitabımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşr ederiz. (Tâhâ, 20/124) İlk ayette Yüce Rabbimiz, zatını anmak için znamazı emretmektedir. Çünkü namaz, baştan sona zikirdir. Namaz kılan, Rabbini hatırlamış ve O’na olan kulluk borcunu ifade etmek için namaza davranmıştır. İkinci ayette ise Kur’ân, zikir olarak ifade edilmiştir. Çünkü Kur’ân da lafız ve manasıyla bize Rabbimizi hatırlatan, O’nun anmak için en güzel zikir örnekleri sunan Kitaptır. Görüldüğü gibi dua, zikir, Kur’ân hepsi namazda buluşmaktadırlar.

Namaz Kıyamdır, Kur’ân Kıyam Kitabıdır!

Namazın rukünlerinden biri kıyamdır. Kıyam, namazda ayakta durmaktır. Kıyam, ilahî huzura kabul edilişin göstergesidir. Namazın en faziletli ruknü kıyamıdır. En faziletli namaz, kıyamı uzun olandır. Çünkü kıyamda aynı zamanda kıraat ruknü vardır. Kıraat ruknü, ancak Kur’ân okumakla gerçekleşir. Namaz içerisinde Kur’ân yalnızca namazın kıyamında okunur. Kıyamın dışındaki rukünlerde, dua niyetiyle dua ayetleri okunabilir. Artık, Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun (Müzzemmil 73/20) ayetindeki emrin yerine getirileceği rukün kıyamdır. Bir başka ayette şöyle buyurulmuştur:

Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namazı ikame et; sabah vakti de namazı ikame et, zira sabah namazına melekler şahit olur. (İsra 17/78) Ayette sabah namazı için kurâne’lfecr/sabah okuyuşu denilerek sabah namazının kıraatine dikkat çekilmiştir. Bu, şahitli namaz olan sabah namazında kıraatin diğer namazlara göre daha uzun olacağına da işarettir. Sabah namazı rekat sayısı bakımından kısa, kıraat bakımından en uzun namazdır. Ayette bir anlamda namazla Kur’ân aynîleştirilmiştir. Zira namaz kılmak Kur’ân okumaktır, Kur’ân okumak da namaz kılmaktır, her ikisi de ibadettir. Namazda kıraat ruknü olmazsa, namaz eksik olacaktır. Onun için salate’lfecr/sabah namazı denmemiş de kur’âne’lfecr/sabah kur’ânı denmiştir. Bu Müslüman için yeni günün namazla ve namazda okunan Kur’ân ile başlaması demektir. Namaz ve Kur’ân ile günün açılışını yapan Müslüman, o günü o doğrultuda yaşayacaktır. Günün diğer vakitlerinde de namaz olacak, diğer zamanlar da Kur’ân aydınlığında müslümanca bir hayat olarak gerçekleşecektir.

Kur’ân’ın, başka bir rukünde değil de özellikle namazın kıyamında okunması, onun kişiyi ayağa kaldıran, ayakta tutan, diri ve dinç tutan bir ibadet olmasındandır. Bu yüzden de ayetlerde namaz kılın ifadesinden çok ekîmû/namazı ikame edin/namazı ayağa kaldırın ifadesi yer almıştır.

Kur’ân’da münafıkların namazlarından bahsedilirken müsallîn/namaz kılanlar ifadesi kullanılırken; müminlerin namazı ikâme edenler/mükîmûn oluşlarına özellikle vurgu yapılmıştır (Nisâ 4/162, Hac 22/35). Zaten İslam toplumu namazı ayağa kaldıran ve namazla ayakta kalan toplumdur. Toplumda namazın ihmal edilmesi, terk edilmesi ise toplumun ayaklar altında sürünmesi demektir. Buna göre müminler namazı ikâme ederler, münafıklar güya namazı kılarlar, kâfirler ise hiç namaz kılmazlar.

Münafıkların namazından bahsederken ayetlerde şöyle denir: Vay o namaz kılanların haline ki, onlar kıldıkları namazdan gafildirler. (Mâûn 107/4-5) Cehennem ehli kâfirler de ateşe düşüş sebebi olarak Namaz kılanlardan değildik (Müddessir 74/43) diyerek münafıklar kadar bile namaz kılanlardan olmadıklarını itiraf edeceklerdir.

Namazla Diriliş-Namazla Diri Kalış!

Namazın ikamesi, onun vaktinde, erkân-adap ve ruhuyla edâ edilmesi demektir. Şekil olarak yerine getirilen fakat ruhtan yoksun olan bir namaz kâmil bir namaz değildir. Aynı şekilde görünüşü bakımından özensiz kılınan namaz da eksik olacaktır. Asıl olan hem şekil itibarıyla, hem mana itibarıyla namazın eda edilmesidir. Nitekim Müminûn suresinde müminlerin temel özellikleri sayılırken namazla başlanmış, namazla sonlandırılmıştır. İlk olarak Onlar namazda huşu içindedirler (Müminûn 23/2) denilmiş; diğer özellikler sayıldıktan sonra konu tekrar namaza getirilerek Namazlarına riayet ederler (Müminûn 23/9) buyurulmuştur. Demek ki müminler hem içtenlikle namazlarını kılacaklar, hem de namazı eda ederken ve namaz sonrasında namaz ruhunu devam ettirerek namazı ikame edeceklerdir. Onlar namazlarında dâim (Meâric 70/23), namazlarına muhafızdırlar (Bakara 2/238, Enâm 6/92, Müminîn 23/9, Meâric 70/34).

Özetleyecek olursak namazsız İslam ve namazsız Müslüman olmaz. İslam namazla başlar, namazla kendini gösterir, namazla varlığını sürdürür. Namaz ve namaza çağrı bir toplumun Müslümanlık göstergesidir. Onun için bu dünya hayatı namaz vakitlerine göre programlanan mümin, dünyadan göçüp giderken üzerine dua niyetiyle kılınacak namazla uğurlanacaktır. Zaten hayat, iki namaz vakti arasıdır. İman adamı kıldığı namaz ile kılacağı namaz arasında bu dünyadan geçer gider. Vesselam

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir